Koronavirüs pandemisi ve kapitalizm

Rusya’nın aşısı küresel kâr ve jeopolitik üstünlük mücadelesini yoğunlaştırıyor

Barry Grey
15 Ağustos 2020

Vladimir Putin’in Salı günü Rusya’nın bir COVID-19 aşısını resmen onayladığını duyurması, ulusal güçlerin ve ilaç devlerinin öldürücü virüse karşı bir aşının yaygın üretimini yapıp pazarlama konusunda başı çekme üzerine küresel çatışmasını yoğunlaştırmış durumda.

Bu durum, tıp biliminin ve teknolojinin rakip ulusal kapitalist kliklerin mali ve jeopolitik çıkarlarına yıkıcı biçimde tabi kılındığının da altını çizmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki egemen seçkinler ile Rusya ve Çin’dekiler arasında aşının üretiminin ve dağıtımının kontrolü üzerine yaşanan çatışma, uluslararası bir halk sağlığı felaketinin ortasında hayat kurtarıcı bir ilacın akılcı ve etkin biçimde geliştirilmesinin önünde büyük bir engel olarak durmaktadır.

Putin, hükümetinin, Moskova merkezli Gamaleya Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Enstitüsü tarafından geliştirilen bir aşıyı tescillemesini “dünyada bir ilk” olarak ilan etti ve aşıyı “Sputnik V” olarak adlandırdı. Bu, 1957’de Batı’da şok etkisi yaratan ve SSCB ile ABD’de arasındaki Soğuk Savaş “uzay yarışı”nı tetikleyen Sovyet uydusunun adından geliyor.

Vladimir Putin (ortada). (Kaynak: en.kremlin.ru)

Putin, aşının “gerekli bütün testleri” geçtiğini söyledi; ancak hükümeti, Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) veya başka herhangi bir uluslararası bilim ya da tıp örgütüne ilacın güvenilirliği ve etkisi hakkında bir bilgi vermedi. Dahası, Putin hükümeti, aşı araştırmalarına yönelik uluslararası protokollerden pervasız ve tehlikeli bir kopuş yaparak, klinik deneylerin binlerce kişinin katıldığı üçüncü aşamasından önce ilacı onayladı. İnsan üzerinde denemeler yapılan bu aşama, bir aşının güvenli ve etkili olup olmadığına karar vermede belirleyici kabul edilir.

Rus aşısının insan deneyleri başlayalı yalnızca iki ay oldu ve sadece 76 kişi bu deneylere katıldı. Hal böyleyken, aşı projesini finanse eden Rusya Doğrudan Yatırım Fonu’nun başkanı Kirill Dmitriev, gazetecilere şunları söylüyordu: “Klinik deneylerin dışındaki insanlar aşıya Ağustos’ta ve bazıları, zaten büyük ölçekli olarak Ekim’de erişebilecek.” Dmitriev, Rusya’nın 20 ülkeden bir milyar doz talebi aldığını ekledi. Rusya Sağlık Bakanı Mihail Muraşko, ülkenin yakında yaygın bir aşı dağıtımı kampanyası başlatacağını söyledi.

Güvenlik protokollerini görmezden gelerek bu şekilde aceleyle bir aşı üretilmesi, sadece ABD’nin ve diğer Batılı güçlerin değil; aynı zamanda Rusya içindeki bilimsel ve ticari kuruluşların sert eleştirilerine yol açtı. Moskova merkezli Klinik Araştırma Kuruluşları Derneği, Pazartesi günü bir açık mektup yayımlayarak, sağlık bakanlığından aşının tescilinin tüm klinik deneyler tamamlanana kadar ertelenmesini istedi.

Mektupta şunlar belirtiliyordu: “Hızlı onaylama, Rusya’yı [aşı üzerine] yarışta lider yapmayacak. Sadece aşıyı kullananları gereksiz tehlikeye maruz bırakacak.”

