Pandeminin siyasi dersleri ve 2021’de sosyalizm mücadelesi

7 Ocak 2021

1. Yeni yıl başlarken, COVID-19 pandemisi tüm dünyada yayılmaya devam ediyor. Bu, muazzam tarihsel öneme sahip bir dünya krizidir. Pandemi, dünya kapitalist sisteminin çelişkilerini oldukça yoğunlaşmış bir biçimde ortaya koyan ve uzun süredir bastırılmış toplumsal dönüşüm güçlerini açığa çıkaran bir “tetikleyici olay”dır.

2. Pandemi yalnızca tıbbi bir kriz olarak tanımlanamaz. Geçtiğimiz yıl boyunca, dünya kapitalizminin baştan sona gerici karakteri gözler önüne serilmiştir. Toplumsal bedele kayıtsız kâr dürtüsü ilişkisi, oligarkların tiksindirici düzeylerdeki kişisel servet arzusu ve dünya nüfusunun hayatlarına ve refahlarına yönelik insanlık dışı umursamazlıkları, küresel bir toplumsal felaket yaratmıştır.

3. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), pandemiyi sık sık I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle karşılaştırdı. 1914 olayları ve savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkan her şey, tüm dünyayı kasıp kavuran bir siyasi altüst oluş sürecini harekete geçirdi. İşçi sınıfı ve yoksul kitleler siyasi olarak radikalleştiler. 1914 başında her şeye kadir ve yenilmez görünen imparatorluklar (Rus, Avusturya-Macaristan ve Prusya), toplumsal devrim güçleri eliyle birkaç yıl içinde yıkıldılar. Asya, Afrika, Ortadoğu ve Latin Amerika’da, sömürgeci egemenliğe karşı yüz milyonlarca insanı kapsayan bir anti-emperyalist hareket ortaya çıktı.

4. Geçtiğimiz yılın yeni yılda da devam eden trajedisi, uluslararası işçi sınıfının ve gençliğin bilincinde köklü bir değişiklik meydana getiriyor. Kitlelerin vaktinden önce ölümü, ekonomik altüst oluş ve ister sahte demokratik isterse açıkça otoriter olsun, geleneksel siyasi yapıların bariz krizi ve arızası ile damgalanan 2020 yılı, yirminci yüzyıl tarihindeki 1914 yılı gibi, yirmi birinci yüzyıl tarihindeki kritik bir dönüm noktası olacaktır. Zenginlerin çıkarları ile toplumun ihtiyaçları arasındaki çelişki o kadar açık ki, bu durum, toplumsal protestoyu ve uzlaşmaz siyasi muhalefeti kışkırtmak zorundadır.

5. Geçtiğimiz yılın başında, Uluslararası Komite, yeni yıl açıklamasında, 2020’lerin toplumsal devrimin on yılı olacağını ilan etmişti. Bu öngörü, küresel jeopolitik ve sosyoekonomik krizin hâlihazırda ilerlemiş aşamasının analizine dayanıyordu. 2020 olayları bu analizi doğrulamakla kalmamış, ona yüksek bir aciliyet kazandırmıştır.

6. Pandeminin etkisi azalmaktan çok daha da yoğunlaşıyor. Virüsün yeni ve daha bulaşıcı bir türünün keşfedilmesinden bile önce, COVID-19’un dünya nüfusu içerisine yayılması hız kazanıyordu. Yeni yıl dönümünde küresel ölü sayısı neredeyse iki milyona ulaştı. Asya’da 305 bin ölüm bildirildi. Afrika’da resmi ölü sayısı 63 bin. Avrupa’da 552 bin kişi ölürken, Kuzey ve Güney Amerika’da 848 bin ölüm meydana geldi.

7. Ülkelerdeki toplam ölü sayıları çarpıcıdır. Brezilya’da yaklaşık 200 bin insan öldü. Birleşik Krallık’ta bu sayı 71 binin üzerinde. İtalya’da 72 bin; Fransa’da 63 bin; İspanya’da 50 bin ve Almanya’da 30 bin insan hayatını kaybetti.

