Sosyalist Eşitlik Partisi, Sol Partili vekile yönelik sağcı terör tehdidini mahkum eder

Ulrich Rippert (SGP Ulusal Sekreteri)
14 Temmuz 2020

Sol Parti’nin Hessen eyalet meclisi grup başkanı Janine Wissler, defalarca “NSU 2.0” imzalı ölüm tehdidi mailleri aldı. Wissler’in kişisel verileri bir polis bilgisayarından ele geçirilmişti.

NSU 2.0, neo-Nazi Ulusal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütüne yapılan bir göndermedir. NSU üyeleri, 2000-2006 arasında biri göçmen biri polis olmak üzere en az dokuz kişinin öldürülmesinden sorumluydu.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP) ve Dünya Sosyalist Web Sitesi, mevcut bilgilere göre Hessen polisi içindeki bir aşırı sağcı komploya dayanan bu saldırıları şiddetle mahkum eder.

Frankfurter Rundschau, Cumartesi günü, Wissler’e yönelik ölüm tehditlerini bildirdi ve kendi araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Habere göre, Sol Partili politikacının özel verileri eyalet başkenti Wiesbaden’da bulunan bir polis bilgisayarından alınmıştı. Ondan kısa süre sonra Janine Wissler, içinde küfür, tehdit ve kamuya açık olmayan kişisel verilerin bulunduğu iki mektup aldı.

Mektuplar, bir NSU cinayeti kurbanının ailesini mahkemede temsil eden Frankfurtlu Avukat Seda Başay Yıldız’a yöneltilen tehditler ile benzerlik gösteriyordu. Başay Yıldız, kaba hakaret içeren birkaç mektup almıştı ve onlar da “NSU 2.0” imzalıydı.

Wissler, Frankfurter Rundschau’taki yazıya karşılık olarak bir ölüm tehdidi maili daha aldı.

Hessen Eyaleti İçişleri Bakanı Peter Beuth (Hristiyan Demokrat Birlik, CDU), Perşembe günü bir açıklama yaparak, polis gücü içindeki bir sağcı şebekenin artık reddedilemeyeceğini itiraf etmek zorunda kaldı. “NSU 2.0” imzası bu şüpheyi gündeme getirmişti. Beuth, daha önce de söylemiş olduğu gibi, “kapsamlı bir soruşturma” yapılacağını duyurdu. Bakan, Wissler’e ve Avukat Başay Yıldız’a yönelik tehditleri ısrarla soruşturacak bir özel müfettiş görevlendireceğini söyledi.

Bugüne kadar yürütülen ve hiçbir sonuç vermeyen soruşturmalar, tüm bunların ne anlama geldiğini göstermektedir. NSU cinayetleri, iç gizli servisin ve onun en az iki düzine gizli muhbirinin gözlerinin önünde işlenmişti. Ne var ki, yıllar süren adli kovuşturmalara ve sayısız soruşturma komisyonu kurulmasına rağmen, gizli servisin bu seri cinayetlere yakından dahil olduğu örtbas edildi.

Bu örtbas, devlet aygıtı içindeki sağcı terörist ağlarını güçlendirmiştir. Başar Yıldız’ın o zamanlar iki yaşında olan kızını “katletmekle” tehdit eden iki “NSU 2.0” mektubundan sonra Frankfurt il polis teşkilatı içinde aşırı sağcı bir sohbet (chat) grubu ortaya çıkarılmıştı. Polisler bu grupta Hitler resimleri ve gamalı haç paylaşıyordu. Bu gruptan bir kadın polis memuru, Başay Yıldız’ın ailesine yönelik tehdit mektubunda kullanılan verileri ve evinin adresini polis bilgisayarından almıştı. Aralık 2018’de, beşi Frankfurt birinci bölgede çalışan toplam altı polis görevden uzaklaştırıldı.

“NSU 2.0”, buna yanıt olarak, Başay Yıldız’a ikinci bir tehdit mektubu gönderdi. Sağcı teröristler kendilerini o kadar güvende hissediyorlardı ki, Hessen polis teşkilatıyla olan bağlarını açıkça ifade ederek şöyle yazdılar: “Belli ki sen [kaba hakaret] polis meslektaşlarımıza ne yaptığının farkında değilsin.”

Daha o zaman, bunların münferit olaylar değil ama polis gücü içindeki geniş kapsamlı bir sağcı terörist komplosu olduğu ortadaydı. Eyaletin İçişleri Bakanı Beuth, şimdi, Hessen eyaletinin eski içişleri bakanı ve mevcut başbakanı Volker Buffier’in NSU davasında izlediği yolu izliyor.

Halit Yozgat 2006 yılında NSU tarafından Kassel’de öldürüldüğünde, Bouffier, Andreas Temme’nin suç mahallinde olduğu gerçeğini olabildiğince gizlemişti. Temme, Anayasayı Koruma Bürosu’nun (gizli servis) Hessen eyaleti görevlisiydi ve gizli muhbirleri denetlemekten sorumluydu. Olay daha fazla gizlenemeyince, Temme’ye sadece sınırlı ifade verme izni verdi. Konuyla ilgili dosyalar hâlâ kilit altında ve daha 30 yıl öyle kalacaklar.