ABD’de, John Hopkins Üniversitesi Aşı Güvenliği Enstitüsü Müdürü Daniel Salmon, “Bana kalırsa bu gerçekten ürkütücü. Gerçekten ürkütücü” derken, ABD’nin bulaşıcı hastalık konusunda en üst yetkilisi olan Dr. Anthony Fauci, Salı günü, Rus aşısının güvenli olmadığını düşündüğünü açıkladı.

Putin’in bir aşıyı geliştirme acelesinin arkasında jeopolitik, ticari ve iç politik etkenler var. Bu açıkça, aşı yarışında başta ABD olmak üzere uluslararası rakiplerden önce davranıp avantaj kazanma girişimidir. Washington, Salı günküne benzer bir duyuru beklentisiyle Rusya’nın aşı programını itibarsızlaştırmak için bir uydurma kampanyası yürütüyordu.

Geçtiğimiz ay New York Times, ABD, Britanya ve Kanada istihbaratlarının ortak açıklamasına dayanarak, heyecan uyandıran bir dizi makale yayımlamış ve Moskova’nın Amerikan aşı araştırmasını nasıl heklediğine dair hiçbir şekilde kanıtlanmamış suçlamalar getirmişti. Bu suçlamadan büyük ölçüde vazgeçilse de, Rusya’nın ABD seçimlerine müdahalesi hakkındaki yalan kampanyası hız kesmeden devam etti. Geçtiğimiz hafta, ulusal güvenlik direktörü, herhangi bir kanıt sunmadan, Kasım ayındaki başkanlık seçiminde İran ile Çin’in Biden’ın kazanmasını “tercih ettiğini”, Rusya’nın ise Trump’ın yeniden seçilmesi için aktif biçimde çalıştığını ilan etti.

Demokratik Parti güdümündeki New York Times’ın öncülük ettiği bu propaganda çalışmaları, birçokları tarafından aşı üretiminde ABD’nin önünde olduğu düşünülen Rusya ya da Çin tarafından geliştirilen herhangi bir aşının ithal edilmesini yasaklama ve bu tür bir aşının ABD müttefiki devletlere dağıtımını engelleme hazırlıklarıdır. Geçtiğimiz ay Fauci, Kongre önünde verdiği ifadede, ABD’nin, Rusya veya Çin tarafından geliştirilmiş herhangi bir aşının kendi sınırları içinde dağıtılmasını muhtemelen yasaklayacağını söylemişti.

Aşının dağıtımına hâkim olan ülke, ilacı tedarik edebilmeleri aşı sahibi ülkenin iyi niyetine tabi olacak müttefikler ve düşmanlar üzerinde muazzam bir güce sahip olacaktır.

İkincisi, aşı yarışını kazanmanın milyarlarca dolarlık kârı söz konusudur.

Üçüncüsü, bütün kapitalist hükümetler, zenginler için çıkardıkları görülmemiş kurtarma paketlerinin ve dünya genelinde uygulanan işe ve okula dönüş kampanyalarında özetlenen “sürü bağışıklığı” politikalarının yıkıcı etkisinin bir sonucu olarak kriz içindeler ve artan bir iç muhalefetle karşı karşıya bulunuyorlar. Putin ve Trump, aşı geliştirilmesiyle ilgili ilerlemeleri abartarak, kamuoyunun dikkatini pandemiye verdikleri yanıtta ifade bulan canice beceriksizliklerinden ve insan yaşamına yönelik umursamazlıklardan başka yöne çevirmeye çalışma konusunda ortaklaşıyorlar.

Putin’in aşıyı erkenden duyurması, Rusya’nın koronavirüste hızla bir milyon vakaya ve 15 bin doğrulanmış ölüme doğru ilerlediği koşullarda gerçekleşiyor. Kendisine yönelik halk desteği düşüyor ve sosyal medya, hükümete yönelik suçlamalarla dolu. Özellikle sağlık emekçileri, hastane ve kliniklerdeki koşullardan şikâyet ediyor. Tam bu sırada, Putin hükümeti, sağlık hizmetlerinde kapsamlı kesintilere gitme çağrısı yapan bir bütçe açıklamış durumda.

