Assange’ın 4 Ocak’taki iade kararı duruşması: Özgürlüğünü sağlamak için işçi sınıfını harekete geçirin!

Thomas Scripps
4 Ocak 2021

Birleşik Krallık mahkemeleri, 4 Ocak Pazartesi günü, WikiLeaks kurucusu ve gazeteci Julian Assange’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilip edilmeyeceğine karar verecek. Assange; savaş suçlarını ve darbe komplolarını, işkence ve diğer insan hakları ihlallerini, devlet yolsuzluklarını ve casusluğunu ifşa ettiği için Casusluk Yasası kapsamındaki suçlamalardan ömür boyu hapisle karşı karşıya bulunuyor.

İade etme kararı neredeyse kesindir. Yargılama süreci, Assange’ın temel demokratik haklarının ayaklar altına alındığı, görünüşte yasal bir rezaletti. Mahkeme Başkanı Vanessa Baraitser, duruşmalar boyunca Assange’a açık bir düşmanlık sergiledi. Baraitser’in gözetmeni olan Leydi Emma Arbuthnot, WikiLeaks ifşaatlarında kişisel olarak adı geçen bir hükümet figürü ile evli.

WikiLeaks kurucusu Julian Assange [Kaynak: AP Photo/Matt Dunham]

Her iki durumda da karar temyize gidecek ve hukuki mücadele aylarca, hatta yıllarca devam edecek. Bu arada Assange, hayati risk altında, Londra’daki Belmarsh maksimum güvenlikli hapishanesinde hapis kalacak.

Yine de Pazartesi günkü duruşma, yirmi birinci yüzyılın en önemli gazetecisine karşı on yıldır süren zulümde önemli bir yeni aşamaya işaret ediyor.

Assange’ın hukuk ekibi, ABD hükümetinin ona kurduğu komployu paramparça etti. Avukatlar, ABD savcılarının, davanın gerçeklerini temelde yanlış beyan ettiklerini, ABD Adalet Bakanlığı’nın iyi niyetli hareket etmediğini ve siyasi bir suç nedeniyle iade talep ettiklerini (Britanya-ABD Suçluların İadesi Antlaşması’na göre yasak) gösterdiler.

Talebin, “siyasi görüşlerinden … dolayı” cezalandırılma veya bu görüşler nedeniyle yasal işlemler sırasında ayrımcılığa uğrama riski altındaki ya da iade edilmesi tıbbi açıdan “adaletsiz ve zulmedici” olan herhangi birinin iade edilmesine karşı yasal engelleri nasıl ihlal ettiğini gösterdiler. İade talebi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğü hakkına ilişkin 10. maddesini; geriye dönük suç saymaya karşı haklara ilişkin 7. maddesini; adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesini ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezaya karşı haklara ilişkin 3. maddesini ihlal etme tehdidi oluşturuyor.

Savcılığın savlarının bu şekilde çürütülmesi, Assange’a yönelik intikamcı muamelenin arkasındaki toplumsal çıkarları gözler önüne serdi. Assange; ABD ve müttefikleri tarafından, bu ülkelerin yağmacı egemen sınıfları adına, savaşa ve diktatörlüğe yönelik muhalefeti terörize etmek amacıyla ibret olsun diye cezalandırılıyor. İade duruşması, bir sınıf savaşı tutsağı hakkında önceden belirlenmiş bir karar vermek üzere düzenlenen göstermelik bir duruşmadır.

Bu toplumsal güçler, WikiLeaks’in kurucusunun özgürlüğü için küresel bir hareketin gelişmesi korkusuyla, mecbur kalana dek vazgeçmeyecekler.

Assange’a çok büyük bir halk desteği var. WikiLeaks, Amerikan emperyalizminin ve Birleşik Krallık gibi müttefiklerinin acımasız faaliyetlerine vurduğu darbe nedeniyle milyonlarca insan tarafından kutlanıyor. Assange’ın davası aynı zamanda gazeteciliğe ve demokratik haklara yönelik daha ileri bir saldırı için emsal teşkil edecek bir dava olarak görülüyor.

