Timur Selçuk’un ardından

Nazım Özgün
25 Kasım 2020

Ünlü piyanist, besteci, müzisyen ve orkestra şefi Timur Selçuk, 6 Kasım Cuma günü geçirdiği kalp krizi nedeniyle 74 yaşında yaşama veda etti.

Klasik Türk sanat müziğinin önemli bestecisi ve icracısı Münir Nurettin Selçuk ile solist ve tiyatrocu Şehime Erton’un oğlu olan Timur Selçuk, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Belediyesi Konservatuarı’ndan mezun olduktan sonra müzik eğitimine École Normale de Musique de Paris'de devam etti.

Timur Selçuk [Kaynak: timurselcuk.net]

Timur Selçuk, kariyerine bir pop müzik albümü (Ayrılanlar İçin, 1967) ile başlasa da özellikle 1970’li yılların politik atmosferinden ve toplumsal mücadelelerinden etkilenerek yüzünü işçi sınıfına dönen aydınların önemli bir örneğini temsil ediyordu.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 1960’lı yılların sonları ve 1970’li yıllar gençliğin radikalleşmesi ve kitlesel sınıf mücadelesinin yükselişi ile damgalanmıştı. Troçkist devrimci bir önderliğin yokluğunda, radikalleşen gençlik hareketi Maoculuk ve Castroculuk dahil olmak üzere çeşitli Stalinist ve ulusalcı akımların yörüngesine girmişti. Reformist sendikal önderlikler ve gerillacı hareketlerle birlikte bütün bu güçler, işçi sınıfını siyasi olarak silahsızlandırarak 12 Eylül 1980’deki NATO destekli askeri darbenin başarıya ulaşmasının önüne açtılar.

Timur Selçuk, Fransa’daki müzik çalışmalarının ardından 1975 yılında Türkiye’ye döndü. Popülist ve köylülük yanlısı akımların gittikçe egemen olduğu Türkiye’deki siyasi atmosfer içinde, Timur Selçuk’un bu dönemde beste ve şarkıları büyük ölçüde işçi sınıfına sesleniyor ve onu sınıf mücadelesine çağırıyordu. Piyanosuyla işçi sınıfının kültürel düzeyini yükseltme kaygısı taşıyan Selçuk, 1975’ten itibaren 10 yıl boyunca birlikte çalıştığı Ankara Sanat Tiyatrosu’nun oyunlarına besteler yaptı.

Pop müzik tarzında verdiği birçok albümün yanında Selçuk, çok sayıda film ve tiyatro müziğinin bestesini yaptı. Bestelerini Timur Selçuk’un yaptığı, Bilgesu Erenus’un Nereye Payidar (1975-76) adlı oyunu, bir fabrikadaki işçilerin mücadelesini ele alıyordu. Nereye Payidar, o zamandan beri Türkiye’de en popüler işçi mücadelesi parçalarından biri olurken, oyunun bir diğer parçası olan Direniş Türküsü, greve giden işçileri selamlıyordu.

Selçuk; Sakıncalı Piyade (Uğur Mumcu), 804 İşçi (Ömer Polat), Ferhat ile Şirin (Nazım Hikmet Ran), Şeyh Bedrettin Destanı (Nazım Hikmet Ran), Tak Tik (Die Rundköphe und Die Spitzköpfe, Bertolt Brecht), Küçük Adam Ne Oldu Sana (Hans Fallada), Rumuz Goncagül (Oktay Arayıcı) ve Galilei-Gelileo (Bertolt Brecht) oyunlarının müzikleri ile Sarıpınar 1914, Üç İstanbul, Cahide ve Hakkâri’de Bir Mevsim filmlerinin müziklerini yaptı.

İşçi sınıfı mücadelelerinin yükselişte olduğu 1970’li yıllar, Selçuk’un en üretken olduğu dönemdi. Attila İlhan, Enver Gökçe ve Nazım Hikmet gibi solcu şairlerin şiirlerini besteledi; işçi sınıfı için marşlar seslendirdi. Bu dönemde, Türkiye’de işçi sınıfının en kitlesel eylemleri gerçekleşiyordu. Tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçen 1977 yılı 1 Mayıs kutlamalarına 2,5 milyon nüfuslu İstanbul’da yaklaşık 500 bin kişi katılmıştı. Kutlamalar sırasında otomatik tüfekle açılan ateş sonucu gerçekleşen katliamda 30’dan fazla kişi hayatını kaybetmiş, en az 136 kişi yaralanmıştı.

