Michigan mahkemesi, SEP’in salgına rağmen imza toplaması gerektiğine karar verdi

14 Temmuz 2020

Michigan Doğu Bölgesi’ndeki bir federal yargıç, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SEP) yaptığı itirazı reddetti. SEP, seçimlerde oy pusulasında yer alabilmek için koronavirüs pandemisi sırasında 12 bin fiziksel imza toplanması şartına itiraz etmişti.

Bir Cumhuriyetçi olan Yargıç Sean F. Cox, Demokratik Partili Vali Gretchen Whitmer’ın tarafını tutarak, koronavirüs pandemisinin, anayasal haklarımıza veya kampanyamız için oy vermek isteyen Michaganlıların haklarına ciddi şekilde “sıkıntı vermediğine” hükmetti.

Cox, kararını, ölümcül koronavirüs pandemisinin kontrolden çıktığı koşullarda açıkladı. Perşembe günü, dünya genelindeki resmi ölü sayısı 550 bini geçti ve hastalığa yakalananların sayısı 12,3 milyonun üzerine yükseldi.

Socialist Equality Party presidential candidate Joseph Kishore

Amerika Birleşik Devletleri, artık dizginsizce yayılan virüsün merkez üssüdür. ABD’de COVID-19, şimdiye kadar 135 binden fazla insanın hayatına mal oldu. Perşembe günü yeni bir rekor kırılarak 61 binden fazla kişinin testi pozitif çıktı ve günlük ölü sayısı bine yaklaşıyor.

Teksas, Florida ve Arizona’daki hastaneler dolmuş durumda. Hemşireler, kritik önem taşıyan kişisel koruyucu donanım ve solunum cihazı yetersizliği ile karşı karşıya bulunuyor. Michigan dahil olmak üzere eyaletlerin çoğunda vaka sayısı artıyor ve Mayıs sonundan beri görülmedik seviyelere ulaşıyor.

Vakalar ve ölümlerde yaşanan artış, Trump’ın ve Whitmer yönetimi dahil olmak üzere tüm siyaset kurumunun izlediği canice politikaların doğrudan ve öngörülebilir sonucudur. Pandemi korkunç bir bedel ödetirken, Beyaz Saray, okulların sonbaharda açılmasını talep ediyor ve genel işe geri dönme kampanyasının parçası olarak yüz binlerce öğretmenin ve öğrencinin hayatını tehlikeye atıyor.

Yargıç Cox, bu şartlar altında, Michigan eyalet yönetiminin savına tam destek vererek SEP’in şimdiye kadar imza toplamış olması ve hâlâ da toplaması gerektiğini ilan etti.

Cox’un kararı, içtihada veya gerekçeli kararlara dayanan ciddi bir yasal karar değildir. Bu, önceden belirlenmiş bir sonucu haklı göstermeye hizmet eden yasal bir bahaneyle, sosyalistlerin oy pusulasında yer almasını engellemeyi amaçlayan siyasi bir karardır.

Cox, imza toplanmasını engelleyenin koronavirüs pandemisi veya valinin evde kalınması yönündeki kararları değil de adayların kendi “tedbir” eksikliği olduğunu ileri sürüyor.

Gerçekte ise, SEP’in “tedbiri” imza toplama girişiminde bulunmamayı gerektiriyordu. Eğer biz bu girişimde bulunmuş olsaydık, kendi siyasi ilkelerimizi çiğnemiş ve egemen sınıfın pervasız politikalarının tehlikeli sonuçları konusunda yaptığımız uyarıları hiçe saymış olurduk. Bu uyarılar, artık bütünüyle doğrulanmıştır.

Bizim eyalet tarihindeki en ağır sağlık krizinin ortasında yüz binlerce insanla yüz yüze temas kurmak, seçmenlerle kalem, kâğıt altlığı ve kâğıt alışverişi yapıp programımızı açıklamak için onlarla konuşmak istemememiz nedeniyle, Cox “bu onların kendi tercihi” sonucuna varıyor. Cox, verdiği kararda, koronavirüs krizini öngöremeyip Ocak ayında imza toplamamış olmamızın bizim hatamız olduğunu yazıyor. Demokratların avukatları ise imzaları 2019’da toplamış olmamız gerektiğini savunuyor.

Cox, Demokratların şu savını sorgulamaksızın kabul etmiştir: SEP’in kampanyasını yürütenler, eyalet tarafından uygulanan sosyal mesafe önlemleri dönemi sırasında, evde kalma kurallarını ihlal edip gönüllülerimizin tutuklanmasına yol açacak olmasına rağmen imza toplamalıydılar.

Bu arada, Demokratların ve Cumhuriyetçilerin adaylarının herhangi bir imza toplaması gerekmiyor ve otomatik olarak oy pusulasında yer alıyorlar. Joe Biden’ın kendi evinden güvenli bir şekilde kampanya yürütebildiği ve Demokratik Parti Ulusal Komitesi’nin sanal bir toplantıda adayını gösterebildiği Amerikan demokrasisi işte budur. Sosyalistlerin ise sadece oy pusulasında yer alabilmek için kendilerinin ve halkın hayatını feda etmesi gerekiyor.