8. Dünyadaki en feci durum, pandeminin kontrolden çıktığı Amerika Birleşik Devletleri’ndedir. Ülkede 2020 yılında toplam COVID-19 ölümlerinin sayısı 340 bine ulaştı. Günlük ölüm sayısının 3.500’e kadar yükseldiği Aralık ayında, yaklaşık 70 bin Amerikalı virüsten öldü. Şu anda 115 bin Amerikalının daha Ocak ayında hayatını kaybedeceği tahmin ediliyor. Medyanın anti-COVID aşılarının gelişimine odaklanarak dikkati devam eden kâbustan saptırma çabalarına rağmen, gerçek şu ki, Amerikalılar, en kanlı savaşlarındaki yıllık ölüm sayısını bile aşan bir oranda ölüyorlar.

9. Pfizer ve Moderna aşılarının piyasaya sürülmesine eşlik eden medya abartısından, aşılarını sunulmasını karakterize eden tamamen öngörülebilir kaos nedeniyle şimdiden kuşku duyuluyor. Aralık ayı sonuna kadar yapılacak olan 20 milyon doz aşının yalnızca 3 milyonu fiilen yapıldı. Ancak bu düzensizlik ve yetersizlik önümüzdeki aylarda bir şekilde aşılsa bile ( kâr odaklı Amerikan sağlık sektörünün feci durumu göz önüne alındığında oldukça düşük bir olasılık), artan ölüm oranı üzerindeki etkisi sınırlı olacaktır. Sağlık Ölçütleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nün Aralık ayında yaptığı uyarıya göre, “Bir aşıyla bile, eyaletler mevcut dalgaları kontrol altına almak için harekete geçmezse, ölü sayısı 1 Nisan’a kadar 770 bine ulaşabilir.” Fakat ne eyaletler ne de federal hükümet, virüsün devam eden yıkıcı yayılımını ve can kaybını önlemek şöyle dursun, bunları kontrol altına almak için gereken adımları atacaktır.

10. Başkan seçilen Joe Biden, “çok karanlık bir kış”ın yaklaştığını öngörüyor. Ancak eşi görülmemiş bir toplumsal yıkım karşısında, görevdeki ilk 100 gününde almayı önerdiği tek önlem, bütün Amerikalıların maske takması için çağrıda bulunmaktır. Pandeminin bu aşamasında, Biden’ın politikası, bir kasırganın şiddetli rüzgârlarını kelebek ağlarıyla dizginlemeye çalışmakla karşılaştırılabilir. Biden’ın acınası önerisi, kapitalist oligarşinin insan yaşamına yönelik kayıtsızlığını özetlemektedir.

11. Egemen sınıf, COVID-19’un yayılmasını durdurmak için zorunlu olan politikaları uygulamayı reddetmektedir. Bunlar; hayati olmayan tüm işyerlerinin yanı sıra okulların kapatılması ve krizin üstesinden gelinene kadar halkın geçinebilmesi için gerekli mali desteğin acilen sağlanmasıdır. Hayatları kurtarmak için hiçbir şeyin yapılamayacağı iddiaları, Çin’in —sıkı bir test programı, temas takibi ve seçici kapanmalar yoluyla— virüsün yayılmasını hızla kontrol altına alma ve toplam ölümleri 5 binin altında tutma becerisi ile çelişiyor.

12. Pandeminin en sert etkisinin Batı Avrupa’nın gelişmiş kapitalist ülkelerinde ve özellikle, en zengin kapitalist egemen sınıfın yurdu ve dünya emperyalizminin merkezi Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gerçeği, ulus devlet sistemine, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve insanların emek gücünün sömürüsüyle elde edilen kâr dürtüsüne dayanan bir sosyoekonomik sistemin tarihsel tükenmişliğine tanıklık etmektedir. Salgının ilk aşamalarından itibaren, egemen sınıflar, hayat kurtarma açısından ne kadar gerekli olursa olsun, kişisel servet birikimiyle veya kendi ulus devletlerinin küresel jeopolitik çıkarlarıyla çelişen tüm önlemleri reddettiler.

