Avrupa’da koronavirüsten 300 bin ölüm: Kapitalizmin insanlığa karşı suçu

14 Kasım 2020

Bu hafta, koronavirüs dalgalar halinde kontrolden çıkmaya devam ederken, Avrupa COVID-19’dan 300 bininci ölümü kaydederek korkunç bir kilometre taşını geride bıraktı.

Artık hemen hemen her Avrupa ülkesi, virüsün yayılmasında bir artışla karşı karşıya bulunuyor ve bu durum sağlık sistemini bir kez daha çökertip yüz binlerce insanı daha öldürme tehdidi oluşturuyor. Virüsün kıtaya ulaştıktan sonra en sert vurduğu ilk ülke olan İtalya’da, sadece sekiz ay önce olanlarla aynı sahneler meydana geliyor. Çarşamba günü 623, Perşembe günü ise 636 kişi virüsten hayatını kaybetti ki bu Nisan’dan beri kaydedilen en yüksek sayıdır. Ülkede hastalığa yakalananların toplam sayısı Salı günü bir milyonu geçti ve toplam ölü sayısı şu anda 43.589.

Ülkedeki hastaneler çöküşün eşiğinde bulunuyor. Çarşamba günü itibarıyla, koronavirüs hastaları, 21 bölgenin dokuzunda tüm hastaların yarısından fazlasını oluşturuyor. Lombardiya’daki oranlar yüzde 75’e, Piedmont’ta yüzde 92’ye ve Güney Tyrol’de yüzde 99’a ulaşmış durumda. Ülke genelinde yeterince yatak olmadığı için ambulanslar hastanelerin dışında kuyruğa giriyor.

Pandeminin büyük ölçüde kuzeyle sınırlı kaldığı ilk dalganın aksine, virüs daha yoksul güneydeki birçok bölgeyi şimdiden mahvetmiş durumda. Bu hafta, Napoli’de 78 yaşındaki bir kadın, hastaneye kabul edilmeden önce yaklaşık 26 saat bir ambulansta bekletildi. Bir hastane koğuşunun banyosunda yerde yatan ölmüş bir hastayı gösterdiği söylenen bir video internette yaygın olarak paylaşıldı. Hafta sonu, Napoli’deki Catugno Hastanesi’nde çalışan hemşireler, arabalarında oturan hastalara oksijen veriyordu.

Varese’deki Circolo Hastanesi’nde yoğun bakım bölümünü yöneten Dr. Luca Cabrini, Associated Press’e yaptığı açıklamada, “[Hastalara] yetişememeye çok yakınız. Sınıra ne zaman ulaşacağımızı söyleyemem ama o gün çok uzak değil,” diyordu. Palermo Belediye Başkanı Leoluca Orlando ise şehrinin ve Sicilya’nın geri kalanının “ilan edilmiş bir katliam” riski altında olduğu uyarısında bulundu.

Fransa’da son 24 saatte 425 kişi hayatını kaybetti. Ekim ayının başından beri 10 binden fazla insan ve pandeminin başından beri 42.960 kişi öldü. Pazartesi günü açıklanan 551 ölüm, 6 Nisan’da 613 ölümle kaydedilen doruk noktasından beri en yüksek günlük ölüm sayısı oldu. Paris çevresindeki Île-de-France bölgesinde, acil servis yataklarının yüzde 90’dan fazlası doldu. Auvergne-Rhône-Alpes’te, dolu olan acil servis yataklarının sayısı resmi kapasitenin yüzde 146’sına ulaşırken hastalar artık diğer hastanelere aktarılıyor.

Birleşik Krallık, Çarşamba günü 525 ölüm kaydetti. Toplam resmi ölü sayısı 50 bini geride bırakmış durumda. Gerçek sayı ise on binlerce daha fazla. Britanya Ulusal İstatistik Kurumu, Ekim ayının sonu itibarıyla en az 61 bin kişinin hastalıktan öldüğünü tahmin ediyordu.

İspanya’da 1,4 milyondan fazla doğrulanmış koronavirüs vakası var ve resmi olarak 40 binden fazla ölüm kayıtlara geçtiği ülkede son 24 saatte 356 kişi daha hayatını kaybetti. Bu hafta PLOS ONE dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, pandemi nedeniyle İspanya’da 2019-2020’de doğumda beklenen ortalama yaşam süresi 0,9 yıl düştü. Asturias, Murcia ve Endülüs bölgelerinde, günlük ölüm sayısı Nisan ayındaki zirveyi geride bıraktı.

Burjuva medyanın uzun zamandır krizin yönetilmesinde bir rol model olarak övdüğü Almanya’da da durum giderek kontrolden çıkıyor. Açılma politikasının sonucunda, okullar virüsün üreme alanları haline geldi. Şu anda 300 binden fazla öğrenci ve yaklaşık 30 bin öğretmen karantinada ve günlük vaka (Perşembe günü 21.866) ve yoğun bakımda yatan hasta (3.186) sayıları ilkbahardan daha yüksek. 1.800’den fazla hasta entübe edilmiş halde yaşam mücadelesi veriyor. Bazı şehir ve bölgelerde boş yoğun bakım yatağı kalmadı ve ölü sayısı artıyor.

