Mısır Devrimi’nin başlamasının onuncu yıldönümü

Johannes Stern
26 Ocak 2021

On yıl önce bugün, Mısır’da, 18 günün sonunda Hüsnü Mübarek’in devrilmesine yol açan ve dünya çapında işçileri ve gençleri hareketlendiren kitlesel protestolar başladı.

Mısır Devrimi, işçi sınıfının başrolü oynadığı güçlü bir devrimci ayaklanmaydı. 25 Ocak 2011’de, Süveyş, Port Saïd ve İskenderiye dahil olmak üzere ülke genelinde on binlerce insan sokaklara döküldü. Ondan üç gün sonraki “Öfke Cuması”nda, giderek büyüyen halk kitleri, iç savaşı andıran sokak çatışmalarında rejimin kötü şöhretli güvenlik güçlerini yenilgiye uğrattı.

Sonraki günlerde Mısır genelinde milyonlarca insan gösterilere katıldı. Kahire şehir merkezine gelen yüz binlerce insan tarafından işgal edilen Tahrir Meydanı, ayaklanmanın uluslararası sembolü oldu ancak nihayetinde Mübarek’e belirleyici darbeyi indiren işçi sınıfının müdahalesiydi. 7-8 Şubat’ta ülke çapında patlak veren grev ve fabrika işgalleri dalgası, 11 Şubat’ta Mübarek istifa ettikten sonra da büyüyerek devam etti.

Hükümet karşıtı protestocular, Kahire’nin Tahrir Meydanı’nda devam eden gösteride Cuma namazı kılıyorlar. (AP Photo/Tara Todras-Whitehill)

Devrimin doruk noktasında, günde tahminen 40 ila 60 grev yapılıyordu. Bir önceki yılın tamamında yapılan sayıda grev sadece Şubat 2011’de meydana gelmişti. Mısır’ın kilit sanayi merkezlerinde yüz binlerce işçi grevdeydi: Süveyş Kanalı işçileri, Süveyş ve Port Saïd’deki çelik işçileri ve Nil Deltası şehri Mahalletü’l-Kübra’da bulunan ülkenin en büyük sanayi tesisi Ghazl al-Mahalla’daki 27 bin tekstil işçisi bunlar arasındaydı.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, günler önce kitlesel protestoların diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’yi devirdiği Tunus ile Mısır’daki gelişmeleri, yeni bir devrimci dönemin başlangıcı olarak değerlendirdi. WSWS Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North, “Mısır Devrimi” başlıklı perspektif yazısında şunları yazmıştı:

Mısır devrimi, Sovyet bürokrasisinin 1991’de SSCB’yi tasfiyesini takip eden kapitalizm yanlısı zafer gösterisine yıkıcı bir darbe indiriyor. Sınıf mücadelesi, sosyalizm ve Marksizm, modern dünyada konu dışı ilan edilmişti. Karl Marx’ın ve Friedrich Engels’in “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir” sözünde ifade edildiği anlamda “tarih”, sona ermişti. Bundan böyle, medya için hayal edilebilir tek devrimler, siyasi olarak ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından senaryolaştırılan ve daha sonra toplumun kapitalizm yanlısı hali vakti yerinde kesimleri tarafından uygulanan, önceden “renklerle simgelenmiş” olanlardı.

Bu kendinden memnun ve gerici senaryo, Tunus’ta ve Mısır’da çürütülmüştür. Tarih, büyük bir şiddetle geri dönüyor. Şimdi Kahire’de ve Mısır genelinde gözler önüne serilen gerçek şey, devrimdir. Konunun en önde gelen uzmanı Lev Troçki, “Bir devrimin en kesin özelliği, kitlelerin tarihsel olaylara doğrudan müdahalesidir,” diye yazmıştı. Bu devrim tanımı, Mısır’da şu anda yaşananlar için bütünüyle geçerlidir.

Ancak on yıl sonra, Mısır’da iktidarda olan işçi sınıfı değil, emperyalist güçlerin desteklediği, yeni bir kitlesel ayaklanmanın korkusuyla yaşayan ve her toplumsal muhalefet işaretini bastıran, kana bulanmış bir askeri diktatörlüktür. 22 Ocak’ta, Mısır Meclisi, Mübarek’in eski generali olan mevcut diktatör Abdülfettah El Sisi’nin isteği üzerine, olağanüstü hal uygulamasını üç yıl daha uzattı. Sisi’nin 2013’te seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı düzenlediği darbeden bu yana, 60 binden fazla siyasi tutuklu, rejimin işkence odalarında kayboldu. Binlerce insan ölüme mahkûm edilip idam edildi.

