Bolivya’daki darbe rejimi MAS’ın seçim zaferini kabul etti

Andrea Lobo
27 Ekim 2020

Devlet Başkanı Evo Morales’in ABD destekli darbeyle devrilmesi sonucu geçtiğimiz Kasım ayında kurulan Bolivya rejimi, Morales’in Sosyalizme Doğru Hareket Partisi’nin (MAS) Pazar günü yapılan seçimlerdeki zaferini tanıdı.

Resmi sonuçlar yayınlanamadan önceki sandık çıkış anketleri Morales’in ekonomi bakanı ve MAS’ın devlet başkanı adayı Luis Arce’nin birinci turda ezici bir zafer elde ettiğini ortaya koyuyor. Sağcı eski devlet başkanı Carlos Mesa yüzde 31,5 oy alırken, MAS’ın adayı yüzde 52,4 oranında oy elde etti. Geçen seneki darbe sırasında ve sonrasında faşist paramiliter grupları yöneten aşırı sağcı politikacı Luis Fernando Camancho ise oyların yüzde 14’ünü aldı.

Evo Morales (Kaynak: www.kremlin.ru)

Fiili devlet başkanı Jeanine Áñez ve Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) Başkanı Luis Almagro, Arce’yi zaferinden ötürü tebrik ederlerken, Mesa yenilgiyi çoktan kabul etti. OAS, geçen sene seçim hilesi olduğuna dair sahte iddialar içeren bir rapor yayımlayarak Morales’in devrilmesinde kritik bir rol oynamıştı.

Yerel basın, koronavirüs pandemisine ve seçim yerlerinde yoğun biçimde asker bulunmasına rağmen, milyonlarca kişinin maskeleriyle sandık başına geldiğini, sosyal mesafeye uyarak kuyruklarda uzun saatler beklediğini ve seçime yüksek bir katılım olduğunu bildirdi.

Bu seçim sonucu, pandemi karşısında izlenen politikanın felaket getirmesinin, askeri baskının ve aşırı yolsuzluğun ortasında, seçimleri daha önce iki kere erteleyen faşizan Áñez rejimine yönelik derin toplumsal nefreti gözler önüne seriyor. Teyit edilen yaklaşık 8.500 COVID-19 ölümü ile Bolivya, Peru ve Belçika’dan sonra kişi başına ölümde en yüksek orana sahip ülkedir.

ABD emperyalizmi ve onun Anez rejimi ile Bolivya ordusu içindeki yardakçıları, bir yandan otoriter yönetim biçimlerine geçmeye hazırlanırken, artan işçi mücadelelerini siyasi olarak silahsızlandırma ve felç etme yönünde gerekli bir taktiksel manevra olarak, seçim sonuçlarını kabul edip iktidarı MAS’a geri verme kararı alıyorlar.

Bir Arce yönetimi, aynı zamanda, ekonomiyi geri açma, bir “sürü bağışıklığı” politikası uygulama, ekonomik gerilemeye karşılık olarak acımasız kemer sıkma önlemlerini kabul ettirme ve baskıcı devlet aygıtını daha da geliştirme konusunda daha iyi bir araç olarak görülmektedir.

MAS’ın seçilmesini iptal etmek üzere hazırlıklar yapılmıştı. Morales’in askeri darbeyle devrilmesinden yaklaşık bir yıl sonra kimi polis zırhı içinde ve kimi ise tüfekli yüzlerce asker birlik, seçimleri denetlemek için La Paz, Santa Cruz ve diğer şehirlerin sokaklarında devriye gezdi. En az bir olayda ordu, Santa Cruz’da içinde oy pusulaları olan poşetleri gizlice taşırken yakalandı.

Darbe rejimi tarafından seçim kuruluna nezaret etmek üzere atanan Salvador Romero, bizzat Mesa tarafından atanmış eski bir seçim başkanıdır. Romero, 2008’de ABD Büyükelçisi Philip Goldberg, Santa Cruz seçkinleriyle birlikte bir iç savaş tezgâhlarken ona muhbirlik yapmış ve 2011-2014 arasında Honduras’ta Ulusal Demokrasi Enstitüsü’nün (ABD Dışişleri Bakanlığının bir paravan kuruluşu) müdürlüğünü yapmıştı. Söz konusu enstitü, Honduras’ta 2009’da ABD destekli darbeyle kurulan rejimin denetiminde yapılan “seçimlere güven duyulmasını sağlama” amacıyla kurulmuştu.

Romero, son dakikada, bir seçim hilesini kolaylaştıracak şekilde, sözde sistem kaynaklı sebeplerden dolayı ilk sonuçların seçim gecesi yayınlanmayacağını duyurdu.

Bunların hiçbiri, aday olarak yarışması keyfi olarak yasaklanan eski devlet başkanı Morales ve diğer MAS liderlerinin seçimleri “demokrasi kutlaması” olarak sunmalarını engellemedi.

Evo Morales, Arjantin, Buenos Aires’te düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Biz bugün demokrasiyi ve vatanı kurtardık. İstikrarı ve ilerlemeyi sağlayacağız! Barışı geri getireceğiz!”

Bu esnada, seçilmiş devlet başkanı Arce, polisin MAS’ın kampanya merkezini korumak için kordonu güçlendirdiği La Paz’da basına şu açıklamayı yapıyordu: “Biz tüm Bolivyalılar adına yöneteceğiz, bir ulusal birlik hükümeti kuracağız, ülkemizde birliği sağlayacağız.”

