Biden’ın sahte solcu savunucuları ve “kötünün iyisi” politikasının iflası

3 Kasım 2020

Amerika Birleşik Devletleri, başkanlık seçiminde oy kullanma sürecinin sona ermesine üç gün kala, görülmemiş bir toplumsal, ekonomik ve siyasi krizin ortasında bulunuyor. Bugüne kadar 235 bin Amerikalının canına mal olan koronavirüs pandemisi, rekor seviyelerdeki yeni vaka sayılarıyla beraber hızla genişliyor. On milyonlarca insan işsiz; açlık, yoksulluk ve evsizlik tehlikesiyle karşı karşıya. Seçim anketlerinde geride kalan Trump, seçim sonucunu görmezden gelerek ya da iptal ederek ve sokaklarda faşizan şiddeti kışkırtarak iktidarda kalma komplosu kuruyor.

Bu koşullar altında, Demokratik Parti ve onun güdümündeki medya kuruluşları, işçilerin ve gençlerin tüm enerjisinin Joe Biden’ın seçilmesine yönlendirilmesi gerektiği konusunda ısrar ediyorlar.

Demokratların başkan adayı Joe Biden, Hermantown, Minnesota’daki bir sendika eğitim merkezinde konuşma yapıyor, 18 Eylül 2020 [Kaynak: AP Photo/Carolyn Kaster]

Sadece Demokratik Parti değil, onun etrafında bulunan görünüşte “sosyalist” ya da solcu örgütler de bu çizgiyi savunuyor. Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nin (DSA) önderliği, bu ayın başlarında Biden için mümkün olan en yüksek katılımı sağlamak üzere elinden geleni yapma sözü veren bir mektup yayımladı. Önde gelen bir solcu akademisyen ve DSA üyesi olan Adolph Reed Jr., Çarşamba akşamı WSWS Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North ile yaptığı bir çevrimiçi tartışma sırasında şunda ısrarcıydı: “Açıkça görülüyor ki, bir Biden zaferi elde etmeye çalışmak için elimizden geleni yapmalıyız.”

Biden’ın desteklenmesi konusundaki “sol” argüman, Salı günü New York Times’ın (NYT) serbest kürsü sayfasında çıkan bir yazıda özetlendi. Serbest gazeteci Zeeshan Aleem’in yazısı, gazetenin basılı nüshasında şu başlıkla yayımlanmıştı: “Sosyalistler Neden Biden’a Oy Vermeli?”

Demokratik Parti’nin ana gazetesi olan NYT’nin Aleem’e bu yazıyı ısmarlama kararı vermesi, egemen sınıfın kapitalizme karşı artan halk muhalefetinden ve hem Cumhuriyetçi hem de Demokratik partilere beslenen düşmanlıktan duyduğu korkuyu ifade ediyor. Yazı, bu öfkeyi kontrol altına alıp yanlış yönlendirmek için kullanılacak argümanları sıralıyor.

Aleem’in argümanlarında özgün olan hiçbir şey bulunmamaktadır. Orta sınıfın siyaseti, bir kural olarak, en basiretsiz ve pragmatik hesaplar eliyle belirlenir. Politikalarını toplumun ekonomik temellerinin bilimsel analizine dayandırmaktan aciz olan, devletin eylemlerini belirleyen sınıfsal çıkarların ciddi bir şekilde irdelenmesine düşman olan, siyasi partilerin programlarının eleştirel bir şekilde değerlendirilmesine karşı çıkan ve strateji ve taktikler belirlenirken tarihten dersler çıkarmaya çalışılmasına özellikle öfkelenen küçük burjuvazinin siyasi temsilcileri, egemen seçkinlerin izinden giderler.

Egemen seçkinlere olan ekonomik bağımlılıkları, bağımsız bir siyasi program ve yönelim oluşturma konusundaki acziyetlerine yansır. Orta sınıf siyasetinin, Marksistler tarafından sık sık dikkat çekilen bu iyi bilinen gerici özellikleri, genellikle seçimlere yönelik yaklaşımlarında en sefil ve korkak ifadesini bulur. Şirket-finans seçkinlerinin politikasından tüm siyasi bağımsızlık numaraları, sosyalist söylemlerle ileri sürülenler bile bir kenara bırakılır. “Kötünün iyisi” politikası, kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ilan edilir.

Aleem, yazısına, “Sosyalist sol için bir kâbus tasarlayacak olsaydınız, Başkan Trump’tan daha korkunç birini düşünmek zor olurdu,” diye başlıyor. Fakat, diye endişeleniyor sonra, “Solun bazı kesimlerinde Joe Biden’a oy verme konusunda tereddüt işaretleri var.”