13. Ulusal güvenlik, emperyalistler arası çatışmalar ve küresel güç dengesi ile ilgili hususlar ve (mevcut ulusal devletlere bağlı kalan) ulusötesi şirketlerin rekabet üstünlüğü için arayışı, pandemiye karşı küresel olarak koordine edilmiş ve bilimsel olarak yönlendirilmiş herhangi bir yanıtı baştan beri engelledi. Pandemi, insan yaşamına yönelik ortak bir tehdit karşısında birlik olmayı teşvik etmekten ziyade, kapitalist ulusal devletler arasındaki karşıtlıkları yoğunlaştırdı. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) tarafından yayımlanan Strategic Survey of 2020, “virüs her ülkeye yayılırken bile, ülkeler arasındaki bölünmeler derinleşti,” diye kabul ediyor ve şöyle devam ediyor:

2020’nin ortalarına gelindiğinde, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Çin arasındaki ilişkiler, neredeyse on yılların en düşük noktasına geriledi. Rusya-Batı ilişkileri şüphe içinde kalmaya devam etti. Çin-Hindistan gerilimleri, ölümcül sınır çatışmaları biçiminde alevlendi. ABD, Dünya Sağlık Örgütü dahil olmak üzere birçok örgütü ve antlaşmayı kınadı ya da bunlardan çekildi. Birleşik Krallık, Avrupa Birliği’nden ayrıldı. Çin, Hong Kong’un özel statüsünü değiştirdi.

14. IISS, dünya durumuna ilişkin olağanüstü karamsar değerlendirmesinde şunları belirtiyor:

Giderek, IISS’nin “yerleşik devletlere karşı farklı müdahale biçimleri için dayanıklılıkları test etmeye yönelik sürekli çaba” olarak tanımladığı “dayanıklılık savaşı” çağına giriyoruz. Bazen dayanıklılık savaşı alenen yürütülür ve fiilen “ilan edilir.” Ancak genellikle yabancı ağlar veya özel ortaklar aracılığıyla, özellikle bu tekniği uygulayan, iktidara yakın harekât alanlarında yürütülür. Statükoyu değiştirmek isteyen aktörlerin tercih ettiği bir araç olan dayanıklılık savaşına karşı koymak zordur, çünkü geleneksel savaş eşiğinin altında, yerleşik yasaların sınırlarının dışında, ayrıca kabul edilebilir istikrar sınırlarının üzerinde bir çatışma yaratır…

COVID-19 pandemisi, bu eğilimlerde stratejik bir duraklamaya hemen hemen hiç olanak sağlamadı. Ulusal dayanıklılık ve kendi kendine yeterlilik, temel hedefler olarak ödüllendiriliyor. İtibar, ulusal gücün önemli bir unsuru olarak diriltiliyor.

15. Bu son derece endişe verici durumda, IISS, “Anarşi çoğu zaman sadece birkaç hata uzakta görünür,” diye uyarıyor.

Savaşın özellikleri, çatışmaların şekli, kullanılan stratejiler, devreye giren aktörler ve kullanılan silahlar hızla değişiyor. Devletlerin, şirketlerin ve ulusötesi aktörlerin dijital ve ekonomik olarak konuşlandırdığı gücün doğası hızla başkalaşıyor. Bölgesel düzenler mutasyona uğruyor. Uluslararası toplumu yöneten normlar, yönergeler, standartlar, düzenlemeler ve yasaların karşılıklı etkileşimi değişip duruyor. Uluslararası toplum, yetersiz derecede düzenlenmiş kalıyor ve neredeyse “yönetilmeyen bir alan” haline geliyor.

16. IISS’nin “dayanıklılık savaşı” olarak tanımladığı şey, kolayca, gerçek bir nükleer çatışma tehlikesiyle birlikte, topyekûn bir savaşa dönüşebilir. ABD’nin Rusya ve Çin’e yönelik giderek daha provokatif askeri manevralarla birleşen bitmek bilmeyen suçlamalarının ölümcül bir siyasi mantığı var. Bu tehlike, egemen sınıfın iç toplumsal baskıyı dışarıya, yani ülke içi sınıf çatışmasından uzağa ve savaşa doğru yöneltme ihtiyacıyla yoğunlaşıyor.

17. Kapitalist seçkinler, durmak bilmeden kendi küresel jeopolitik çıkarlarının peşinde koşarken, pandemiye karşı şirketlerin kâr çıkarlarıyla ve kişisel servet birikimi dürtüsüyle çatışan her türlü yanıtı reddediyorlar. Mart-Aralık 2020 döneminde Wall Street hisse senedi değerlerinde yaşanan sarsıcı yükseliş ile artan ölüm sayısı, birbirine paralel ve birbirini tamamlayıcı olgulardı. Kapitalist zenginleşmeyi mümkün kılan politikalar, kitlesel ölümleri de kaçınılmaz kıldı. Daha Ocak 2020’de, ABD ve Avrupa egemen sınıfları, hayatları kurtarmaktansa mali piyasaların çıkarlarına öncelik verme yönünde bir karar aldılar. Donald Trump’ın sonradan gazeteci Bob Woodward ile röportajında itiraf ettiği üzere, pandeminin yarattığı tehlike halktan gizlenirken, perde arkasında CARES Yasası çerçevesinde Wall Street ve büyük şirketlerin trilyonlarca dolarlık kurtarma paketini organize etmek için planlar yapıldı.