99 ülkeden 1.600’den fazla gazeteci, Assange’a özgürlük talep eden bir açık mektubu imzaladı. Bu mektubun Aralık 2019’da yayımlanmasından bir ay önce, Assange’a yönelik kötü muameleden büyük öfke duyan tıp uzmanlarını bir araya getiren Assange İçin Doktorlar adlı grup kurulmuştu. Bu yılın başlarında ise Assange İçin Avukatlar ve Assange İçin Sanatçılar adlı gruplar kuruldu.

Bununla birlikte, Assange’ın özgürlüğünü sağlayabilecek ve demokratik hakları savunabilecek toplumsal güç olan uluslararası işçi sınıfının onu desteklemek üzere örgütlenmesi gerekiyor.

İşçi sınıfı içinde gerekli kampanyanın geliştirilmesi, Assange’ı izole etmeye çalışan güçlerle siyasi bir hesaplaşmayı gerektirmektedir. Buna, küçük burjuva “liberal” medya ve siyasi hak örgütleri, sahte sol ile sendika ve İşçi Partisi bürokrasisi dahildir.

WikiLeaks, daha önceki yıllarda, ifşaatlarını yayınlamaları için Guardian, New York Times, Le Monde, Der Spiegel ve El Pais gibi gazetelerle çalışmıştı. Bu kuruluşlar, başından itibaren, bu eşi görülmemiş ifşaatın siyasi yansımalarını kontrol altında tutmaya uğraştılar ve bu sırada haberi ilk veren olmaktan çıkar sağladılar.

Assange, halkın bilme hakkında geri adım atmayı reddedip onların egemen sınıflarıyla olan samimi ilişkilerini bozma tehdidi yaratınca, onu sırtından bıçakladılar. WikiLeaks’in eski “medya ortakları”, İsveç’in uydurma cinsel saldırı soruşturmasının ve Rusya devletiyle yine uydurma işbirliği hikâyelerinin tanıtımını yaparak, Assange’ı şeytanlaştırma yönünde sistematik bir kampanya başlattı.

Emperyalist müdahalelere sahte bir “insan hakları” bayrağıyla verdikleri destek WikiLeaks’in ifşaatlarıyla tehdit edilen Birleşik Krallık’taki Sosyalist İşçi Partisi ve ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt gibi sahte sol örgütler de bu haçlı seferine katıldı. Onların kimlik politikasına batmış, hali vakti yerinde orta sınıf tabanları, İsveç’in uydurma cinsel saldırı imalarını desteklemekten son derece memnundu.

İşçi Partisi’nin “sol” kanadı ve sendika bürokrasisi, başından sonuna dek bir suç ortağı sessizliğine büründü. İşçi Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn Assange’ın ABD’ye iade edilmesine ancak Nisan 2019’da karşı olduğunu ifade etti. Bunun üstünden daha 48 saat geçmeden ise, Assange’ın kaderini belirlemenin “mahkemelerin işi” olduğunu söyleyecekti. Corbyn, Aralık 2019 genel seçimleri sırasında Assange davası hakkında sessiz kaldı. İşçi Partisi liderliğine başkası gelince, ara ara yaptığı açıklamalarla, Britanya yargısını ve Başbakan Boris Johnson’ı Assange’ın iade edilmesini engellemeye çağırdı.

Sosyalist Eşitlik Partisi ve Dünya Sosyalist Web Sitesi, Assange’a özgürlük kampanyasını yürütürken, bu gelişmelerin, sahte sol yardımcıları dahil olmak üzere burjuva politikasındaki sağa kayışın bir parçası ve egemen sınıf içinde demokratik hakları savunan herhangi bir kesiminin olmadığının kanıtı olduğunu tespit etti. Bizler ısrarla şunu açıkladık: Assange’ı savunma mücadelesi, dünya genelinde işçileri ve gençleri Assange’a yönelik zulümle ilgili meseleler konusunda uyarmak ve onları dünya çapında diktatörlüğe ve savaşa yönelişe karşı örgütlemek üzere verilecek siyasi bir mücadeleye bağlıdır.

2019 sonunda kurulan resmi Assange’ı İade Etmeyin (DEA) kampanyası grubu, bu sonuçların çıkarılmasını engellemek ve iflas etmiş bir yaklaşımla, kapitalist devlete yönelmeyi dayatmak üzere müdahil oldu. Bu yönelimin merkezinde, Assange’ın özgürlüğünü sağlamak için “sol” ile “sağ”ın birleşmesi çağrısı vardı.