Daha küçük pek çok ülkede, toplam nüfusa oranla ölü sayısı dünyada en yüksek sıralarda yer alıyor. Avrupa’nın en zengin ülkelerinden biri olan ve yaklaşık 8,6 milyon insanın yaşadığı İsviçre’de, son 24 saatte 94 kişi hayatını kaybetti. ABD büyüklüğünden bir ülkede bu, bir günde 3 binden fazla ölüme denk gelmektedir.

Peki, virüsün kıtada ilk zirveyi görmesinden sadece sekiz ay sonra, bu durumun ortaya çıkmasına nasıl izin verildi? Mart ayında, İtalya ve İspanya’da patlak veren fiili grevler, binlerce insanın ölümüne gösterdikleri kayıtsızlığın bir halk isyanına yol açmasından korkan hükümetleri virüsün yayılmasını engellemek üzere harekete geçmeye zorladıktan sonra ilk kapanma önlemleri gelmişti.

Bundan sonra, Avrupa egemen sınıfı, yüz binlerce ölüme yol açacağını bildiği bir politikayı kasten hayata geçirdi. Bu ölümler kaçınılmaz değildir. Bu ölümler, kapitalist sınıfın ve siyasi temsilcilerinin insanlığa karşı işlediği bir suçun sonucudur.

Avrupa Birliği, karantinaların sağladığı fırsatı iki trilyon avroluk şirket kurtarma paketlerini geçirmek için kullandı. Kapanma önlemleri virüsün yayılmasını büyük ölçüde engellerken, egemen seçkinler, üretimi durduran ve kâr akışını kesen bir kapanmanın, kaç kişi ölürse ölsün, kabul edilemez olduğunu sonucuna vardılar. Avrupa genelinde ve ABD’de, hükümetler, gerekli olmayan işyerlerini zamanından önce geri açarak, on milyonlarca insanı aralıksız bir kâr akışı sağlamaları için iş yerlerine sürdüler. Bu ise virüsün aralıksız yayılmasını kesinleştirdi.

Dünya Sağlık Örgütü daha Temmuz ayında Avrupa çapında virüsün canlanmasının görülebileceği uyarısında bulunmuştu. Fakat buna karşı hiçbir şey yapılmadı.

Fransa Başbakanı Jean Castex, aynı ay, egemen seçkinlerin bakış açısını en açık şekilde ifade ederek, kapanma “kuşkusuz pandeminin yayılmasını durduruyor ama ekonomik ve toplumsal açıdan bu bir felaket” diyordu.

Ekim ayının başında, sağlık otoriteleri açıkça sağlık sisteminde çöküşün yaklaştığı uyarısında bulunurken, hükümetler kısmi karantinaları yürürlüğe soktular ancak gerekli olmayan işyerlerini açık tuttular. Okullar da halen açıktır. Kimi yerlerde 35 öğrencinin sınıflara tıkıldığı eğitim sistemi, veliler işe gitmeye zorlanabilsinler diye bir çocuk bakıcılığı servisi olarak kullanılıyor.

Bu hafta, İtalyan Tabipleri Birliği, ülke genelinde tam kapanma talebinde bulundu. Ne var ki Başbakan Giuseppe Conte, Çarşamba günü La Stampa’da verdiği yanıtta, “genel bir kapanma ilk seçenek olmamalı. Bedeli çok ağır olur,” diyordu.

Başka bir ifadeyle, kapanma sayısız insanın hayatını kurtarabilecekken, “bedel”, yani bunun şirket seçkinlerinin kârlarına olan etkisi kabul edilebilir değildir. Egemen seçkinler açısından, yaşlılar ve güçsüzler ölürse ve emeklilik ve sağlık hizmetlerinde daha fazla kesinti yapılmasına olanak oluşursa, bu olumlu kabul edilecektir.

Pandemiye yönelik müdahale kapitalist sınıfın eline bırakılamaz. İşçi sınıfı, kapitalist sınıfın kâr ve ölüm politikasına karşı, krize bilimsel bir yanıt verilmesi için müdahale etmelidir. Sosyalist Eşitlik Partileri, Avrupa çapında her okulda ve işyerinde, hükümetlerin yeniden açılma politikalarına yardımcı olan sendikalardan bağımsız iş güvenliği taban komiteleri kurulması çağrısı yapıyor. Bu komiteler, Avrupa çapında bir genel grevi örgütlemenin, okulların ve gerekli olmayan üretimin kapatılmasını dayatmanın ve işçilerin evde kalmasına olanak vermenin araçlarını sağlayacaktır.

Devasa kaynaklar, pandemi boyunca herkese yüksek bir yaşam standardı sağlamak için kullanılmalıdır. Buna, öğrencilere uzaktan eğitim sağlamak için gereken kaynaklar da dahildir. Bu tür önlemler için “para olmadığı” iddiası bariz bir yalandır. Pandeminin başından beri trilyonlarca avro bankalara ve şirketlere aktarıldı. Kaynak var ancak bir şirket-finans oligarşisinin tekeli altına alınmış durumda.

Ekonomik yaşamın özel kâr değil toplumsal ihtiyaçlar için sosyalist temelde yeniden örgütlenmesinin parçası olarak, zenginlerin servetleri kamulaştırılmalı ve büyük şirketler işçi sınıfının demokratik denetimi altındaki kamu işletmelerine dönüştürülmelidir. Bu, işçi sınıfının Avrupa genelinde siyasi iktidarı almak ve Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’ni inşa etmek üzere mücadele etmesi demektir.

Will Morrow