Ermenistan-Azerbaycan ateşkesi bozulurken Rusya-Türkiye çatışması tehlikesi büyüyor

Alex Lantier
20 Ekim 2020

Kafkasya’da Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki kanlı savaşta üç hafta geride kalırken, çatışmanın daha geniş bir bölgesel ve hatta küresel bir savaşı tetiklemesi riski büyüyor.

Her iki tarafta da sivil ve askeri hedeflere yönelik topçu ve füze saldırıları yoğun bir şekilde devam ederken, ölü sayısı hızla artıyor. Pazar günü, tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni yetkililerin doğruladığı askeri kayıplar 710’a yükseldi. Ne var ki, her iki taraf da toplam askeri ve sivil kayıplarına ilişkin tam rakamları yayımlamazken, karşı taraftan binlerce asker ve sivil öldürdüğünü iddia ediyor.

Bir hafta önce Rusya’nın arabuluculuğundaki ilk ateşkesten sonra çatışmalar devam etmişti. Karabağ çatışması konusunda Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Fransa’nın önderlik ettiği Minsk Grubu’nun arabuluculuğunda yapılan yeni ateşkes ise Cumartesi gece yarısı yürürlüğe girdi. Son ateşkes, ceset ve esir takasına olanak sağlamak için “insani” bir ateşkes olarak duyuruldu.

Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin [Kaynak: http://en.kremlin.ru]

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ateşkes ilan edilmeden önce, Ermeni ve Azeri mevkidaşlarını önceki ateşkese uymaya çağırdı. Fransa’daki Elysée başkanlık sarayı da her iki tarafı ateşkese “sıkıca” uymaya çağırarak, azımsanmayacak bir Ermeni nüfusu bulunan Fransa’nın gelişmeleri yakından takip edeceğini söylüyordu.

Ermenistan-Azerbaycan savaşı konusunda son derece sessiz kalmış olan ABD’li yetkililer de geçtiğimiz hafta bir ateşkes yapılmasını destekler görünen açıklamalar yaptılar. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Perşembe günü Atlanta’daki WBS radyoda yaptığı açıklamada, “Ermenilerin kendilerini Azerbaycanlıların yaptıklarına karşı savunabileceklerini umuyoruz,” dedi.

İki tarafın da “ateşkesi düzgün yapmasını” isteyen Pompeo, çatışmanın tırmanmasından Türkiye’yi sorumlu tuttu: “Şimdi Türkler, Dağlık Karabağ denilen bu yer için yürütülen bu tarihi çatışmaya müdahil oluyor, Azerbaycan’a kaynak sağlıyor, riski artırıyor, ateş gücünü arttırıyorlar.” Pompeo’nun iddiasına göre, Washington “üçüncü ülkelerin zaten barut fıçısı olan bir duruma kendi ateş güçleriyle katkıda bulunmak için gelmelerini” istemiyordu.

ABD’deki Demokratik Parti’nin başkan adayı Joe Biden da Ankara’nın Azerilere desteğini eleştirerek şunları belirtti: “Türkiye’nin Azerbaycan’a silah sağlaması ve askeri bir çözümü teşvik eden savaşçı retoriği sorumsuzca.”

Öte yandan Pazar günü Ermeni ve Azeri yetkililer birbirlerini ateşkesi ihlal etmekle suçladılar. Ermenistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Shushan Stepanyan’ın Azeri güçleri top ve roket saldırıları düzenlemekle suçlamasından sonra, Azeri Savunma Bakanlığı da Ermeni güçlerini erken saatlerde top ve havan saldırısı düzenlemekle suçladı. Ermeni güçleri Cumartesi günü Azerbaycan’ın en büyük iki şehri olan Gence’ye füze saldırıları düzenlemiş; saldırıda aralarında iki çocuğun da bulunduğu 13 kişi ölmüş, onlarca kişi de yaralanmıştı.

