Sosyalist Eşitlik ve IYSSE, öğrenci protestoları üzerine uluslararası çevrimiçi toplantı düzenledi

Muhabirlerimizden
26 Ocak 2021

Türkiye’deki Sosyalist Eşitlik Grubu (SEG) ve Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE), 17 Ocak’ta ülkede devam eden öğrenci protestoları üzerine “Demokrasinin küresel çöküşünün ortasında Boğaziçi Üniversitesi protestoları için ileriye giden yol” başlıklı çevrimiçi bir toplantı düzenledi. Toplantıyı SEG önderlerinden, Dünya Sosyalist Web Sitesi yazarı Ulaş Ateşçi yönetirken çeşitli üniversitelerden IYSSE destekçileri de etkinlikte konuştu.

En önemlisi ise bu, uluslararası bir toplantıydı. 6 Ocak’ta Washington’da düzenlenen faşist darbe girişiminden kısa bir süre sonra yapılan etkinliğe, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (ABD) Ulusal Sekreteri Joseph Kishore ile Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Sekreteri Peter Schwarz katıldı. Canlı yayın kaydını buradan izleyebilirsiniz.

Toplantıya Detroit’ten bağlanan Kishore, demokratik haklara yönelik saldırının, hükümetlerin koronavirüs pandemisine verdiği feci yanıtın, düşen yaşam standartlarının ve artan eşitsizliğin küresel karakterinin altını çizdi; işçilerin ve gençliğin tüm dünyada ortak bir mücadele içinde uluslararası birliğinin gerekliliğini vurguladı.

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci protestosu, İstanbul, 4 Ocak 2021. (WSWS Medya)

Kishore, konuşmasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önceki iki haftada yaşanan durumu ve Trump’ın darbe girişiminin ayrıntılarını ele aldı. Komplonun kapsamını örtbas etmek için ellerinden gelen her şeyi yapan Demokratların gerici rolünü gözler önüne serdi.

Kishore, Demokratların en büyük korkusunun “Trump’ın darbe girişimine karşı, tüm egemen sınıfla ve kapitalist sistemle çatışmaya dönüşecek bir işçi sınıfı hareketinin ortaya çıkması” olduğunu belirtti.

Kishore, konuşmasında, Demokratik Parti’ye yönelimi ile “evrensel bir ‘sol’ siyaseti temsil eden” Bernie Sanders’ın kampanyasını teşhir etti ve Sanders’ın kampanyasının sonucunun gerçekte “daha fazla sağa kayış olduğunu” açıkladı.

Kishore, temel toplumsal bölünmenin sınıf değil ırk ve cinsiyet olduğunu iddia eden kimlik politikalarının gerici karakterini ortaya çıkararak şunları söyledi: “Irksal politika, ulusal politikanın belirli bir biçimidir... İşçileri bölmeyi, bir ırkı diğeriyle, bir milliyeti diğeriyle karşı karşıya getirmeyi amaçlar. Bu siyaset gericidir ve ona amansızca karşı çıkılmalıdır.”

SEP ulusal sekreteri, konuşmasında son olarak, “Amerika Birleşik Devletleri işçi sınıfı içinde Amerikan siyasetinin tüm gerici çerçevesine derin bir muhalefet olduğunu” anlamanın öneminin altını çizdi: “İki Amerika var. Fakat bunlar ‘beyaz Amerika’ ile ‘siyah Amerika’ değil. Wall Street’in, Pentagon’un, CIA’in, oligarşinin Amerika’sı ile işçi sınıfının Amerika’sı.”

Amerika Birleşik Devletleri’nin “devasa toplumsal patlamalar ve muhalefet olmadan faşizme sürüklenmeyeceğini” vurgulayan Kishore, şu güçlü çağrı ile sözlerini bitirdi: “Tarihin derslerine dayanan ve işçi sınıfının dünya genelinde siyasi iktidarı ele geçirerek kapitalist sistemi ortadan kaldırmasını hedefleyen yeni bir siyasi hareketin inşa edilmesi gerekiyor.”

Diğer uluslararası konuşmacı Peter Schwarz, öğrenci protestolarının uluslararası bağlamını açıkladı.

“‘Batı dünyasının lider ülkesi’ denilen Amerika Birleşik Devletleri’nde bir darbe girişiminin gerçekleşiyor olması, uluslararası bir gelişme ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor,” diye belirten Schwarz, şöyle devam etti: “Otoriter ya da açıkça faşist yöneticiler, bir dizi önemli ülkede şimdiden iktidardalar: Brezilya’da Bolsonaro, Filipinler’de Duterte, Macaristan’da Orbán, Polonya’da Kaczyński,” dedi. Otoriter yönetim biçimlerine doğru bu yönelim, İspanya, Fransa, İtalya ve elbettte Almanya gibi Batı Avrupa ülkelerine de çoktan yayılmış durumdaydı.

Bu ülkelerdeki aşırı sağcı ve faşist güçlerin yükselişini açıklayan Schwarz, “Peki, egemen sınıfların dünya çapında sağa kaymasının ve demokrasinin çöküşünün nedeni ne?” diye soruyor ve şöyle cevaplıyordu: “Olası tek cevap, kapitalizmin krizinin artık demokrasiyle bağdaşmayacak ölçüde gelişmiş olduğudur.”

