ABD'deki 6 Ocak faşizan ayaklanmasının önemi

Joseph Kishore
19 Ocak 2021

Sosyalist Eşitlik Partisi'nin (ABD) Ulusal Sekreteri Joseph Kishore'un, 17 Ocak Pazar günü düzenlenen "Demokrasinin küresel çöküşünün ortasında Boğaziçi Üniversitesi protestoları için ileriye giden yol" başlıklı çevrimiçi toplantıda yaptığı konuşma.

***

Türkiye’deki Sosyalist Eşitlik Grubu’nun ve Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’in düzenlediği bu toplantıya, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Sosyalist Eşitlik Partisi’nden selamlarımı sunmak istiyorum.

Türkiye’deki öğrenci protestolarıyla alakalı meseleler; demokratik haklara yönelik saldırı, hükümetin koronavirüs pandemisine verdiği feci yanıt, düşen yaşam standartları ve artan eşitsizlik, tüm dünyada işçilerin ve gençlerin ortak bir mücadele içinde uluslararası birliği gerekliliğini ortaya çıkaran küresel sorunlardır.

Bu kısa konuşmada, Amerika Birleşik Devletleri’nde son iki hafta içinde dünya çapında yankılanan duruma yoğunlaşmak istiyorum.

6 Ocak’ta, aralarında beyaz üstünlükçülerin, Yahudi düşmanlarının ve neo-Nazilerin bulunduğu faşist çeteler, Washington DC’de bulunan ABD Kongre binasını bastılar. Niyetleri, Donald Trump’ın düşmanı olarak gördükleri kişileri öldürmek ya da rehin almaktı. Amaçları, Kongre’nin Seçiciler Kurulu oylamasının sonuçlarını onaylamasını engellemek ve Joseph Biden’ın seçildiğinin resmi olarak tanınmasını durdurmaktı.

Bu eylem, ABD Başkanının desteğine sahipti ve doğrudan doğruya onun tarafından kışkırtılmıştı. Kongre içinde, saldırıdan önceki günlerde Kongre binasında turlar düzenleyen müttefikleri vardı, böylece olaya dahil olanlar yerleşim planı hakkında bilgi sahibi olacaklardı.

Saldırının düzenlenmesinden bu yana, polis teşkilatlarının ve ordunun bazı kesimlerinin saldırının kolaylaştırılmasındaki rolü hakkında bilgiler ortaya çıkmaya başladı. Aşırı sağcı grupların 6 Ocak’a odaklanan ayrıntılı ve kapsamlı tehditlerine rağmen, Kongre binasını korumak için hiçbir şey yapılmamıştı. Saldırının siyasi gerekçesi, Trump'ın seçimin “hileli” olduğu yönündeki düzmece iddialarını destekleyen Cumhuriyetçi Parti liderleri tarafından sağlandı.

Saldırı ABD’deki faşist grupları cesaretlendirmiş durumda ve önümüzdeki Çarşamba günü yapılacak başkanlık yemin töreni öncesindeki günlerde ve sonrasında daha fazla eylem planlıyor. Silahlı bir kamp halini alan Washington DC’ye on binlerce asker konuşlandırılmış durumda.

Bu olayların anlamı nedir? 20. yüzyılda böylesine korkunç suçlardan sorumlu olan faşizmin sadece yeniden canlanmakla kalmayıp, şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nde baskın bir siyasi güç olması nasıl mümkün olabilir?

Otuz yıl önce, Sovyetler Birliği’nin dağıtılması sırasında (bu, Troçkist hareket tarafından uzun süre önce öngörülmüştü), kapitalizmin propagandacıları, “Tarihin Sonu”nu ilan ettiler. Akademi çevreleri ve Stalinizme yönelmiş sahte sol örgütler içinde, SSCB’deki ulusalcı ve bürokratik aygıtın devlet mülkiyetini tasfiye etme ve kendisini yeni bir oligarşiye dönüştürme hamlesi, bırakın Marksizmi, toplumsal ilişkileri dönüştürme yönündeki her türlü kararlılığın terk edilmesi için bir fırsat olarak değerlendirildi.

20. yüzyılın temel siyasi özelliklerinin, dünya savaşı, devrim, faşizm ve otoriter rejimin, önceki bir çağa ait olduğu iddia edildi. Geleceğin dünyası bir kapitalist gelişme, barış ve demokrasi dönemi olacaktı.

Bu düşüncelerin ne kadar yanlış olduğu, tüm dünyada ve özellikle dünya kapitalizminin merkezi olan ABD’de kanıtlanmıştır. Son otuz yıl, bitmek bilmeyen savaş, toplumsal eşitsizlikteki aşırı büyüme ve demokratik yönetim biçimlerinin çöküşü ile damgalanmıştır.

Bu daha geniş tarihsel gelişme, şimdi dünya kapitalizminin gerici karakterini kapsamlı biçimde açığa çıkaran pandemiyle kesişmiş durumda. Toplumsal bedeli umursamayan kâr dürtüsü, oligarkların tiksindirici düzeylerdeki kişisel servet arzusu ve yine onların dünya nüfusunun hayatına ve refahına yönelik insanlık dışı kayıtsızlıkları, küresel bir toplumsal facia yaratmıştır.