18. 2020 başından bu yana, dünyanın en zengin 500 kişisinin serveti yaklaşık 1,8 trilyon dolar artarak toplam 7,6 trilyon dolara çıktı. Bu pandemi vurguncularından beşinin her birinin şu anda 100 milyar dolardan fazla serveti var. Amazon CEO’su Jeff Bezos 190 milyar dolar; Tesla CEO’su Elon Musk ise 170 milyar dolara sahip. Bu iki kişinin servetleri 2020’de toplam 217 milyar dolar arttı.

19. Egemen tabakanın servetindeki sarsıcı artış, bütünüyle, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) dijital olarak ürettiği paranın —gerçek değer üretimiyle tamamen bağlantısız “hayali sermaye”nin— mali piyasalara sınırsız aktarımına bağlıydı. Bu, spekülatif varlıkların fiyatını ve onlara sahip olanların servetini muazzam zirvelere taşıyan bir spekülasyon çılgınlığını dizginlerinden boşalttı. Siber alem dışında fiziksel varlığı olmayan kripto para bitcoinin fiyatı 2020’de yüzde 360 artarak 7.194 dolardan 34.000 dolara çıktı. Noel ile yeni yıl tatilleri arasında, bitcoinin piyasa fiyatı neredeyse ikiye katlandı. Zenginler için bu tür hediyeler, Edward Luce’un yeni yıl hafta sonunda yayımlanan köşe yazısında alaycı bir şekilde yorumladığı gibi, “bedava para fışkırtan ABD Fed’in nezaketinin … tüm varlık fiyatlarını yükseltmesinden” geliyor.

20. Ancak Fed’in politikasının yükünü taşımak işçi sınıfına düşüyor. Kurtarma paketini finanse etmek için gereken devasa devlet açıklarının ve şirket borçlarının birikmesi, şirket gelirlerinin sürekli akışını ve yüksek kârlılık seviyelerini gerektiriyor. Bu akış olmadan, spekülatif balon ve ona bağlı olan servet sürdürülemez. Bu ekonomik zorunluluk, ancak işçi sınıfının emek gücünün kesintisiz bir şekilde sömürülmesiyle karşılanabilir. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda askerlerin siperlerde tutulması ve makineli tüfek ateşi ve zehirli gaza karşı savaşmaya zorlanması gerektiği gibi, bugün virüsün kontrolsüz biçimde yayılmasına rağmen işçiler fabrikalarda ve işyerlerinde tutulmalıdır. Ayrıca çocuklar COVID-19’un yetişkinlere bulaşmasında başlıca taşıyıcılar olmasına rağmen, ebeveynlerin işlerine gidebilmeleri için okullar açık tutulmalıdır.

21. “Sürü bağışıklığı” programının uygulanmasının, yani virüsün kontrolsüz olarak yayılımasının savunulma noktasına kadar gelinmesinin altında yatan, toplumsal olarak canice hesaplar bunlardır. Bu politikanın savunucularına göre, eninde sonunda, nüfusun o kadar büyük bir kısmı COVID-19 hastalığına yakalanacak ki, “sürü bağışıklığı” sağlanacak.

22. Bu politika, büyük tantanayla İsveç tarafından hemen uygulamaya kondu ve ardından —Mart 2020 sonunda kurtarma paketleri devreye sokulduktan sonra— Avrupa’nın geri kalanına ve Amerika Birleşik Devletleri’ne aktarıldı. Bu sosyopatik politika, virüsün yayılımını durdurmak için karantinaların kullanılmasının ve okulların kapatılmasının dayanılmaz finansal maliyetler doğuracağı iddia edilerek gerekçelendirildi. New York Times’tan Thomas Friedman, İsveç modelini övdüğü bir köşe yazısında, şu sloganı popüler hale getirdi: “Kaş yapayım derken göz çıkarmayalım.” Bu sinik sloganının gerçek anlamı şudur: şirket kârları ve Wall Street hisse senedi değerleri zararına insan hayatını kurtarmaya öncelik verilmemelidir.