“Solcular” Biden’a oy vermekle kalmamalı, bunu hem de coşkuyla yapmalılar, diye buyuruyor Aleem ve ardından şöyle yazıyor: “Siyaset, toplumdaki güç dengesiyle ilgilidir—sermaye ile emek arasında, seçkinler ile ötekileştirilmişler arasında.”

Peki, Biden’a oy vermek, toplumdaki iktidarı sermayeden emeğe ve “seçkinler”den “ötekileştirilmişler”e tam olarak nasıl geçirecek? Aleem’in yazısında tamamen eksik olan şey, Demokratik Parti’nin ve temsil ettiği sınıfsal çıkarların ne olduğuna ilişkin gerçek bir analizdir.

Demokratik Parti, bir Wall Street ve ordu partisidir. Doğrusu, seçim yaklaşırken, üçüncü çeyrekte Biden’a finans sektöründen büyük para bağışları yapıldı. Demokratların kampanyasına 50 milyon dolardan fazla bağış yapılırken, Trump’a yapılan bağış 10 milyon dolardı. Politico, piyasaların seçime yönelik tavrı konusunda kısa süre önce çıkan yazısına şu başlığı koyuyordu: “Trump ekonomik felaket uyarısında bulunurken, Wall Street Biden konusunda giderek daha uçarı.”

Geçtiğimiz dört yıl boyunca, Demokratik Parti’nin Trump’a yönelik muhalefeti, onun faşizan politikasına değil, ordu ve istihbarat kurumlarının baskın kesimlerinin Rusya’ya karşı ve Ortadoğu’da daha militarist bir dış politika izlenmesi talebine odaklandı. Bu süreç, azil fiyaskosuyla doruk noktasına ulaştı.

Biden, Amerikan emperyalizminin dünya çapında “ötekileştirilmişler”i mahveden, önde gelen savaş suçlularından bazılarının desteğine sahiptir: Sandinistlere karşı yürütülen ABD destekli savaş sırasında ABD’nin Honduras büyükelçisi, eski Irak büyükelçisi ve eski ulusal istihbarat müdürü John Negroponte; Bush döneminde “kara nokta” işkence merkezleri kurulması suçuna bulaşan eski CIA müdürü Michael Hayden; 2003 Irak işgalinin baş mimarlarından Colin Powell ve sayısız başkası.

Aleem’in sosyalistlerin “özür dilemeden veya utanmadan—hatta biraz heyecanla” desteklemesi gerektiğini iddia ettiği kampanya budur.

Aleem’a göre, Biden’ın seçilmesi “değişime daha elverişli bir siyasi faaliyet alanı” oluşturacak ve “sosyalistlerin herkese Medicare sistemi ve bir Yeşil Yeni Düzen için hücuma geçip baskı yapmasının” koşullarını yaratacak.

Ne var ki, bir Demokratik Parti yönetimi, sosyal reform değil ama acımasız kemer sıkma yönetimi olacaktır. Aleem, Biden’ın başkan yardımcılığı görevinde olduğu sekiz yıllık Obama yönetiminin, bir sosyal reform dönemi değil, 2008 ekonomik ve mali krizinin ardından zenginlere devasa bir servet aktarma dönemi olduğunu belirtmiyor. Doğrusu, Trump’ın demagojik bir şekilde statükonun muhalifi pozu takınabilmesine olanak veren, Hillary Clinton’ın seçim kampanyasının sağcı ve militarist karakteriyle beraber, Obama’nın bu mirasıydı.

Aleem ya da Biden savunucularının hiçbiri, Demokratik Parti’nin Mart ayında Wall Street için CARES Yasası adlı trilyonlarca dolarlık kurtarma paketine neredeyse oybirliğiyle destek verdiğinden de söz etmiyor. Egemen sınıf, işçilerden, zenginlere yapılan bu servet aktarımının bedelini ödemek üzere kâr yaratmak için işe geri dönüp hayatlarını riske atmalarını talep ediyor.

Demokratlar, pandeminin yayılmasının ya da onun yol açtığı büyük toplumsal ve ekonomik krizin üzerine gitmek için –herkesin maske takması dışında– hiçbir şey önermiyorlar. Aleem’in yazısında “pandemi”, “koronavirüs”, “işsizlik”, “yoksulluk”, “açlık” veya “evsizlik” sözcüklerinin hiçbirinin yer almıyor oluşu anlamlıdır. Savaşa ve militarizme de hiçbir şekilde değinilmemektedir.