Bu açıklamalar, darbecilere zeytin dalı uzatmak anlamına gelmektedir. Darbeciler, toplumsal muhalefeti bastırma konusunda MAS yeniden yetersiz görülene kadar kendi zamanlarını bekleyecekler.

MAS’ın darbeye verdiği tüm tepki, özünde işçi sınıfının kapitalist devlete karşı bağımsız seferberliğini önlemeyi hedeflemiştir. Buna, egemen sınıfa verilen “ekonomik canlanma” ve Morales’in devrilmesine direnenleri katletmekten sorumlu aynı ordu yararına verilen sözler eşlik etti.

Morales Cumartesi günü şöyle Twitter’da şöyle yazıyordu: “Askerler ve Birleşik Görev Gücü personeli, son üç aydır prim veya maaş alamadı. Haklarını açıkça ihlal eden ve yaptıkları işi ciddiye almayan bu durumu kınıyoruz.”

Bunu, Jacobin dergisine verdiği röportaj takip etti. Morales, orada, askere 1978’de alındığını, Askeri Polis olarak uzmanlaştığını ve Genelkurmay Başkanının güvenliğini sağladığını belirtiyor ve kendisini “kışlada bulunmuş tek sivil devlet başkanı” olarak takdim ediyordu. Daha sonra, kendisinin 2005’te seçilmesinden önceki “darbe üstüne darbe” on yıllarının aksine, MAS’ın burjuva egemenliğine istikrar sağlayabildiğini savundu.

Morales, koronavirüs kısıtlamalarına yönelik muhalefetini sahtekârca “anti-kapitalist” bir tavır olarak sundu. Gerçekte ise bu, işçilerin hayatları pahasına kâr akışının sürmesini sağlamaya dayanan bir tavırdır. Morales şöyle diyordu: “Üretken aygıt karantina yüzünden felç oldu, ama bizzat hükümet de kapitalizmin politikalarına boyun eğdiği için onu kapattı.”

MAS ve Morales, devam eden ölümcül pandemi, askeri diktatörlük ve faşizm tehditlerinin ortasında Bolivyalı işçilere ve kitlelere karşı yeni bir ihanete hazırlanıyor. Bu ancak onların burjuva ulusalcı politikalarının bir sonucu olarak anlaşılabilir. Bu politikalar, Wall Street’e ve emperyalizme tamamen tabidir.

Evo Morales, ilk olarak, suyun özelleştirilmesine karşı ve doğalgazın ulusallaştırılması talebiyle kitlesel protestoların patlak verdiği 2000 ve 2005 yıllarında burjuva egemenliğinin krizini bastırmak üzere iktidara geldi.

Emtia fiyatlarındaki yükseliş ve Çin’in artan talebi, Morales’e, ulusötesi şirketlere “ortaklar” olarak büyük gelirler sunarken, devlete çoğunluk mülkiyetini ve daha fazla gelir getirme olanağı sağlamıştı. Ekonomik büyüme ve Çin, Avrupa ve ABD sermayesi arasında izlenen denge politikası, MAS’ın gerçek sosyal tabanını oluşturan yerli iş dünyası seçkinleri kesimlerini büyük ölçüde zenginleştirdi.

Yeni sosyal programlar ve kamu hizmetlerine yapılan yatırımlar, milyonlarca insanın yoksulluktan çıkmasına yardımcı oldu, ancak çoğu resmi yoksulluk sınırının eşiğinde kalmayı sürdürdü. Bolivya halen Güney Amerika’daki en yoksul ülkedir. BM’nin verilerine göre, halkın yüzde 63’ü ya yoksulluk sınırının altında ya da bu sınıra yakın durumda. Bu, 2004’te yoksulluk sınırı altında yaşayanların oranı ile aynıdır.

2014’te emtia fiyatları düşünce, Morales yönetimi, ulusötesi şirketlerin ve mali sermayenin baskılarına boyun eğerek önceden korunan topraklarda madencilik ve tarım faaliyetlerinin genişletilmesine izin verdi, sosyal kesintileri hayata geçirdi ve dış borcu rekor seviyelere çıkardı.

Sonuç olarak, yoksulluktaki gerileme 2015 yılında fiilen durdu ve aşırı yoksulluk 2018’de geri gelmeye başladı. Bu durum sınıf mücadelesinin canlanmasına ve Morales’e yönelik halk muhalefetinin artmasına yol açtı.

Morales, Şubat 2016’da yeniden seçilmesinin önünü açmak için düzenlenen anayasa referandumunu kaybetti. Bu sonucu görmezden gelmesi toplumsal öfkeyi besledi.

2019 seçimlerine haftalar kala, sağlık emekçileri genel grevdeydi ve San Cristobal’da bulunan ülkenin en büyük madeninde 20 günlük bir grev vardı. Bu grevler, Şili ve Ekvador’da eşitsizliğe karşı yaşanan toplumsal patlamaların ortasında meydana geliyordu.

Darbe, Bolivya’nın egemen çevrelerinde Morales’in sınıf mücadelesini bastırmaktan aciz hale geldiği yönündeki korkulara yanıt olarak düzenlendi. Bu, ABD emperyalizminin Çinli ve Avrupalı rakiplerine karşı Bolivya’nın ve tüm Latin Amerika’nın doğal kaynakları ve pazarları üzerinde egemenliğini geri kazanma dürtüsüyle de uyumluydu.

Ne var ki, darbe ve ardından gelen baskı, öfkeleri baskı ve pandemiye verilen feci yanıt karşısında daha da büyüyen Bolivyalı işçilerin ve köylülerin kitlesel direnişini sindiremedi.

20 Ekim 2020