Yine de, Putin rejiminin yolsuzluğuna ve caniliğine karşın, pandemiyle mücadelede küresel bir koordinasyonun baltalanmasında başı çeken, Amerikan hükümeti ve egemen seçkinleridir. Nihayetinde, WHO’dan çıkan, onu Çin’in yardakçısı ilan eden ve ABD’deki beş milyonu aşkın vakadan ve 160 binden fazla ölümden “Çin virüsü”nü sorumlu tutarak Çin’e karşı bir savaş histerisi kışkırtmaya çalışan, Trump’tan başkası değildir. Bu konuda Demokratik Parti de ona katılmaktadır. Demokratların başkan adayı Joe Biden, Pekin’e karşı “yumuşak” olduğu iddiasıyla Trump’a sürekli sağdan saldırmaktadır.

Trump, kendisinin “Işık Hızı Ötesi Operasyonu” aracılığıyla, pandemiyi ilaç endüstrisindeki ahbaplarına vergi mükellefi fonlarından milyarlarca dolar saçmak için kullandı. Daha Pazartesi günü, olası bir aşıdan 100 milyon doz sağlaması konusunda Moderna ile 1,5 milyar dolarlık bir anlaşma yapıldığını duyurdu. Aşının geliştirilip test edilmesini finanse etmek için şirkete daha önce de 950 milyon dolar verilmişti. ABD hükümeti, aşılar üzerinde çalışan beş şirkete bugüne kadar toplam 9 milyar dolar dağıttı.

Dahası, sciencemag.org’un Salı günü belirttiği üzere, Gıda ve İlaç Kurumu, “acil kullanım izni” olarak bilinen yöntemle, tesir denemelerinin tamamlanmasından önce ilaçların kullanımını onaylayabilir. Söz konusu yayında şuna dikkat çekiliyordu: “Başkan Donald Trump’ın, bir COVID-19 aşısının Kasım ayında yeniden seçilme olasılığına yardımcı olması için bunu zorlayacağına dair kaygılar büyüyor.”

Etkin ve güvenli bir koronavirüs aşısının geliştirilip dünya halklarına yaygın biçimde dağıtılmasının önündeki başlıca engeller, egemen kapitalist oligarşinin sınıfsal çıkarlarıdır. Toplumun ekonomik kaynaklarını yağmalamak ve işçi sınıfını daha da yoksullaştıracak şekilde sınıf ilişkilerini yeniden düzenlemek için pandemiden yararlanılması, virüsün kontrol altına alınıp yok edilmesinden ve hayatların kurtarılmasından önce gelmektedir.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin daha önce belirtmiş olduğu gibi:

Akılcı ve insani bir toplumda, hayat kurtaracak bir aşının geliştirilmesi konusunda gizlilik meselesi, hele de ölümcül bir pandeminin ortasında, asla gündeme bile gelmezdi. Tüm kişisel kazanç veya ulusal üstünlük sorunları, virüsü kontrol altına alıp nihayetinde ortadan kaldırmak ve hem fiziksel hem de ekonomik olarak etkilenen herkese gerekli tıbbi bakımı ve sosyal desteği sağlamak için bilim ve teknoloji alanındaki devrim niteliğindeki kazanımlardan ve her ülkedeki uzmanların bilgisinden yararlanarak, küresel olarak koordine edilen bir çabaya tabi olurdu.

Ancak bu, bütün toplumsal ihtiyaçları asalak seçkinlerin zenginleşmesine ve yine onların yağmacı jeopolitik çıkarlarının kovalanmasına tabi kılan kapitalizm altında mümkün değildir. Üretim araçlarının özel mülkiyetinden, kâr için üretimden ve dünyanın rakip ulus devletlere bölünmüşlüğünden oluşan kapitalist çerçeve, yaşama hakkı da dahil olmak üzere temel hakların savunulmasının önünde mutlak bir engel olarak durmaktadır.

Pandemiyle mücadele, uluslararası işçi sınıfının kapitalist oligarşiyi devirip mülksüzleştirme mücadelesinden ayrılamaz.