Apple: Mali asalaklığa ilişkin bir örnek olay incelemesi

Nick Beams
20 Ağustos 2020

Mali piyasaların özünde donduğu Mart ayı ortasında yaşanan krizin bir sonucu olarak, ABD Merkez Bankası (Fed), ilk defa şirket tahvillerinin satın alınması da dahil olmak üzere, yaklaşık 3 trilyon dolarlık devasa bir varlık satın alma programıyla devreye girmişti.

Bu, bir borçlanma çılgınlığını başlattı ve bu yıl şimdiye kadar çıkarılan şirket tahvilleri daha şimdiden 2019’dakini geçti.

Fed’in bu eşi görülmemiş müdahalesinin görünüşteki nedeni (Wall Street endekslerinin Şubat ayındaki rekor seviyelere ulaşmasına ramak kalmasındaki başlıca faktör bu müdahaledir), nakit sıkıntısı çeken ve COVID-19 pandemisi nedeniyle iflas tehdidiyle karşılaşan şirketlere destek sağlamaktı.

Ancak bu müdahale, Fed tarafından alınan tüm önlemlerde olduğu gibi, bir yandan serveti mali seçkinlerin kasalarına akıtırken, diğer yandan ABD ekonomisinin ve mali sisteminin işleyiş tarzını oluşturan asalaklığı daha da büyük seviyelere çıkardı.

Apple, herhangi bir nakit akışı sorunu yaşamıyor. Elinin altında yüz milyarlarca dolar nakit var ve bu yılın ikinci çeyreği için 59,7 milyar dolar gelir, 11,25 milyar dolar da kâr açıkladı. Fakat Apple, Fed tarafından yaratılan yeni koşullardan yararlanmak için sıraya giren ilk şirketlerden biriydi.

Mayıs ayında, yeni tahvil çıkarma yoluyla 8 milyar dolar topladı ve bunu, geçtiğimiz hafta 5,5 milyar dolar daha toplamak için mali piyasalara dönmesi takip etti.

Fed’in müdahalesinin etkisi –baz faiz oranını fiilen sıfıra indirmesi, hem Hazine hem de şirket tahvilleri satın alması– şirketlerin mali piyasalardan tarihteki en ucuz oranlardan para temin etmelerini sağladı.

Bloomberg’deki bir habere göre, Apple’ın en son tahvil ihracı dört parçadan oluşuyor ve 40 yıllık en uzun vadesi, ABD Hazine tahvillerinin sadece yüzde 1,18 puan (118 baz puan) üzerinde gelir getiriyor. Bu, Apple’ın en uzun vadeli borcunda yüzde 2,5’ten biraz daha fazla faiz ödeyeceği, daha kısa vadeli borç ödemelerinin ise daha da düşük olacağı anlamına geliyor. Apple, böylece, yeni borç çıkarırken Hazine tahvillerinin 130 baz puan üzerinde ödeme yapması gereken Amazon’dan bile daha ucuz bir orana ulaşmayı başardı.

Apple, bu şekilde toplanan paraları, üretimi ve yatırımı genişletmek ya da yeni araştırmaları finanse etmek için kullanmayacak; iş yaratmaktan bahsetmiyoruz bile. Bu paralar, hisse geri alımlarını finanse etmeye, kâr paylarını ödemeye ve diğer “genel şirket amaçlarına” ayrılıyor.

Kuşkusuz bu “şirket amaçları”nın bir kısmı, finansal mühendislik önlemlerinin geliştirilmesi ve muhasebecilerle avukatların vergilerden kaçınmak için yeni yöntemler bulmak üzere yaptığı ödemeler olacaktır.

Bu önlemlerin amacı, sermayenin hissedarların ve şirket yöneticilerinin eline aktarılmasıdır. Bundan, multi-milyarder Warren Buffet gibi büyük yatırımcılar ve şirketin yöneticileri fayda sağlar.

Çok düşük faizle alınan borçla finanse edilen hisse geri alımları ve artan kâr payları, hisse senetlerini piyasadan alarak şirketin hisse senedi fiyatını artırmaktadır. Kalan hissedarlar sermaye kazancı sağlamakta ve şirket yöneticileri, ücretlerinin şirketin borsadaki performansına dayalı olduğu bir sistemle ödüllendirilmektedir. Apple CEO’su Tim Cook, şimdiden bir milyarder olmuştur ve bu durumdan daha da yararlanacaktır.