23. Egemen sınıfın ekonomik politikasının siyasi sonucu, faşizan hareketlerin teşvikine, burjuva demokrasisinin geleneksel kurumlarının ortadan kaldırılmasına ve otoriter rejimler kurma yönündeki çabalara her zamankinden daha açık bir dönüş olmuştur. Donald Trump, anayasayı ortadan kaldırma ve bir başkanlık diktatörlüğü kurma komplosunda, kendisinin Hitlervari emellerini yerine getirmeye uğraşan münferit bir psikopat değildir. Onun 2020 seçimlerinin sonucunu tanımamasının Cumhuriyetçi Parti’nin –Kongre üyeleri dahil– geniş bir kesimi tarafından açıkça desteklenmesi, egemen sınıf içindeki güçlü unsurların anayasayı bırakmaya ve otoriter bir rejimin oluşumunu desteklemeye ne ölçüde hazır olduklarını göstermektedir.

24. Trump’ın “radikal sol”u ve sosyalizmi durmadan suçlaması, faşist çeteleri cesaretlendirmesi, oligarşi içindeki şu korkulara hitap etmektedir: toplumsal eşitsizliğe karşı kitlesel bir halk hareketinin gelişmesi, sadece mümkün değil ama kaçınılmazdır ve an meselesidir. Trump’ın retoriği ve eylemleri, ünlü solcu tarihçi Arno J. Mayer’in önleyici karşıdevrim hazırlığıyla özdeşleştirdiği bir siyasi stratejiye uymaktadır:

Şüphe, belirsizlik ve ürkütücü bir şiddetle dolu bir ortamda, karşıdevrimci liderler, güç durumdaki ve travma yaşamış seçkinleri, devrimcilerin durumu kendi amaçları için tekrar kullanmalarının yalnızca bir an meselesi olduğuna ikna etmeye çalışırlar. Ancak kendilerini aşırı ısınan ortamı soğutmaya adamak yerine, onu daha da alevlendirmek için ellerinden geleni yaparlar. Bunu, devrimin yakın olduğu iddialarını desteklemek için yaparlar ve aynı zamanda, gerçek veya sözde devrimcileri öldürme kapasitelerini gösterecek karşılaşmaları arayıp bunlara zemin hazırlamaya çalışırlar. [Dynamics of Counterrevolution in Europe, 1870–1956: An Analytic Framework (New York: Harper & Row, 1971), s. 86]

25. Bu çözümleme, Trump’ın geçtiğimiz yılki polis şiddeti karşıtı protestolara yönelik saldırısının ve Antifa destekçisi olduğu iddia edilen Michael Reinoehl’in 3 Eylül 2020’de devlet tarafından öldürülmesini acımasızca teşvik etmesinin arkasındaki siyasi hesapları anlamak için gerekli tarihsel perspektifi sağlamaktadır.

26. Trump rejiminin eylemleri, Uluslararası Komite’nin uyarılarını doğrulamaktadır. DEUK’un, Trump’ın iktidara gelmesinin siyasi anlamına ilişkin değerlendirmesi, ABD’deki kapitalist egemenliğin toplumsal temellerinin Marksist bir analizine dayanıyordu. Dünya Sosyalist Web Sitesi, bundan neredeyse tam dört yıl önce, 3 Ocak 2017’de, Trump’ın göreve başlamasından sadece iki hafta önce yayımladığı yeni yıl açıklamasında şu uyarıda bulunmuştu:

Donald Trump’ın seçilmesi, ABD’deki oligarşik egemenlik gerçeğini bütün tiksindirici çıplaklığıyla açığa vurmuştur. Bununla birlikte, Trump’ın, 2016 Seçim Günü’ne kadar kusurlu ama özünde temiz olan bir topluma dışarıdan burnunu sokmuş bir tür canavar olmadığını vurgulamak gerekir. Gayrimenkul, finans, kumar ve eğlence sektörlerinin suçlu ve hastalıklı bağlantılarının ürünü olan Trump, Amerikan egemen sınıfının gerçek yüzüdür.