Dünya çapında sınıf mücadelesinde yaşanan –pandeminin korkunç sonuçlarıyla ve burjuvazinin giderek daha açık bir şekilde diktatörlüğe ve faşizan yönetim biçimlerine başvurmasıyla körüklenen– yeni bir yükselişinin ortasında, bu deneyimlerin siyasi derslerinin çıkarılması gerekiyor. Mısır’da karşıdevrim nasıl galip gelebildi ve bu, önümüzdeki sınıf savaşları için hangi siyasi görevleri gündeme getiriyor? Bu kritik soruları yanıtlamanın anahtarı, olayların yanı sıra siyasi eğilimlerin ve programların rolünün somut bir şekilde incelenmesidir. Mısır Devrimi’nin başlıca sorunu, bir devrimci önderlik yokluğuydu.

David North, Mübarek’in devrilmesinden bir gün önce, başka bir perspektif yazısında şu uyarıda bulunmuştu:

Mısırlı işçilerin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, iktidarı yaşlanan bir diktatörün elinden almak için gerekli toplumsal gücü sağladıktan sonra, bazı önde gelen kadroların isimleri ve yüzleri dışında siyasi özde hiçbir şeyin değişmemesidir. Başka bir ifadeyle, kapitalist devlet dokunulmadan kalır. Siyasi iktidar ve ekonomik yaşamın kontrolü, ordu tarafından desteklenen Mısırlı kapitalistlerin ve onların Avrupa ve Kuzey Amerika’daki emperyalist efendilerinin ellerinde kalır. Demokrasi ve sosyal reform vaatleri ilk fırsatta reddedilir ve yeni bir vahşi baskı rejimi kurulur.

Bu tehlikeler abartılı değildir. Yirminci yüzyılın tüm devrimci mücadele tarihi şunu kanıtlamıştır: emperyalizm tarafından ezilen ülkelerin kurtuluşu ve demokrasi uğruna mücadele, Lev Troçki’nin sürekli devrim teorisinde ısrarla açıkladığı gibi, yalnızca işçi sınıfının enternasyonalist ve sosyalist bir program temelinde iktidarı ele geçirmesiyle başarıya ulaşabilir.

Mısır Devrimi sırasında bu değerlendirme doğrulandı. Burjuvazinin bütün hizipleri ve partileri ile onların Stalinist ve sahte solcu uzantıları, özünde karşıdevrimci karakterlerini gösterdiler. Onlar, emperyalistlerle işbirliği yaparak Mısır kapitalizmini ve kurumlarını savundular. Bu, Mübarek döneminde olduğu gibi yeniden yasaklanan Müslüman Kardeşler için olduğu kadar, Nasırcı veya “liberal” partiler için de geçerlidir. Darbeden önce iktidarda olan Müslüman Kardeşler, orduyla güç birliği yapmış, grevleri ve protestoları yasaklamış ve Libya ile Suriye’deki emperyalist müdahaleleri desteklemişti.

Öne çıkan birkaç örneğe değinilebilir. Ulusal Değişim Derneği’nin eski lideri Muhammed El Baradey, Sisi’nin askeri cuntasının ilk başkan yardımcısı oldu. “Bağımsız” sendika lideri Kemal Ebu Ayta, Çalışma Bakanı oldu. Nasırcı Mısırlı Halk Akımı’nın lideri Hamdeen Sabahi, cuntanın katliamlarını alenen savundu. Ordu, Kahire’nin Rabia El Adevviye Meydanı’ndaki Mursi destekçilerinin protestolarını ezer ve aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu en az 900 darbe karşıtını katlederken, Sabahi televizyona çıkıp şunları söyledi: “Halk, ordu ve polis, el ele kalacağız.”

Bununla birlikte, Britanya’daki Sosyalist İşçi Partisi (SWP) ve Almanya’daki Sol Parti ile sıkı bağları bulunan Mısırlı sahte sol grup Devrimci Sosyalistler (RS), karşıdevrimin önünü açan, özellikle yozlaşmış bir eğilimdi. RS, devrimin her aşamasında, işçilerin bağımsız bir rol oynayamayacakları ancak kendi demokratik ve sosyal hakları uğruna mücadele etmek için burjuvazinin şu ya da bu hizbine tabi olmaları gerektiği konusunda ısrar etti.

Mübarek’in düşüşünden sonra RS, devrik liderin eski savunma bakanı olan Muhammed Tantavi önderliğinde iktidarı almış olan ordu hakkındaki yanılsamaları besledi. Hüsam El Hamalavi, Britanya’da yayımlanan Guardian gazetesinde, “genç subaylar ve askerler müttefiklerimizdir” diyor ve “ordu sonunda ‘sivil’ bir hükümete geçişi düzenleyecektir,” diye ilan ediyordu.