Bunun sonucunda, devlet aygıtı içindeki sağcı terör komplosu el değmeden kaldı. Onun bir sonraki kurbanı, geçtiğimiz yıl 2 Haziran’da evinin terasında soğukkanlılıkla vurulan Kassel Valisi Walter Lübcke (CDU) oldu. Cinayet zanlısı, Kassel’deki aynı neo-Nazi çevrelerde yer alan ve hem polisin hem de gizli servisin şiddete bulaşmış sabıkalı bir sağcı olarak otuz yıldır bildiği Stephan Ernst’tü.

Lübcke cinayeti, sağcı teröristlerin bir dizi suikast girişiminin başlangıcıydı. 9 Ekim 2019’da, Halle’de bir Yom Kippur (Yahudilerin kutsal Kefaret Günü) törenine katılan 70’den fazla kişi, bir toplu katliamdan şans eseri kurtuldu. Aşırı sağcı suikastçı Stephan Balliet, sinagoga girmeyi başaramayınca yoldan geçen iki kişiyi vurdu.

Bu yıl 19 Şubat’ta, aşırı sağcı bir terörist, Hessen’in Hanau kentinde dokuz kişiyi öldürdü ve bazıları ağır olmak üzere alt kişiyi yaraladı. Katliam, ağırlıklı olarak göçmenlerin gittiği iki nargile kafede gerçekleşti. Soruşturmayı yürüten federal savcı, failin “son derece ırkçı tavırları”ndan söz ediyordu. Bu olaydan birkaç gün önce, polis, çeşitli camilerde eş zamanlı olarak katliamlar yapmaya hazırlandıkları şüphesiyle 12 aşırı sağcıyı gözaltına almıştı.

Ordu içindeki aşırı sağcı komplolar uzun zamandır bilinmektedir. Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer (CDU), geçtiğimiz hafta, sağcı terör ağları hakkında gitgide daha çok detay ortaya çıktığı için, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı (KSK) kısmen dağıtmak zorunda kaldı. Ancak polis teşkilatında olduğu gibi, KSK’nin yeniden yapılandırılması da sağcı ağlarla mücadele edip onları ortadan kaldırmaya değil, bu ağları örtbas edip korumaya hizmet etmektedir.

Gelinen noktada sağcı terör, Sol Partili bir politikacıyı hedef alıyor. Bu, ciddi bir uyarıdır.

Bundestag’ta (federal meclis) bulunan bütün partilerin temsilcileri, Janine Wissler’e yönelik ölüm tehditleri hakkında “büyük kaygı” duyduklarını ifade ettiler ve ona desteklerini açıkladılar. Bu partiler, Hanau’daki katliamdan, Halle’deki suikasttan ve Walter Lübcke’nin soğukkanlılıkla öldürülmesinden sonra da aynı şeyi yapmışlardı. Her zaman olduğu gibi, duydukları “korku”yu, “şaşkınlığı” vurgulamış ve kurbanların akrabalarının acısını paylaştıklarını ifade etmişlerdi.

Gerçekte ise, bütün bir siyaset kurumu (partiler, soruşturma makamları ve yargı) içinde, devlet aygıtı içindeki sağcı komployu durdurmak isteyen veya durdurabilecek hiçbir kurum bulunmamaktadır.

Sağcı terör için ideolojik ortamı ve siyasi koşulları yaratanlar, bugün “demokrasiye yönelik tehlikeler” konusunda uyarıda bulunan aynı partiler ve politikacılardır. Bu durum, Almanya’nın büyük güç politikasına ve coşkulu bir silahlanma programına dönmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Hristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratların büyük koalisyonu buna büyük ölçüde önayak olurken, söz konusu politika federal meclisteki bütün partiler tarafından desteklenmektedir.

Egemen seçkinler, bu politikayı uygulamak için, Almanya İçin Alternatif’i (AfD) ve diğer aşırı sağcı güçleri sistematik olarak teşvik etmiştir. AfD, sağcı terörün siyasi kanadı işlevi görmektedir. Sağcı ağlarla dolu olan devlet aygıtı, bu terörün devlet kanadı; büyük koalisyon hükümeti ise koruyucusu ve olanak tanıyıcısıdır.

Sağcı terörü durdurmanın tek yolu, işçi sınıfının uluslararası sosyalist bir program temelinde seferber edilmesidir.

Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP), Sol Parti ile olan derin siyasi farklılıklarına karşın, Janine Wissler’i savunma ve ona yönelik saldırılara aktif siyasi muhalefet gösterme çağrısı yapar. Büyük koalisyon, devlet aygıtı ve aşırı sağ arasındaki komployu durdurmanın artık zamanı geldi. Almanya’nın saldırgan büyük güç politikasına dönüşüne hayır! Faşizme ve savaşa karşı sosyalist bir program uğruna mücadele edin!