Aleem, Biden için kitlesel bir katılım “aynı zamanda oy pusulasının altlarında yer alanların yarışlarının sonucunu da etkileyebilir” ve “Demokratların Senato’nun kontrolünü geri kazanmasına yardımcı olabilir” iddiasında bulunuyor. Peki, kim bu “oy pusulasının altlarındaki” Demokratlar? WSWS’nin kapsamlı bir şekilde belgelediği gibi, Demokratik Parti’nin adaylarının ve Kongre’deki mevcut temsilcilerinin birçoğu, doğrudan doğruya ordu-istihbarat kurumlarından gelmektedir.

Bir de Demokratların seçilmesinin, “Adalet Bakanlığı’nı siyasallaştırması ve protestolara yönelik şiddetli baskı çağrıları” da dahil olmak üzere, “Bay Trump’ın demokrasi için doğurduğu benzersiz tehditler”e karşı koymak için gerekli olduğu iddiası var. Aleem, “[Trump’ın] posta yoluyla kullanılan oyların meşruiyetini kurcalama ve sorgulama girişimleri dikkate alındığında, büyük çaplı bir sol seferberlik” gereklidir, diye yazıyor.

Doğrusu, Trump; posta yoluyla kullanılan oyların meşruiyetini sorgulamakla kalmıyor, bir başkanlık diktatörlüğü kurmak için bir darbe düzenleme girişiminde bulunuyor. Ancak Demokratlar, Trump’ın faşizan komplolarına karşı çıkmak şöyle dursun, olup biteni örtbas etmek ve buna karşı bir seferberliği önlemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Demokratlar, Amy Coney Barrett’in Yüksek Mahkeme’ye girmesine hiçbir şekilde itiraz etmediler. Barrett orada Trump’ın seçim sonuçlarına yönelik itiraz davalarına bakacak.

Demokratlar, geçtiğimiz dört yıl boyunca, Trump’a yönelik halk muhalefetini bloke etmek için çalıştılar. Bu, Obama’nın, seçimleri “tek takım”ın iki tarafı arasındaki bir “ekip içi çarpışma” olarak tarif etmesiyle başladı. Demokratların Trump’a karşı halk direnişini cesaretlendirecek herhangi bir şey yapmaktan veya söylemekten ödleri kopuyor, çünkü bu direniş, egemen sınıfa ve onun savunduğu kapitalist sisteme karşı daha geniş bir harekete dönüşme tehlikesi oluşturacaktır.

Aleem, NYT’deki yazısında, Biden’ın desteklenmesine karşı çıkan “çok uç bir sol görüş”ten bahsediyor. Burada açıkça Sosyalist Eşitlik Partisi’nden ve Dünya Sosyalist Web Sitesi’nden söz ediyor. Ne var ki, gerçek Marksistlerin tavrını şunu savunduklarını iddia ederek tahrif ediyor: “Bay Trump gibi gericilerin seçilmesi, insanları sosyalizme yönelmeye teşvik edecek olan krizi yoğunlaştırır ve seçimi görmezden gelmeyi ya da üçüncü parti adaylarına oy vermeyi haklı çıkarır.”

Bu apaçık bir yalan ve Aleem bunu biliyor. Oysa Marksistler, Trump yönetimine ve aşırı sağın yükselişine karşı gerçek bir mücadelenin ancak işçi sınıfının Demokratik Partiye muhalefet içinde bağımsız seferberliği yoluyla mümkün olduğunda ısrar ediyorlar.

Son olarak, Aleem şu iddiada bulunuyor: “sol, Bay Biden’a oy vermeyi ciddiye alarak kendi seçim geleceğine yatırım yapıyor… potansiyel katılımcı sayılarına yönelik periyodik bir tehdit olmaktansa tutarlı bir seçmen tabanı” haline gelerek, “parti düzeni üzerinde daha fazla etkiye sahip olacaktır.”

Bu, içlerindeki en bayağı argümandır. Demokratlar, Trump’a yönelik muhalefeti engellemek için ellerinden geleni yaparken, soldan gelen muhalefet söz konusu olduğunda amansızdırlar. 2020 seçimlerinde, Demokratlar, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Michigan’da, Kaliforniya’da ve başka eyaletlerde oy pusulasında yer alma çabalarını engellemek üzere müdahale ettiler ve pandeminin ortasında on binlerce imza toplamak zorunda olduğumuz konusunda ısrar ettiler. Demokratik Parti’nin yönetimde olduğu ve Trump’ın darbe komplosunun başlıca hedeflerinden biri olan Michigan eyaletinde, SEP’e isim yazarak verilen oyların sayılmasını bile engellemeye çalışıyorlar.