Pandeminin en yıkıcı etkisi, sözde dünyadaki en zengin ülke olan ABD’de oldu.

ABD’de her gün yaklaşık 4 bin insan bu hastalıktan ölüyor. Toplam ölü sayısı 400 binin üzerine çıktı ve büyük olasılıkla önümüzdeki ay içinde yarım milyonu geride bırakacak. Şu anda 130 bin kişi koronavirüs nedeniyle hastaneye kaldırılmış durumda. Ülke genelinde hastaneler hasta ve ölmek üzere olanlarla dolup taşıyor.

Bir aşı mevcut ve dağıtılmaya başlanmış durumda. Ne var ki, Türkiye’de olduğu gibi, aşılamanın yönetim süreci bir felaket. Aşı ABD’de yaygın biçimde kullanılabilir olmadan önce, yüz binlerce insan daha hayatını kaybedecek. Salgın sona ermeden önce ülkedeki hemen her insan, hastalıktan ölen veya ağır hasta olan ve kalıcı sonuçlara maruz kalan birini tanıyor olacak.

Bu korkunç gerçek ile Amerika Birleşik Devletleri’nde demokratik yönetim biçimlerinin çöküşü arasında doğrudan bir bağlantı var. Pandeminin başından itibaren Amerikan egemen sınıfı, Wall Street’in ve egemen oligarşinin çıkarlarına zarar verecek tüm önlemleri reddetti. Bunun yerine, Mart ayında virüs hızla yayılırken, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, zenginler için eşi görülmemiş büyüklükte, trilyonlarca dolarlık bir kurtarma paketini kabul etmek üzere kenetlendiler.

Şu olağanüstü gerçeği bir düşünün: Kitlesel ölümün ve toplumsal yıkımın ortasında, Amerika’nın oligarklarının serveti rekor seviyelere ulaştı. ABD’deki 651 milyarderin toplam serveti, geçtiğimiz yıl içinde 1 trilyon dolar artarak 4 trilyon dolara yükseldi. Elon Musk ve Jeff Bezos, şu anda 200’er milyar dolardan fazla servete sahip. Bunlar, neredeyse anlaşılması güç, şaşırtıcı miktarlarda paralardır. Oligarklar tamamen farklı bir evrende yaşıyor.

Washington’daki olaylarla ilgili medya yorumlarında tümüyle görmezden gelinse de, şu siyasi bir gerçektir: geçtiğimiz yıl boyunca Trump tarafından teşvik edilen faşizan örgütlerin ana talebi, pandemiyi durdurmak ve hayatları kurtarmak için en temel önlemlerin tamamının kesinlikle reddedilmesi olmuştur.

Nisan ve Mayıs aylarında, Wall Street’in kurtarılmasının ardından, ekonomik faaliyetler üzerindeki sınırlı kısıtlamalara bile son verilmesini talep etmek için ülke genelinde aşırı sağcı gösteriler düzenlendi. Haziran’da, Trump, muhalefeti bastırmak üzere İsyan Yasası’na başvurma ve askeri birlikleri konuşlandırma tehdidinde bulundu. Sıkıyönetime başvurma tehdidi, Mayıs ayı sonlarında polis şiddeti üzerine patlak veren kitlesel protestolara yöneltilmiş olmakla beraber, işçi sınıfı içinde işe dönüş kampanyası nedeniyle artan öfke gibi egemen sınıf içindeki çok daha derin endişelerden kaynaklanıyordu. Ekim ayında, Michigan valisinin kaçırılıp öldürülmesine dair faşist bir komplo açığa çıktı. Bu komployu siyasi olarak harekete geçiren, Trump’ın, Michigan’ı ve diğer eyaletleri COVID bağlantılı kısıtlamalardan “kurtarma” çağrısıydı.

Biz, pandemiyi, kapitalizmin tüm temel çelişkilerini hızlandıran ve yoğunlaştıran bir “tetikleyici olay” olarak tanımlıyoruz. Bu örnekte o, tüm siyasi aygıtın şiddetle sağa kaymasını tetikliyor.

Demokratik Parti de bu kaymanın parçasıdır. Trump ve Cumhuriyetçiler ile taktiksel farklılıkları ne olursa olsun, Demokratlar da en az onlar kadar bir mali oligarşi partisidir. Zenginlerin kurtarılmasını destekleyen Demokratlar, pandemi yayılırken fabrikaları ve okulları açık tutma çabasına arka çıkmayı sürdürüyorlar.

6 Ocak olaylarından beri, Seçilmiş Başkan Joe Biden liderliğindeki Demokratlar, komplonun kapsamını gizlemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Biden, sadece bir hafta önce, faşizan darbeden sonraki ilk konuşmasında, “güçlü” bir Cumhuriyetçi Parti’ye ihtiyaç olduğunu ısrarla vurguladı. Biden, “Cumhuriyetçi meslektaşları”na, yani Trump’ın suç ortaklarına, egemen sınıfın politikalarının dayatılmasında “iki partinin işbirliği” ve “birlik” çağrısı yapmayı sürdürüyor.

