Arap Baharı’nın 10. yılında protestolar yayılırken Tunus rejimi orduyu görevlendiriyor

Alex Lantier
20 Ocak 2021

Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’yi alaşağı eden devrimci işçi sınıfı ayaklanmasından on yıl sonra, Tunus rejimi, ülke genelinde onlarca şehirde patlak veren gösterilere karşı orduyu görevlendiriyor. Pazartesi günü Başbakan Hişam el-Meşişi hükümeti, ülke geneline yayılan protestoları ezmek amacıyla 632 genci gözaltına aldı.

Kuzey Afrika’daki işçi sınıfını bölgelerinde patlayıcı bir öfke gelişiyor. Meşişi hükümeti, yılın başında, COVID-19 yayılmasına rağmen yüz yüze eğitimin dayatılması biçimindeki öldürücü politikaya karşı çıkan öğretmenlerin yerel grev dalgasıyla karşı karşıyaydı. O noktada Meşişi, birdenbire, Bin Ali’nin devrilmesinin yıldönümü olan 14 Ocak’tan itibaren dört günlük bir sokağa çıkma yasağı ilan etmeye karar verdi.

16 Ocak 2021 Cumartesi günü, Tunus’un Siliana şehrindeki çatışmalar sırasında göstericilerle karşı karşıya gelen polisler. (AP Photo/Hedi Sfar)

Bir baskı bahanesi olarak pandeminin bu sinik ve açık manipülasyonu, artan muhalefeti boğmada başarısız oldu. Başkent Tunus dahil olmak üzere birçok şehirde izinsiz gösteriler düzenlendi. Ayın 14’ünün gecesi, göstericiler, Bin Ali’ye karşı 2011 ayaklanmasının merkezi olan, ülkenin güney-orta bölgesindeki büyük işçi sınıfı şehri Kassarin’de sokağa çıktılar. İşsizliği ve işsizlik yardımının olmamasını protesto eden göstericiler, lastik yakarak güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldiler.

Siliana’da, sosyal medyada bir polisin, koyunu resmi bir binaya girdiği iddia edilen bir çobanı dövdüğünü gösteren videoların ardından, halk polis şiddetini protesto etti. Polis, güvenlik güçlerinin gelmesini geciktirmek için taş atıp sokakları yanmış lastiklerle kapatarak karşılık veren göstericilere göz yaşartıcı gaz sıktı. 15 Ocak’ta, polis sendikaları, çobandan özür dileyen bir açıklama yaparak artan öfkeyi yatıştırmaya çalıştılar.

Sonraki günlerde büyüyen protestolar, başkentin Ettadhamen ve El Karm gibi işçi sınıfı semtlerinin yanı sıra Kassarin, Sbeitla, Bizerte, Beca, Kayravan ve Monastır’a yayıldı. Manzel Bourguiba, Susa ve Nabil ile diğer şehirlerde de güvenlik güçleri ile gençler arasında çatışmalar yaşandığına dair haberler vardı.

17 Ocak’ta, Tunus İçişleri Bakanlığı 242 kişinin gözaltına alındığını duyururken, Savunma Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Zikri, Siliana, Kassarin, Bizerte ve Susa bölgelerinde protestoculara karşı ordunun görevlendirileceğini doğruladı. Zikri, ordunun müdahalesinin amacının, halkın kritik önemdeki devlet binalarını basmasını önlemek olduğunu teyit etti.

Egemen çevreler içinde artan paniğin bir işareti olarak, tarihsel olarak Bin Ali rejimine bağlı ulusal sendika konfederasyonu Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT), hareketi kınamak ve moralini bozmaya çalışmak için bir açıklama yaptı.

Polis baskısını “etkisiz” olmakla eleştiren ve gençliğin toplumsal öfkesini “gayrimeşru” ilan eden UGTT, gösterileri suç oluşturan eylemler olarak kınadı. UGTT, yaptığı açıklamada, “genç protestocuları, sızma riski olan gece gösterileri düzenlemeye karşı” uyardı ve “son günlerde düzenlenen vandalizm eylemlerini ve kamusal-özel mülkiyeti yağma eylemlerini” kınadı.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Halid Hayuni, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, yaşları 15 ila 25 arasında değişen 632 kişiyi gözaltına aldıklarını duyurdu. Büyük ölçüde UGTT’nin retoriğini tekrarlayan sözcü, protestoları şöyle kınıyordu: “Bunun, Anayasa tarafından korunan taleplere sahip hareketlerle hiçbir ilgisi yok. Bu tür hareketler normalde gündüz olur ve suç oluşturan eylemler içermez.”

Gösteriler, ordunun tehditlerine ve yönetimin gözaltı dalgasına meydan okuyarak, Pazartesi günü ülke genelinde onlarca şehirde devam etti. Başkentte, 2011’de Bin Ali’ye karşı ayaklanma sırasında kitlesel protestoların yapıldığı Habib Burgiba Caddesi’nde bir protesto yürüyüşü düzenlendi. Protestocular, “Korku yok, dehşet yok, iktidar halka aittir!” gibi sloganlar attılar.