Göreve gelen Trump yönetimi, amacı ve kadrosuyla, oligarşinin bir başkaldırısı karakterine sahiptir. Sonuna yaklaşan ölüme mahkûm bir toplumsal sınıf olarak oligarşinin tarihin gelgitlerine direnme çabası, sıkça, gücünün ve ayrıcalığının uzun süredir devam eden aşınması olarak algıladığı şeyi tersine çevirmeye yönelik bir girişim biçimini alır. O, acımasız toplumsal ve ekonomik değişim güçleri onun egemenliğinin temellerini kemirmeden önce, koşulları bir zamanlar oldukları (ya da onun öyle sandığı) hale geri getirmeye çalışır.

27. Trump’ın darbe girişiminin başarıya ulaşmadığı varsayıldığında, Joseph Biden’ın 20 Ocak’ta başkanlık görevine başlaması, Amerikan demokrasisinin çöküşünü tersine çevirmek bir yana, durdurmayacaktır. Otoriter rejime doğru gidiş, kişiler tarafından değil ama şunlar eliyle yönlendirilmektedir: 1) Amerikan kapitalizminin, en habis ifadesini aşırı toplumsal eşitsizlik düzeylerinde bulan, sosyoekonomik çelişkileri ve 2) Amerikan emperyalizminin, sonuçları ne kadar korkunç olursa olsun, jeopolitik konumunun aşınmasını tersine çevirme ve küresel hegemonyasını yeniden kurma yönündeki içsel ve kontrol edilemez dürtüsü.

28. Amerikan kapitalist egemenliğinin bu asli unsurlarının hiçbiri (durmadan büyüyen toplumsal eşitsizlik ve rakipsiz emperyalist güç olarak ABD’nin çıkarlarını küresel ölçekte dizginsizce savunma), demokrasi ile bağdaşmaz. Ülke içinde giderek artan protestolara karşı eşitsizliğin savunulması ve sınıf mücadelesinin büyümesi, polis devleti önlemlerine başvurmayı gerektirir. Küresel üstünlüğü sürdürme mücadelesi ise, ekonomik kaynakların, durmadan ve sınırsız biçimde, savaşın hazırlanmasına ve yürütülmesine aktarılmasını gerektirir. Hem ABD içinde hem de uluslararası alanda Biden yönetiminin politikalarını belirleyecek olan zorunluluklar bunlardır.

29. Ancak toplumsal gereklilik, yalnızca egemen sınıfın politikalarında ifade bulmaz. Aynı zamanda kitlelerin bilincinde de muazzam değişiklikler meydana getirir. 2021’de de devam eden 2020 trajedisi, işçi sınıfının kapitalist düzene olan güvenini derinden ve geri dönüşü olmayan biçimde sarsmıştır. Pandemiden çıkarılacak temel ders şudur: işçi sınıfının çıkarlarını savunmak ancak kapitalist sisteme karşı mücadele yoluyla mümkündür. Sürü bağışıklığı politikalarına direniş artmakla kalmayacak; mevcut toplumsal yapılarda değişim talepleri de büyüyecek. Kitlelerin bilincindeki sola kayış ve sınıf mücadelesinin yoğunlaşması, ön devrimci bir durumun ilk gelişiminin açık göstergeleri olacak.

30. İşçi sınıfı, ölüm oranındaki üssel artışın, Wall Street ve diğer büyük borsalardaki hisse senedi değerlerinin katlanarak artmasıyla birlikte ilerlediğini fark edememiş değildir. Binlerce kişi, son bir kucaklamadan ve sevdiklerinden gelen şefkatli sözlerden bile mahrum bir şekilde, nefes nefese kalır ve aşırı kalabalık yoğun bakım ünitelerinde tek başına ölürken, pandemi vurguncuları sınıfı, toplumsal açıdan yıkıcı zenginleşmelerini kutluyor. Bu tiksindirici kişisel servet birikiminin yanı sıra, ona denk bir toplumsal öfke birikimi var.

31. Öfke, sınıf mücadelesinin patlamasına yol açacak. Bu gelişme, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne bağlı Sosyalist Eşitlik Partilerinin, resmi sendikaların kontrolü dışında bağımsız taban komitelerinin kurulmasını başlatma çabalarıyla öngörülmüş ve teşvik edilmiştir. Sendikalar, işçilerin kapitalist sömürüye direnme yönündeki her gayretini bastırmaya kararlı, şirket yönetimlerinin uzantılarından başka bir şey değildir.