Yargıcın amacı, seçmenlerin kapitalist sisteme tehdit oluşturacak şekilde oy kullanamamalarını güvence altına almaktır. Savaş suçlusu George W. Bush tarafından ömür boyu göreve atanmış ve seçilmemiş eski bir şirket avukatı olan bu yargıç, Michigan’ın 7,6 milyon kayıtlı seçmeninin kime oy verip veremeyeceğine karar vermektedir. Yargıcın kararı, seçmenlerin Demokratik ve Cumhuriyetçi partilerin devlet tarafından onaylanmış resmi adayları arasında seçim yapmak zorunda olduğu anlamına gelmektedir. Bizzat yargıç da bu iki parti tekelinin bir parçasıdır.

ABD, dünyadaki büyük kapitalist ülkeler arasındaki en kısıtlayıcı seçim yasalarına sahiptir. Ülkede 328 milyon kişi yaşıyor ancak siyasi sisteme 150 yıldır aynı iki parti hakim. Tüm seçim sürecine, egemen sınıf tarafından harcanan devasa meblağlar yön vermektedir. Egemen sınıf, paranın satın alabileceği en iyi adayları aldığından emin olmak istemektedir.

Bağımsız adaylar ve üçüncü partiler ise, eyalete bağlı olarak, binlerce, on binlerce ve hatta yüz binlerce imza toplamak zorundadır. Bu şartlar, kapitalist partilere yönelik solcu, özellikle de sosyalist muhalefeti dışlamanın başlıca mekanizması olagelmiştir.

Şimdi ise bir pandemi söz konusu ve bu durum, imza toplayanlar ile binlerce insanın hayatını tehlikeye atmak dışında imza toplamayı olanaksız hale getiriyor.

Eğer böyle bir mahkeme kararı Amerikan egemen sınıfının hedef aldığı bir ülkede verilmiş olsaydı, bu karar medya tarafından bir “rejim değişikliği” gerekçesi olarak kullanılırdı.

Gerçekten de Dışişleri Bakanlığı, 9 Ocak 2020 tarihli “Venezuela’da Özgür ve Adil Devlet Başkanlığı ve Parlamento Seçimleri” başlıklı açıklamasında, “seçimler her partiye ve adaya açık olmalıdır” talebinde bulunuyordu. Bakanlık, Venezuela hükümetini, “devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerine serbestçe katılımlarına izin vererek bireyler ve siyasi partiler üzerindeki tüm kısıtlamaları kaldırmaya” çağırdı.

Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 20 Şubat 2020’de “İran Halkı Özgür ve Adil Seçimleri Hak Ediyor” başlıklı bir açıklama yayımladı. Açıklamada şunlar belirtiliyordu: “Muhafız Konseyi, 21 Şubat’taki meclis seçimleri öncesinde, 7 binden fazla adayın seçime katılmasını bile engelledi. Onların çoğu, Dini Lider’in politikalarını sorgulayan İranlılardı. Bu süreç bir göz boyamadır. Özgür ya da adil değildir.”

Michigan’da verilen karar, Amerikan seçimlerinin “özgür ya da adil” olmadığını bir kez daha doğrulamıştır.

Cox’un kararı, egemen sınıfın, işçi ve gençlik kitleleri arasında büyüyen toplumsal öfkeden duyduğu korkuyu ifade etmektedir. 40 milyon kişi işsiz ve on milyonlarca insan yoksulluk, açlık, ipotek, evden çıkarılma ve kalıcı iş kaybı ile karşı karşıya bulunuyor. İki parti, CARES Yasası aracılığıyla şirketlere trilyonlarca dolar sağladı. Bu arada, işsizlik ödenekleri ve evden çıkarılmama garantisi bu ay sonunda bitiyor.

İşçiler ve gençler direnişe geçmeye başlamış durumda. Polis şiddetine karşı her ırktan ve etnik gruptan insanların katıldığı kitlesel protestoların patlak vermesi, halk içindeki derin öfkenin ilk dışavurumuydu. Michigan’daki otomotiv işçileri, SEP’in ve WSWS’nin yaptığı çağrıların etkisiyle, geçtiğimiz ay sonlarında bir dizi iş bırakma eylemi düzenledi ve muhalefeti örgütlemek için iş güvenliği-taban komiteleri kurdu.

Bu yalnızca başlangıçtır. Egemen sınıfın politikası, ABD’de ve dünya genelinde büyük toplumsal patlamalara yol açacaktır.

Kampanyamız, mahkemeler yoluyla bizlerin ve seçmenlerin haklarını ısrarla savunmaya devam edecektir. Ancak Çarşamba günkü karar, gerçek değişimin mevcut kemikleşmiş ve antidemokratik siyasi sistem üzerinden gerçekleşmeyeceğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Gerçek değişim, işçi sınıfının sosyalizm mücadelesinde harekete geçmesi yoluyla gerçekleşmelidir ve gerçekleşecektir de.

Sosyalist Eşitlik Partisi ve yürüttüğümüz seçim kampanyası, işçi sınıfı içinde devrimci sosyalist bir önderlik inşa etmeyi amaçlamaktadır. Sosyalizm mücadelesini destekleyen herkesi SEP’e katılmaya ve bu kampanyaya destek olmaya çağırıyoruz.

Joseph Kishore—SEP’in ABD başkanı adayı