Aleem’in, Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi figürlerin Demokratik Parti’yi sola kaydırmayı başardığı iddiası da bir yalandır. Doğrusu, Sanders kendisini Demokrat Parti önderliği içine ne kadar derinden dahil ederse, kendisi ve destekçileri o kadar hor görülmektedir. Nitekim Biden, “sosyalistleri yenen” kişi olduğunu ilan etme konusunda hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır.

Aleem, yazısının sonunda, “Sofistike ve stratejik bir sol—iktidarı kazanmak için çabalayan bir sol—savaşlarını ve düşmanlarını nasıl seçeceğini bilir,” diye buyuruyor ve şöyle devam ediyor: Biden’a oy vermek “eşit şartlar yaratmanın ve savunmasızlara biraz koruma sağlamanın en basit ve en somut yollarından biridir… Sosyalistler, Bay Biden’ı göreve getirmek için ölümüne mücadele etmeli ve sonra başkan olduğu gün onunla ölümüne mücadele etmelidir.”

İşçilerin ve gençlerin muhalefetini Demokratik Parti’ye tabi kılma girişimi, “iktidarı kazanmak” ya da sosyalizme ulaşmakla değil, onu engellemekle ilgilidir. Nihayetinde, Aleem’in bahsettiği “sosyalistler”, geleceklerine “yatırım yapanlar”, Demokrat Parti içinde gelecek vadeden kişilerdir. Onlar; mülkiyet ilişkilerinde hiçbir değişikliğin olmadığı ve servetin yeniden bölüşülmediği bir sosyalizm istiyorlar, asla gerçekleşmeyecek ufak reformlar dışında hiçbir şey önermiyorlar ve esas olarak, her şeyi eski haline döndürmeye çalışıyorlar.

Biden iktidara gelirse, bu insanlar onunla “ölümüne mücadele” etmeyecekler. North, San Diego Eyalet Üniversitesi etkinliğinde bu yöndeki açıklamaya şu yanıtı vermişti: “İşçilere, programı ne olursa olsun kapitalist bir politikacıyı göreve getirmek için ona oy vermelerini söyleyip, sonra da göreve gelince onunla nasıl ‘ölümüne mücadele’ edebilirsiniz? O zaman da şu argüman ileri sürülecek: sağın geri gelmemesinden emin olmak zorundayız, çünkü Biden giderse faşistler gelecek.”

Sonuçta, Aleem’in ve sayısız başka Demokratik Parti savunucusunun argümanı şudur: Elimizde sadece bu var. Bu politika türünde “sofistike ya da stratejik” olan hiçbir şey yoktur. Bu, onlarca yıldır her seçimde başvurulanlarla aynı argümandır. Nitekim bugün Demokratik Parti’nin önünde yerlere kapanılması, daha öncekilerin sonuçlarına atıfta bulunarak haklı gösterilmektedir.

ABD’deki ve dünya genelindeki işçilerin bu seçimde karşı karşıya olduğu durum ivedidir. Koronavirüs pandemisinin tetiklediği görülmemiş kriz koşulları altında, Trump, oligarşinin açıkça faşizan ve otoriter yönetim biçimlerine yönelen bir hizbini temsil etmektedir. Fakat Trump yoktan var olmadı. O bir cehennem zebanisi değil, Amerikan kapitalizminin ürünüdür.

Krizin işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda çözülmesi, sosyalist bir siyasi önderliğin inşa edilmesine bağlıdır. Bütün tarihsel deneyim, işçi sınıfının sınıf bilincinin geliştirilmesi açısından başka hiçbir şeyin, işçilere bir seçimde sözde “kötünün iyisi” olan kapitalist partiye oy vermelerini söylemekten daha yıkıcı olmadığını kanıtlamıştır.

“Kötünün iyisi” siyaseti, gericilik ve diktatörlük tehlikesini önlemek bir yana, kendi tarzında onu yoğunlaştırmaktadır. İşçi sınıfını silahsızlandırmakta ve onu, Ocak ayında Beyaz Saray’a kim çıkarsa çıksın, gelecek şeye tamamen hazırlıksız bırakmaktadır. Görev; krize yüzeysel ve yanlış çözümler sunmak değil, politikayı krizin doğasına ve işçi sınıfının bağımsız çıkarlarına dair bilimsel bir çözümlemeye dayandırmaktır.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin bu seçimlerde destekleyicilerine yönelik çağrısı şudur: başkan ve başkan yardımcısı adayları olarak Joseph Kishore ile Norissa Santa Cruz’a oy verin, Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılma kararı alın ve işçi sınıfının gerçekten devrimci, enternasyonalist ve sosyalist hareketini inşa edin.

31 Ekim 2020

Joseph Kishore—SEP’in ABD başkanı adayı