32. İşçi sınıfı, devrimci mücadele girdabına çekiliyor. Avrupalı aristokratların ve Kuzey Amerikalı köle sahiplerinin zenginlik ve ayrıcalıklarının, eski egemen sınıfların zenginliğinin ve gücünün dayandığı ekonomik ve toplumsal ilişkilerin yıkılması taleplerini kışkırtması gibi, modern küreselleşmiş dünya da toplumsal servetin küçük bir kapitalist seçkinler grubu içinde yoğunlaşmasına sonsuza kadar tahammül etmeyecektir. Oligarkların servetinin kamulaştırılması ve dünya ekonomisinin insanlığın çıkarları doğrultusunda sosyalist temelde yeniden örgütlenmesi talebi, zorunlu olarak bu krizden çıkmaktadır. Bu toplumsal sürecin nesnel mantığının farkında olunması, dünya Troçkist hareketinin siyasi perspektifinin ve pratiğinin gerçek temelidir.

33. İşçi sınıfı içinde sosyalist bir hareketin geliştirilmesi, doğası gereği uluslararası bir mücadeledir. Pandemi, şu gerçeği en dolaysız biçimde gözler önüne sermiştir: insanlığın karşı karşıya olduğu her büyük sorun, küresel bir sorundur ve küresel bir çözümü gerektirmektedir. Yaşama karşı aynı kayıtsızlık, aynı yetersizlik ve düzensizlik, toplumsal ihtiyaçların özel servete ve jeopolitik çıkarlara aynı acımasız biçimde tabi kılınması, egemen sınıfın ister iklim değişikliği, ister dünya savaşı, isterse kitlesel yoksulluk olsun, her soruna verdiği yanıtı karakterize etmektedir.

34. Uluslararası işçi sınıfının kapitalizme karşı ortak bir mücadele içinde birleştirilmesi, gerek aşırı sağın milliyetçiliği, gerekse sahte solun ırk odaklı kimlik politikası yoluyla olsun, işçileri bölme yönündeki her türlü çabaya karşı çıkmayı gerektirir. Demokratik Parti ve New York Times, geçtiğimiz yıl, ABD’deki temel bölünmenin işçi sınıfı ile kapitalist sınıf arasında değil de “beyaz Amerika” ile “siyah Amerika” arasında olduğu iddiasıyla, ırksal bölünmeleri amansızca teşvik eden bir kampanyaya öncülük ettiler. Bu, toplumsal eşitlik için değil ama nüfusun tepedeki yüzde 10’u içindeki servetin ve ayrıcalıkların daha tatminkâr dağılımı için mücadele eden üst orta sınıfın gerici politikasıdır.

35. Irksal politikanın teşviki, egemen sınıfın toplumsal muhalefeti Demokratik Parti sınırları içinde tutmaya çalışma yöntemlerinden biridir. 2020 ilkbaharında polis cinayetine karşı patlak veren, ABD ve dünya geneline yayılan kitlesel protestolardan ortaya çıkan temel siyasi ders budur. Demokratlar ve onların sahte sol içindeki yardımcıları, tüm ırklardan işçileri ve gençleri vuran yaygın polis şiddetine yönelik öfkeyi, “beyaz ayrıcalığı”nı kınamaya yönlendirdiler. New York Times’ın 1619 Projesi ile başlatılan ırksal tarih tahrifatı, ABD’deki iki burjuva demokratik devrimin, Amerikan Devrimi ile İç Savaş’ın önderlerinin heykellerini yıkma yönündeki gerici kampanyayla yoğunlaştırıldı.

36. Vermont Senatörü Bernie Sanders, Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nin (DSA) ve diğer sahte sol örgütlerin desteğiyle, kapitalizme yönelik muhalefeti Demokratik Parti’nin arkasına yönlendirme biçimindeki gerici ve ikiyüzlü rolünü bir kez daha oynadı. 2016 seçimlerinde olduğu gibi 2020 seçimlerinden de Sanders, bir “siyasi devrim”e önderlik ettiğini söyleyip, Demokratik Parti kurumunun sağcı adayına destek verdi. Sanders’ın ve başkalarının, Biden yönetiminin sosyal reformların hayata geçirilmesine “alan” yaratacağına dair iddiaları, daha Biden göreve gelmeden çürütüldü. Biden, sağcı bir kabine oluşturdu, aralıksız “birlik” çağrıları yaptı ve “Cumhuriyetçi meslektaşları”yla, Trump’ın seçimi çalma ve anayasaya aykırı bir başkanlık diktatörlüğü kurma girişimini destekleyen kişilerle birlikte çalışma sözü verdi.