İşçi sınıfının mücadelelerinin radikalleştiği ve kitleselleştiği 1977 yılında, bu durum Timur Selçuk’un çalışmalarına doğrudan yansımıştı. Bu yıl yayınlanan albümünde Nazım Hikmet’in Hürriyet Marşı, Türkiye İşçi Sınıfına Selam ve Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü gibi şiirlerini bestelemiş ve okumuştu. Ayrıca 1 Mayıs Marşı’nı seslendirmişti.

Aynı albümde yer alan 16 Haziran türküsü, 15-16 Haziran 1970’deki büyük işçi direnişini ele alıyordu. Asıl olarak DİSK’i hedef alan yasayı protesto etmek için on binlerce işçi, İstanbul ve çevresinde iş bırakarak büyük yürüyüşler düzenledi. Çatışmalar sonucunda en az iki işçi ve bir polis öldü.

Gösteriler DİSK bürokratlarının ihaneti ve sıkıyönetim ilan edilmesi ile sona erse de, yasa daha sonra iptal edildi. Bu olaylar, işçi sınıfının toplumdaki başlıca devrimci güç olduğunu göstermişti.

Timur Selçuk’un birçok çağdaşı sanatçı da toplumsal mücadelelerden etkilenmiş; ancak ağırlıklı olarak geleneksel ve folklorik müziğe doğru yönelmişlerdi. Bununla birlikte, Selçuk, eserlerinde özellikle çağdaş Batı müziğini ve piyanoyu kullanarak dinleyicilerinin kültürünü zenginleştirmeye ve yükseltmeye çalışıyordu. İstanbul Oda Orkestrası’nı kuran Selçuk, ayrıca kendi öğrencilerini yetiştirdiği Çağdaş Müzik Merkezi’ni kurmuştu.

1992 yılında BBC Türkçe’ye verdiği bir röportajında şöyle diyordu: “Çalışmalarım hep halkın biraz ilerisinde çalışmalardı… Sanıyorum ben hızlı koşan bir insanım. Çıtayı hep yükseklere koyuyorum her konuda… Sanıyorum ne yaptığım bir süre sonra netleşecek.”

1970’ler boyunca Stalinistlerin siyasi olarak silahsızlandırdığı işçi sınıfı, CIA destekli 12 Eylül darbesi ile ağır bir yenilgiye uğramıştı. Bu yenilginin moral bozukluğu ve işçi hareketinin yönelimsizliği, 1970’lerde yüzünü toplumsal mücadelelere dönen sanatçıların ve aydınların kişisel yolculuklarına da yansıdı.

12 Eylül darbesinin ardından 15 yıl hapisle yargılanan ve yurt dışına çıkması yasaklanan Timur Selçuk, uzun süre kabuğuna çekilmişti. 1989 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren için düzenlenen bir konserde sahneye çıkan Selçuk, aynı yıl Türk-Batı sentezi ürünü olan Bana Bana şarkısı ile Eurovision yarışmasında Türkiye’yi temsil etti. 1990 yılında ise Türkiye’nin ilk pop operası olan Bir Uzay Masalı’nı besteledi.

Selçuk 1998 yılında Devlet Sanatçısı unvanını aldı ve bu tarihten sonra verdiği konserlerde ağırlıklı olarak kendi pop şarkılarını ve babası Münir Nurettin Selçuk’un eserlerini seslendirdi.

Birçok kez tasavvufa yöneldiği haberleriyle gündeme gelen Selçuk, 1999 yılındaki bir röportajında namaz kılmak ve Kuran okumaktan huzur aldığını söylemekle birlikte “aynı demokratik sosyalist düşüncedeyim” diyordu. 2017’de verdiği bir röportajda ise şunları belirtmişti: “… benim bütün müziklerimde bir devrimci yan vardır. Bir başkaldırıdır o. Benim hüznüm de mizahım da devrimcidir.”

1980 sonrası evrimi ne olursa olsun, Timur Selçuk’un ürettiği müthiş eserler, toplumsal eşitliğe dayalı bir toplum uğruna mücadeleye giren işçilere, gençlere ve aydınlara ilham vermeye ve kültürel atmosferi zenginleştirip yükseltmeye devam ediyor. Timur Selçuk ve eserleri, daha geniş bir uluslararası dinleyici kitlesinin ilgisini hak ediyor.