Basında yer alan haberlere göre, birçok şehirde ve başkentin işçi sınıfı semtlerinde polisle büyük çaplı çatışmalar meydana geldi. Göstericilere çok sayıda göz yaşartıcı gaz sıkan polis, sık sık yüksek apartman binalarından atılan taşlar ve havai fişeklerle karşılaştı.

Bu protestolar, on yıl önce işçi sınıfının Bin Ali’yi devirmesiyle başlayan siyasi mücadelenin hâlâ daha devam ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ocak 2011’de işçilerin ve gençlerin ayaklanmasına neden olan daha fazla toplumsal eşitlik ve demokratik hak taleplerinin hiçbiri yerine getirilmiş değil.

Olayların seyri, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) 17 Ocak 2011’de yaptığı “Tunus’taki kitlesel ayaklanma ve sürekli devrim perspektifi” başlıklı açıklamanın doğruluğunu bütünüyle kanıtlamıştır. DEUK, ayaklanmanın “dünyanın gidişatında bir dönüm noktasına” işaret ettiğini ve “yeni bir devrimci altüst oluşlar dönemini” açtığını ilan etmişti. Açıklamada, ayaklanmaya güç sağlamış olan uluslararası sınıfsal gerilimlere ve WikiLeaks’in Bin Ali’nin yolsuzluğunu ifşa etmesinin isyanı kışkırtmadaki rolüne dikkat çekiliyordu.

DEUK ayrıca Ortadoğu ve Kuzey Afrika genelinde işçi sınıfı içinde, kapitalizmi devirecek uluslararası sosyalist bir devrim perspektifi uğruna mücadele eden uluslararası Troçkist bir devrimci öncünün yaratılmasının aciliyetini vurguluyordu.

Tunus gibi ülkelerin zayıf ve bağımlı, yabancı emperyalizme ve yerli feodal güçlere sayısız bağlarla bağlı olan burjuvazisi, işçi sınıfının devrimci gücünden emperyalizmden bin kat daha fazla korkmaktadır ve işçi sınıfına bin kat daha fazla düşmandır. … Devrimci bir önderlik geliştirilmezse, Bin Ali’ninkinin yerine başka bir otoriter rejimin kurulması kaçınılmazdır.

Tunus’taki ayaklanmayı, Hüsnü Mübarek’i alaşağı eden Mısır işçi sınıfının güçlü devrimci yükselişi ile bölge genelindeki çeşitli protestolar takip etmişti. Ne var ki, Mısır’daki Devrimci Sosyalistler (RS) ve Tunus’taki Halk Cephesi gibi küçük burjuva gruplar işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesini engellediği için, rejimler kendilerini istikrara kavuşturdular. Emperyalist devletler, Libya, Suriye, Fildişi Sahilleri ve Mali’de bir dizi savaş başlattılar. Bin Ali’den sonra gelen Tunus hükümetleri, uluslararası bankaların ve kredi kurumlarının açık araçlarıydı.

Görünüşte geçici olsa da halen bu pozisyonda olan eski bir içişleri bakanı olan Meşişi’nin hükümeti, İslamcılar, liberaller ve eski Bin Ali destekçilerinden oluşan istikrarsız bir koalisyona dayanıyor. Devlet iflasının eşiğinde sürekli olarak sallantıda olan ülke, büyük bankalar tarafından boğulma tehdidi altında bulunuyor ve işçi sınıfına iş, düzgün sosyal koşullar ve demokratik haklar sunmaktan aciz durumda.

Tunus’ta 5.570 cana mal olan ve ülkedeki toplumsal-ekonomik krizi büyük ölçüde yoğunlaştıran pandemi ve resmi “sürü bağışıklığı” politikaları, sadece Kuzey Afrika’da değil, Avrupa’da, Kuzey Amerika’da ve dünya çapında toplumsal düzenin iflasını gözler önüne serdi. Şu anda Tunus’ta ortaya çıkan protestoların, pandeminin tetiklediği ve devrimci sonuçları olan küresel bir krizin parçası olduğu yaygın bir şekilde hissediliyor.

Gazeteci Fatine Hafsia, Independent Arapçaya, “COVID-19 krizinin yarattığı sosyal, ekonomik durum ve sağlık durumu, bu tür gösterilere elverişli,” diyor ve ekliyordu: “Tunus’ta Ocak ayı, [Fransız sömürge yönetimine karşı] 1952 devriminden UGTT ile 1978 çatışmasına, Ocak 2011 olaylarına ve Bin Ali’nin devrilmesine kadar genel olarak tarihi protestoların itici gücü olmuştur.”

Donald Trump’ın 6 Ocak 2021’de Washington, D.C.’de bulunan Kongre binasındaki faşist darbe girişimi, hem Amerika hem de dünya genelindeki işçilere yönelik bir başka uyarıdır. Ayakta çürüyen kapitalizm, en uzun demokratik geleneklere sahip en zengin ve en güçlü ülkelerde bile demokrasinin altını oyuyor. Tüm dünyada işçi sınıfı için, demokratik hakları kabul ettirme ve savunma mücadelesi, bugün doğrudan işçi sınıfının sosyalizm uğruna uluslararası mücadelesine bağlıdır.