37. ABD’de ve dünya genelinde, demokratik hakları savunma ve faşizme karşı mücadele, işçi sınıfının sosyalizm uğruna mücadelede bağımsız seferberliğine ayrılmaz biçimde bağlıdır. 2020’nin temel derslerinden biri şudur: kapitalizmin krizine yanıt verecek gerçekten ilerici bir çıkış bulunmadıkça, 20. yüzyılın tüm dehşetleri daha kanlı ve acımasız biçimlerde yeniden ortaya çıkacaktır.

38. Troçkist hareketin önderliği, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, geçtiğimiz yıl boyunca, tarihsel temellerinin ve Marksist yönteminin gücünü pratikte göstermiştir. Pandeminin ilk evrelerinden itibaren DEUK, küresel tehlike hakkında uyarıda bulundu, egemen seçkinlerin komplolarını teşhir etti ve ölümcül virüsü durdurmak için işçi sınıfına bir program ve perspektif sundu. Dünyada, pandemi üzerine yayınını Dünya Sosyalist Web Sitesi’ninki ile karşılaştırabilecek tek bir yayın yoktur.

39. Dünya genelinde ölümlerin 3 binden az olduğu ve henüz ABD’de kaydedilen ölümün olmadığı 28 Şubat tarihinde DEUK, pandemiye küresel bir acil durum müdahalesi çağrısı yaptı. Egemen sınıf tehlikeyi önemsiz gibi gösterir ve adım atmayı ertelerken, DEUK, dünyanın bilimsel, teknik ve toplumsal kaynaklarının bu ölümcül tehditle mücadelede seferber edilmesi çağrısında bulundu. ABD’deki ölümlerin henüz 100’ü geçtiği 17 Mart’ta, ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Ulusal Komitesi, okulların ve hayati olmayan üretimin derhal kapatılması ve etkilenen işçilere tam gelir sağlanması talebini içeren “COVID-19 salgını ile mücadelede işçi sınıfı için bir eylem programı”nı yayımladı.

40. Tıpkı I. Dünya Savaşı’nın Bolşevik Parti’nin ileri görüşlülüğünü göstermesi gibi, mevcut kriz de günümüzdeki Troçkist hareketin tarihsel önemini gösterdi. Hiç şüphe yok ki, eğer DEUK’un uğruna mücadele ettiği politikalar uygulanmış olsaydı, yüz binlerce insanın hayatı kurtarılacaktı.

41. Bir ön devrimci durumun süresi —yani, doğrudan iktidar mücadelesine geçişin uzunluğu— önceden tahmin edilemez. İşçi sınıfının mücadelelerine katılımın dışında, olayların temposuna ilişkin spekülasyon yalnızca soyut ve metafizik bir karaktere sahip olabilir. Sosyalist hareketin, kapitalizmin nesnel krizi ve sınıf mücadelesinin büyümesi bağlamında karşı karşıya olduğu zorlu görev, işçilerin sınıf bilincini yükseltmek ve hareketlerine sosyalist bir yön vermektir.

42. Ancak bu görev, sadece işçilere dışarıdan tavsiye vermekten ibaret değildir. Sosyalizm mücadelesinin başarısı, fabrikalarda, okullarda ve işçi sınıfının tüm kesimlerinin işyerlerinde, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin güçlü bir varlığını oluşturmaya bağlıdır. Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE) üyesi gençler, SEP’in işçi sınıfı içindeki varlığını genişletmede kritik bir rol oynayacaklardır.

43. Toplumsal ve siyasi koşullar, güçlü bir uluslararası işçi sınıfı hareketinin inşası için olgundur. Dünya Sosyalist Web Sitesi okurlarını, sosyalizm mücadelesinde aktif biçimde yer almaya, Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılmaya ve Sosyalist Devrimin Dünya Partisi olarak Dördüncü Enternasyonal’i inşa etmeye çağırıyoruz.

Joseph Kishore ve David North