Şu an için Azeri güçlerinin savaşta üstün durumda olduğuna dair işaretler var. ABD’li askeri uzman Rob Lee, Al Jazeera’ye verdiği demeçte, Türkiye’nin yüksek irtifaya çıkabilen Bayraktar TB2 adlı insansız hava aracının (İHA) Ermeni güçlerini “çarpıcı bir şekilde” etkilediğini söyleyerek şunları belirtiyordu: “TB2’ler başlangıçta hava savunma sistemlerini hedef aldılar. İmha edildiklerini gördüğümüz hava savunma sistemleri 1980’lerden kalma. Sanırım radarlar bu küçük [İHA’ları] bulmaya çabalıyor. Ardından TB2’ler tankları, ağır silahları kovalamaya başladılar. Birbirini takip eden bir öncelik sırasını izledikleri için, şimdi de asker mangalarını hedef almalarına tanık oluyoruz.”

Azerbaycan, İHA’ları Türkiye’de satın alıyor. Türkiye, NATO’nun hem Libya hem de Suriye’deki emperyalist müdahalelerinin tetiklediği iç savaşlarda bunları yoğun bir şekilde kullanıyordu. Bakü’de bulunan Stratejik İletişim Merkezi adlı düşünce kuruluşundan Fuad Şahbaz konuyla ilgili Al Jazeera’ye şunları söyledi: “Türk hava kuvvetleri tarafından Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad’a ve Libya’da General Halife Hafter’in ordusuna karşı aktif olarak kullanılan Bayraktar İHA’ları gördük.”

Al Jazeera, Azeri güçlerinin geniş çaplı bir kara istilasının halen “[Ermenilerin] dağlık bölgede yüksek yerlerde bulunan iyi tahkim edilmiş savunma mevzileri” ile yüz yüze geleceğini belirtti. Bununla birlikte, Lee şunları ekliyordu: “TBN’ler yukarıda duruyor ve hedef almak için fırsat kolluyorlar. Nihayetinde, Ermenilerin onları imha etmek için iyi bir planı bulunmuyor. Bir şeyler yapmak zorundalar yoksa Azerbaycan onlara vurmaya devam edecek.”

Tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesi üzerine kanlı çatışma ilk kez Stalinist bürokrasinin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtması sürecinde patlak verdi. Sonradan yürütülen müzakerelerin hiçbiri, Ermenistan ile Azerbaycan arasında 1988-1994 yılları arasında devam eden ve 30 binden fazla ölüme, 1 milyondan fazla insanın da yerinden edilmesine yol çatışmayı çözemedi. Ermeni güçlerinin Dağlık Karabağ’ın ve burayı Ermenistan’a bağlayan Azeri topraklarının bir kısmının kontrolünü ele geçirmesi, bu iki eski Sovyet cumhuriyeti arasında kalıcı ve çözümsüz çatışmalara yol açtı.

Ulus devlet sisteminin uygulanamazlığını ve gerici karakterini gösteren bu çatışma, şimdi, Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından bu yana Washington’un onlarca yıldır Ortadoğu ve Orta Asya’da önderlik ettiği emperyalist savaşlar eliyle kışkırtılan çatışmalarla derinlemesine iç içe geçmiş durumda.

Kafkasya’daki çatışma, özellikle ABD’nin İran’a karşı savaş tehditlerini yenilemesinin ve Türkiye ile Rusya arasında büyüyen vekil savaşlarının ortasında gerçekleşiyor. Suriye’de, Rusya ve İran, Türkiye’nin NATO destekli İslamcı milislerine karşı Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimini desteklerken, Libya’da Rusya ve Türkiye rakip taraflara arka çıkıyor.

Ermenistan-Azerbaycan savaşı uzayıp giderken, bu savaşın büyük güçler arasında doğrudan bir çatışmaya dönüşme riski artıyor. Ankara, Azerbaycan’ı açıkça Ermeni güçlerini Karabağ’dan çıkarmaya çağırırken, Ermenistan’la ittifak içinde olan ve ülkede askeri bulunan Moskova, duruma henüz müdahil olmuş değil.