Ordu protestoları ve grevleri ezer ve bir “ikinci devrim” çağrısı ortaya çıkarken, RS, Müslüman Kardeşler’e daha önceki desteğini tazeledi. Parti açıklamalarında İslamcıları “devrimin sağ kanadı” olarak adlandıran RS, 2012 cumhurbaşkanlığı seçiminde Mursi’ye oy verilmesini savundu. Sonra da Mursi’nin zaferini “devrimin zaferi” ve “karşıdevrimin püskürtülmesi yolunda büyük bir başarı” olarak kutladı.

Mursi’nin işçi sınıfı karşıtı ve emperyalizm yanlısı politikalarına karşı yeni grevler ve protestolar patlak verince, RS bir kez daha orduya yöneldi. El Baradey, Mısırlı milyarder Naguib Sawiris ve Mübarek rejiminin eski yetkilileri tarafından desteklenip finanse edilen ve orduya Mursi’yi devirme çağrısı yapan Tamarod İttifakı’nı destekledi. 19 Mayıs 2013 tarihli bir açıklamasında RS, Tamarod’u “devrimi tamamlamaya giden yol” olarak övüyor ve “bu kampanyaya tümüyle katılma niyetini” ilan ediyordu.

RS’nin 3 Temmuz askeri darbesine yönelik tepkisi, onun karşıdevrimciliğini tamamen doğrular nitelikteydi. Darbeyi bir “ikinci devrim” olarak kutlayan RS, protestoculara “devrimlerini koruma” çağrısı yaptı. Ordu Mübarek rejiminin baskı aygıtını yeniden kurarken, RS yine demokratik ve sosyal reformlar elde etmek için askeri hükümete baskı yapılabileceği masalını anlatıyordu. 11 Temmuz tarihli açıklamasında, “milyonlarca yoksul Mısırlı yararına sosyal adaleti sağlamak üzere derhal önlemler alması için” yeni hükümete baskı yapma çağrısında bulundu.

O zamandan beri RS, öncelikli olarak izlerini kapatmakla meşgul. Hamalavi, SWP yayını Socialist Worker’de yayımlanan, devrimin yıldönümü üzerine makalesinde, karşıdevrim komplosu hakkında şunları yazıyor: “Ordu laik muhalefetle (solcular, Arap milliyetçileri, liberallerle) gizlice temas kurdu ve Temmuz 2013 darbesine desteklerini aldı. Bunu, Mısırlı solcuların tezahüratları arasında, modern Mısır tarihinin en büyük katliamları takip etti.”

Hamalavi, kendi örgütünün Sisi’nin katliamlarına tezahürat eden “Mısırlı solcular” arasında olduğunu titizlikle gizliyor.

Mısır Devrimi’nin can alıcı dersi, kitlesel mücadeleler patlak vermeden önce işçi sınıfı içinde devrimci bir önderliğin inşasının gerektiğidir. Ancak bu yolla, işçi sınıfının burjuvaziden ve onun küçük burjuva işbirlikçilerinden siyasi bağımsızlığı sağlanabilir ve kitleler kapitalizmi yıkmak üzere sosyalist bir program ve sürekli devrim perspektifiyle donanabilirler.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne (DEUK) ve şubelerine, Rusya’daki Ekim Devrimi öncesinde Bolşevik Parti’ye ve önderleri Lenin ve Troçki’ye de rehberlik etmiş olan kavrayış yol göstermektedir. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (ABD) 2012’de, Mısır Devrimi’nden bir yıl sonra düzenlenen İkinci Ulusal Kongresinde kabul edilen kararda şunları yazmıştık:

Devrimci mücadelelerin kaçınılmazlığını öngörmek ve sonra ortaya çıkmalarını beklemek yeterli değildir. Bu tür bir pasifliğin, teorik olarak yönlendirilen bilgi ile devrimci pratiğin birliğinde ısrar eden Marksizm ile hiçbir ortak yanı yoktur. Dahası, Mübarek’in düşüşünün ardından çok açık bir şekilde görüldüğü gibi, sosyalist devrimin zaferi, devrimci bir partinin varlığını gerektirir. Sosyalist Eşitlik Partisi, kitlesel mücadeleler patlamadan önce, işçi sınıfı içinde, özellikle de onun en ileri unsurları arasında önemli bir siyasi varlık geliştirebilmek için elinden geleni yapmalıdır.

Dünya çapında sınıf mücadelesindeki yeni bir yükselişinin ortasında, bu çalışma şimdi yenilenmiş bir enerjiyle sürdürülmelidir. DEUK’un, şubelerinin ve sempatizan gruplarının görevi budur.

25 Ocak 2021