Schwarz ayrıca pandeminin bu gelişmeyi hızlandırdığını vurguladı: “Dünya genelinde iki milyon insan koronavirüsten ölürken, mali oligarşinin zenginleşmesi dizginsiz biçimde devam etti.”

Schwarz, şöyle devam ediyordu: “Bunlar açıkça gösteriyor ki, hem demokratik hakları hem de işçi sınıfının sosyal haklarını savunmak, ancak kapitalizmi ortadan kaldırıp sosyalist bir toplum inşa etmeyi amaçlayan sosyalist bir program çerçevesinde mümkündür.”

Schwarz, DEUK’un geçen yıl boyunca pratiğinin “tarihsel temellerinin ve Marksist yönteminin gücünü” açıkça gösterdiğini belirtiyordu. DEUK, salgının ilk aşamalarından itibaren küresel tehlike konusunda uyarıda bulunmuş, egemen seçkinlerin komplolarını teşhir etmiş ve ölümcül virüsü durdurmak için işçi sınıfına bir program ve perspektif sunmuştu: “Dünyada, pandemi üzerine yayınını Dünya Sosyalist Web Sitesi’ninki ile karşılaştırabilecek tek bir yayın yoktur.”

Schwarz, sözlerini, dinleyicileri “Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni okumaya, DEUK’un tarihini incelemeye ve onun Türkiye şubesinin inşasına katılmaya” çağırarak bitirdi.

Toplantının ana özelliği, Sosyalist Eşitlik Grubu ile DEUK arasındaki yakın işbirliğinin altını çizecek şekilde, hem katılımcıların hem de perspektifin uluslararası karakteriydi.

Bu uluslararası ve sosyalist perspektif, Türkiye’den yapılan konuşmalara da yön veriyordu. Ulaş Ateşçi, açılış konuşmasında, özellikle egemen sınıfın karşısında izlediği ölümcül politikadan sonra antidemokratik önlemlere, polis şiddetine ve toplumsal eşitsizliğe karşı kitlesel protestoların uluslararası bir karakter taşıdığını anlattı.

Ateşçi, konuşmasında şunları belirtti: “Kapitalizmin küresel krizinin pandemiyle daha da derinleştiği koşullarda gelişmekte olan bu hareket, öğrencilerin ve gençlerin yönelmesi gereken toplumsal gücü gösteriyor: Uluslararası işçi sınıfı. Çünkü işçi sınıfı, uluslararası ve sosyalist bir perspektif temelinde, demokratik hakları savunabilecek ve egemen sınıfın diktatörlük yönelimini yenilgiye uğratabilecek tek toplumsal güçtür.”

Konuşmacı ayrıca, dünya kapitalizminin merkezi olan ABD’de egemen sınıfı diktatörlüğe ve otoriter rejime yönlendiren koşulların, ABD’ye özgü değil, küresel olduğuna dikkat çekti.

Pandeminin ağırlaştırıcı etkisiyle sınıf mücadelesinin şiddetlendiği, toplumsal eşitsizliğin ve öfkenin kontrol edilemez boyutlara ulaştığı koşullarda, bütün ülkelerin egemen sınıfları kendi çıkarlarını toplumun ezici çoğunluğuna, yani işçi sınıfına ve gençliğe karşı savunmak için otoriter rejimlere yöneliyordu.

Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki otoriter siyasi yapının krizini ve gelişen toplumsal protestoyu bu çerçeveye yerleştirmek gerekiyordu.

Ateşçi, işçi sınıfının ve gençliğin bağımsız siyasi hareketini inşa etmenin kritik önemini vurguladı. Bu hareket, Türk ve Kürt burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda, NATO üyesi emperyalist güçler ile daha açık bir işbirliği içinde olan yeni bir hükümet kurmayı hedefleyen burjuva muhalefet partileri Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) de karşı olmalıydı.

Ateşçi sözlerini şöyle tamamladı: “Boğaziçi Üniversitesi protestoları ve genel olarak öğrenci hareketi için ileriye giden yol, siyasi olarak işçi sınıfına yönelmek ve tüm düzen partilerinden bağımsız devrimci sosyalist bir alternatifin geliştirilmesi için mücadeleye katılmaktır.” Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olarak Sosyalist Eşitlik Partisi’nin inşasına katılmak anlamına geliyordu.

Bu giriş konuşmasının ardından Boğaziçi, Uludağ ve Mersin üniversitelerinden IYSSE destekçileri konuşma yaptı. Konuşmacılardan biri Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protestoların gelişimini ve IYSSE’nin bu konudaki perspektifini anlatırken, diğerleri IYSSE’ye ve onun ne için mücadele ettiğine odaklandılar.

Dinleyicilere IYSSE’nin dünya çapındaki çeşitli kampanyaları anlatıldı: Almanya’daki Humboldt Üniverstesi’nde yürütülen kampanya, WikiLeaks kurucusu Julian Assange’a özgürlük kampanyası, emperyalist savaşa karşı yürütülen mücadele ve okulların açılmasına karşı kampanya bunlar arasındaydı.

Öğrenciler, konuşmalarında, IYSSE’nin uluslararası sosyalist temellerini açıkladılar. Bu, IYSSE’nin, DEUK tarafından geliştirilen dünya sosyalist devrimi stratejisi temelinde uluslararası işçi sınıfına yönelimini yansıtıyordu. Her açıdan benzersiz olan bu toplantı, DEUK’un Türkiye şubesinin inşasında ileriye doğru atılan önemli bir adımı temsil ediyordu.