Bu, başlangıçta İşçi Partisi “solcuları”ndan birkaçının göstermelik protestolarını ve Guardian gazetesinin gecikmiş, sinik özürlerini teşvik etme biçimini aldı. Guardian bu konuyla ilgili olarak artık o kadar teşhir olmuş durumda ki, kısa süre önce Assange’ın iade edilmesine karşı çıkan ve şu çağrıda bulunan bir başyazı yayımladı: “Bay Assange ile ilgili önceki davalar, meseleyi karman çorman etmek için kullanılmamalıdır[!]. İsveç, Assange’ın reddettiği bir tecavüz suçlamasına yönelik soruşturmasına son vermiştir.” Guardian, Assange’ı bir “ileri teknoloji teröristi” olarak damgalayan, ABD’nin seçilmiş Başkanı Joe Biden’a bel bağlıyor.

DEA’nin politikasının gerici mantığı, son haftalarda, ABD Başkanı Donald Trump’a Assange’a özgürlüğünü vermesi için dostça çağrılar yapmak biçimindeki tiksindirici sonuca vardı. ABD başkanı, son haftalarda çok sayıda af çıkararak DEA’nın şu dilekçeye önayak olmasını teşvik etti: “Başkan Trump: Assange’ı Affet!” DEA’nın Twitter hesabında neo-faşist Cassandra Fairbanks, Hristiyan köktendinci ve eski başkan yardımcısı adayı Sarah Palin, QAnon’u destekleyen Cumhuriyetçi Kongre üyesi Marjorie Taylor Greene ve aşırı sağcı provokatör ve Breitbart’a yazı yazan James O’Keefe gibi benzer şekilde iğrenç figürler yer aldı.

Başkanlık affı istemek meşrudur: Assange, bunu ve çok daha fazlasını hak etmektedir. Fakat demokratik haklar davasını ilerletme amacıyla Trump’a seslenilmesi, ancak işçi sınıfının muhalif bir kitle hareketi adına dile getirilen, doğrudan doğruya Trump’ı, Cumhuriyetçileri ve Demokratları hedef alan bir talep biçimini alabilir.

DEA’nin yaptığı çağrı ise, Beyaz Saray’daki faşist gangsterin ve çevresindekilerin var olmayan demokratik hassasiyetlerine yönelik bir çağrıdır. Dilekçenin başında, Trump’ın görüntüsüyle birlikte şu konuşma balonu var: “[Anayasadaki] Birinci Değişiklik, ülkemiz için yaşamsaldır. Özgür bir basına ve özgürce fikir alışverişine ihtiyacımız var. Yurttaşların ve medyanın eleştirmekte özgür olmasına ihtiyacımız var.”

Bunlar, Trump’ın, 2007’de 14 Irak yurttaşının öldürüldüğü Nisur Meydanı katliamından sorumlu olan Blackwater paralı askerler grubunun üyelerini affetmesiyle aynı ay gerçekleşiyor. Bu katliam, Assange ile WikiLeaks’in ifşa etmek için ellerinden geleni yaptıkları vahşi savaştaki en korkunç suçlardan biriydi. Başkana çağrıda bulunanlar, aynı şekilde, Trump’ın devam eden darbe planlarını da görmezden geliyorlar. İran’la yıkıcı bir askeri çatışmayı bahane ederek sıkıyönetim ilan etmesi de bu planlar arasında olabilir.

Trump’a yönelinmesi, Assange’ı ve demokratik hakları savunma konusunda kapitalist devlete ve onun temsilcilerine dayanan her türlü perspektifin iflas ettiğinin en açık kanıtıdır. WikiLeaks’in Irak ve Afgan Savaş Günlüklerini, Guantanamo dosyalarını ve ABD’nin diplomatik yazışmalarını yayımlamasından bu yana, Assange’ın yazgısı, emperyalizme ve onun siyasi temsilcilerine karşı mücadeleye bağlı olmuştur. Bu mücadele, uluslararası işçi sınıfının kitlesel bir sosyalist, anti-emperyalist hareketinin inşasını gerektirmektedir. Bu perspektifle hemfikir olanları bugün bizimle iletişime geçmeye çağırıyoruz.