Demokratların en büyük korkusu, Trump’ın darbe girişimine karşı, tüm egemen sınıfla ve kapitalist sistemle çatışmaya dönüşecek bir işçi sınıfı hareketinin ortaya çıkmasıdır.

Bununla ilgili söylenebilecek çok şey var ancak bu kısa konuşmam sırasında dünyanın her yerindeki işçiler ve gençler için kritik önemde olduğunu düşündüğüm bazı konulara değinmek istiyorum.

Birincisi, burada, ABD’de milyonlarca insan, evrensel bir “sol” siyaseti temsil eden Bernie Sanders’ın kampanyasıyla çok önemli bir deneyim yaşadı. Onu destekleyen gruplar, Sanders’ın düzene karşı bir “siyasi devrim”e önderlik ettiğini iddia ettiler. Kapitalist devlet ve özellikle de Demokratik Parti çerçevesi içinde gerçek sosyal reformlar elde etmenin mümkün olduğunu ileri sürdüler.

Birleşik Krallık’taki Jeremy Corbyn, Yunanistan’daki Syriza ve daha pek çok benzer eğilimle yaşanan deneyimde olduğu gibi, Sanders’ın kampanyasının sonucu da gerçekte daha fazla sağa kayış oldu. Sanders, Demokratik Parti ön seçimlerini kaybettikten sonra, Demokratik Parti’nin iktidarda olduğu bir yönetimin sosyal reforma “alan” açacağını iddia ederek Biden’ı coşkuyla destekledi. Bizzat Biden, daha göreve başlamadan bu iddiaları çürütüyor. Sola yönelik bir saldırı temelinde, Cumhuriyetçi Parti ile fiilen bir koalisyon halinde yönetmeyi planlıyor.

Bu deneyim, Türkiye’de de elbette var olan bütün bu grupların ve bireylerin, toplumsal muhalefeti egemen sınıfın partilerine tabi kılma biçimindeki gerici rolünü bir kez daha teşhir etmiştir.

İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri’nde temel toplumsal bölünmenin sınıf değil, ırk ve cinsiyet olduğunu iddia eden, “sahte sol” olarak adlandırdığımız belirli bir siyaset türü var. Geçtiğimiz yıl, özellikle Demokratik Parti, Amerika Birleşik Devletleri’nin işçi sınıfı ile kapitalist sınıf arasında değil de “beyaz Amerika” ile “siyah Amerika” arasında bölündüğünü iddia ederek, kendisini ırksal bölünmeyi teşvik etmeye adadı. Şimdi de faşist darbenin, kendi ölüm ve toplumsal yıkım politikasını izleyen mali oligarşinin ürünü değil de bir “beyazlık” ürünü (yani sorumlularının bütün beyazlar, özellikle de beyaz işçiler) olduğunu iddia etme çabaları var.

Irksal politika, ulusal politikanın belirli bir biçimidir. Bu, işçilerin sömürülmesinden elde edilen ganimetlerden daha büyük bir pay almak isteyen orta sınıfın ve kapitalist sınıfın bazı kesimlerinin siyasetidir. İşçileri bölmeyi, bir ırkı diğeriyle, bir milliyeti diğeriyle karşı karşıya getirmeyi amaçlar. Bu siyaset gericidir ve ona amansızca karşı çıkılmalıdır.

Son olarak, Amerika Birleşik Devletleri işçi sınıfı içinde Amerikan siyasetinin tüm gerici çerçevesine derin bir muhalefet olduğunu anlamanın Türkiye’deki ve dünyadaki işçiler ve gençler açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Uluslararası alanda, Amerika Birleşik Devletleri, öncelikle, tüm dünyada dehşet ve yıkıma yol açan Amerikan emperyalizmi biçiminde görünebilir. Trump’ta ve tüm siyaset kurumunda gericiliğin ve barbarlığın sergilenişini görüyorsunuz.

Gerçekte ise iki Amerika var. Fakat bunlar “beyaz Amerika” ile “siyah Amerika” değil. Wall Street’in, Pentagon’un, CIA’in, oligarşinin Amerikası ile işçi sınıfının Amerikası. ABD’deki işçiler, dünyanın dört bir yanındaki işçiler ve gençlerle beraber bir siyasi radikalleşmeye uğruyor. Pandeminin etkisi derin ve kalıcı olacak. Ve Amerika Birleşik Devletleri, devasa toplumsal patlamalar ve muhalefet olmadan faşizme sürüklenmeyecek.

Troçkist hareket, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi, bu muhalefete bilinçli bir siyasi perspektif ve program sağlamayı merkezi görevimiz olarak görüyor. Tarihin derslerine dayanan ve işçi sınıfının dünya genelinde siyasi iktidarı ele geçirerek kapitalist sistemi ortadan kaldırmasını hedefleyen yeni bir siyasi hareketin inşa edilmesi gerekiyor.