Moskova halen barış ve gerilimi düşürme çağrısı yapsa da, doğrudan müdahaleyi değerlendirmekte olduğuna dair artan işaretler söz konusu. Rusya, 16 Ekim’de, hem Azerbaycan’a hem de İran’a bitişik olan Hazar Denizi’nde askeri tatbikatlar düzenledi. Tatbikatlara seyir füzeleriyle donatılmış dört savaş gemisi, iki refakat gemisi, savaş uçakları ve askerler katıldı. Rusya Savunma Bakanlığı, tatbikat “Hazar’a kıyısı olan devletlerin ekonomik faaliyetini kısıtlamadı” açıklamasını yaptı.

Hiç kuşku yok ki, Moskova ve Tahran, El Kaide bağlantılı İslamcı savaşçıların Rusya ve İran ile sınırdaş olan Azerbaycan’a konuşlandırıldığına dair haberlerden kaygılı. Bu savaşçılar, İran’da Türki ayrılıkçılığı kışkırtmak veya Rusya’nın Çeçenistan ve Dağıstan gibi Müslüman çoğunluklu bölgelerinde Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından sonra patlak veren iç savaşları yeniden canlandırmak için kullanılabilirler.

İran’da yayımlanan ve İslami Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Mashregh News, Türk özel güvenlik şirketlerinin ve Suriyeli İslamcı milislerin Azerbaycan’a savaşçı gönderdiği uyarısında bulundu. Haberde, eğer Karabağ “[Azerbaycan Devlet Başkanı İlham] Aliyev’in güçleri ve Erdoğan’ın gönderdiği teröristler tarafından ele geçirilirse, İran için ulusal güvenlik ve toprak bütünlüğü açısından ciddi bir tehdit söz konusu olacaktır,” deniyordu.

Rusya’nın Hazar Denizi’ndeki tatbikatları başlarken, Rus Kommersant gazetesi, Türkiye’nin savaşa müdahil olduğuna dair ayrıntılı suçlamalarda bulundu. Gazete, Türkiye ile Azerbaycan’ın Temmuz-Ağustos’ta düzenlediği askeri tatbikatlardan sonra insansız hava aracı pilotlarının da aralarında bulunduğu 600 Türk askerinin Azerbaycan’da kaldığını yazdı. Görünüşe göre, Gürcü makamlarının kendi hava sahaları üzerinden Azerbaycan’a yapılan Türk uçuşlarına ilişkin kayıtlarına dayanan Kommersant, 4, 18, 30 Eylül ve 1, 3 ve 9 Ekim tarihlerinde, Türkiye’nin mühimmat ve asker taşıma seferlerine ilişkin uçak tipini ve uçuş numaralarını belirlemişti.

Haberde ayrıca Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar’ın 28-30 Eylül tarihleri arasında Azerbaycan’a gittiği ve “Karabağ cephesindeki genel operasyonel önderlikten sorumlu” oldukları iddia ediliyordu.

Gazete, “Türk temsilciler, Suriye’de ve Libya’da savaşan, Ankara’ya sadık İslamcı milisler arasından Karabağ’da Azerbaycan tarafında savaşa katılmak üzere paralı askerler topluyor,” diye ekliyor ve sadece Ekim’in ilk haftasında Suriye’den 1.300, Libya’dan ise 150 milisin Karabağ savaşında yer almak üzere gönderilmiş olduğunu söylüyordu. Habere göre, İslamcı milisler Suriye’nin Afrin kentinde savaşçı topluyor, onları Türkiye’nin Şanlıurfa kentine ve ardından uçakla Azerbaycan’a aktarıyordu.

Onlarca yıldır süren savaşla zaten paramparça edilmiş olan bölgede korkunç bir tırmanma tehlikesi oldukça ciddidir. Dahası, bölgedeki yönetimlerin hiçbirinin—Türk ya da İranlı İslamcı yönetimler veya Kremlin’deki Sovyet sonrası kapitalist kleptokrasi—işçilere sunacak bir şeyi bulunmuyor. Hepsi, kendi çıkarlarını savunmak ve onlarca yıldır bölgeyi yağmalayan emperyalist güçler tarafından onaylanacak bir anlaşmaya hazırlanmak için yarışıyorlar. Bu duruma karşı ileriye giden yol, bölgedeki işçilerin, bütün etnik kimliklerin ötesinde, savaşa ve kapitalizme karşı sosyalist bir mücadelede birleştirilmesinden geçiyor.