Bu süreç, Fed’in, parasal genişleme programı üzerinden faiz oranlarını çok düşük seviyelerde tuttuğu 2008 krizinden sonraki müdahalesinden büyük bir destek almış ve Apple bu fırsattan yararlanmıştı. Hisse geri alımları programı dolayımıyla, Ağustos 2018’de, önceki üç yıla göre 300 milyar dolarlık bir artışla 1 trilyon dolarlık piyasa değerine ulaşan dünyadaki ilk şirket Apple oldu.

Ancak Fed’in COVID-19 pandemisine verdiği yanıtın ardından son beş ayda yaşanan tırmanış, bunu gölgede bırakıyor. Apple’ın hisselerinin toplam piyasa değeri, şu an 1,9 trilyon dolar ve yakında 2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu, sadece iki yıl içinde ikiye katlanma anlamına geliyor.

Apple’ın piyasa değeri, artık dünyanın en büyük onuncu ekonomisi olan Kanada’nın yanı sıra Rusya’nın ve İspanya’nın GSYİH’sinden büyüktür.

Piyasa değerinin yükselişi, Apple’ın kâr birikim tarzını karakterize eden asalaklığın yalnızca bir yönüdür. Geçmişteki dev şirketlerin aksine Apple, büyük bir sanayi işgücü istihdam etmiyor. Önemli parça ve montaj faaliyetleri, Foxconn tarafından Çin’de ve diğer şirketler tarafından dünya genelinde yürütülmektedir.

En son tahminler, perakende satış fiyatı 1.100 ile 1.450 dolar arasında olan en pahalı iPhone parçalarının maliyetinin, 500 doların altında olduğunu gösteriyor. Çin’deki Foxconn’da çalışan bir işçinin ayda evine 300 dolar götürüyor olması nedeniyle, emek maliyeti göz ardı edilebilir.

Parça imalatında ve onların montajında çalışan işçilerin emeğiyle yaratılan artık değer kütlesi, daha sonra Apple tarafından özünde bir tekel rantı biçiminde emilir. Bu süreç, fikri mülkiyeti kapsayan bir dizi yasayla korunur.

Apple ve diğer ileri teknoloji şirketleri, ürünlerindeki yüksek fiyatların, araştırma ve yenilikle (inovasyon) ilgili maliyetlerin sonuncu olduğunu iddia ederler. Gerçekte ise bu fiyatlar, genellikle kamusal alanda geliştirilmiş bilginin tekelleştirilmesinin sonucudur. Bir iPhone’da içerilen temel teknoloji (bataryalar, dokunmatik ekran, ses tanıma ve internet), halk tarafından finanse edilen araştırmaların ürünüdür.

Yeni algoritmaların vb. geliştirilmesinin bir maliyeti vardır, ancak bu, ileri teknoloji şirketlerinin, temel bilimsel araştırmaların bir sonucu olarak ücretsiz elde ettiklerinin yanında çok küçük kalmaktadır.

Aynı durum, ilaç şirketleri tarafından geliştirilen ve daha sonra fahiş seviyelerde pazarlanan yenilikler ve yeni ilaçlar için de geçerlidir.

Servet birikiminin “Apple modeli”, genel bir sürecin daha dikkat çekici ifadelerinden yalnızca biridir.

Ekonomist William Lazonick’in yaptığı hesaplamalara göre, 2010-2019 döneminde, S&P 500 endeksinde yer alan ve ABD borsalarındaki hisselerin toplam piyasa değerinin yüzde 80’ini oluşturan şirketler, kârlarının yüzde 54’ünü, yani 5,3 trilyon doları hisse geri alımlarına harcamışlar. Kârların yüzde 39’u ya da 3,8 trilyon dolar ise kâr payları olarak dağıtılmış. Bu, söz konusu dönemde kârların sadece yüzde 7’sinin reel ekonomiye yatırım yapmak için kullanılmış olduğu anlamına geliyordu.

Pandeminin neden olduğu ölümlerin ve ekonomik yıkımın ortasında Fed tarafından sağlanan aşırı ucuz parayı ele geçiren Apple’ın ve diğer şirket devlerinin tahvil piyasalarındaki bu son girişimlerinin gösterdiği gibi, bu sistematik kaynak yağması daha da artıyor.