Fransa, Mısır’ın Libya savaşında Türkiye’ye müdahale tehdidini destekliyor

Alex Lantier
25 Haziran 2020

Türkiye’nin Libya’daki İtalya destekli müdahalesine karşı Mısır’ın askeri müdahale tehdidinde bulunmasının Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron tarafından desteklenmesi, Libya’da 2011’deki NATO savaşıyla başlayan dokuz yıllık emperyalist paylaşımda önemli bir tırmanmaya işaret etmektedir.

Afrika, COVID-19 pandemisinde hızlı bir yükseliş ile karşı karşıya bulunuyor: 100 bin vaka sayısına ulaşılması 98 gün sürmüşken, bu sayının ikiye katlanması sadece 18 gün sürdü. Dahası Libya, Afrika’da salgından en ağır etkilenen iki ülkenin –57 bin vaka ile Mısır ve 12 bin vaka ile Cezayir– arasında bulunuyor. Büyük güçler, pandeminin tarımı ve ticareti kesintiye uğratması nedeniyle milyonlarca insanın aynı zamanda kıtlıkla karşı karşıya olduğu Afrika’ya gıda ve tıbbi malzeme göndermeye çalışmaktansa, bu dokuz yıllık müdahaleyi topyekûn bir bölgesel, hatta küresel savaşa dönüştürme tehdidi yaratıyorlar.

Mısır’ın kanlı diktatörü General Abdülfettah El Sisi, 21 Haziran’da yaptığı açıklamada, Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (GNA) karşı Halife Hafter güçlerini savunmak üzere Libya’ya müdahale etme tehdidinde bulundu. Sisi, Libya sınırı yakınlarında bulunan bir askeri üsteki birlikleri denetlerken yaptığı konuşmada, GNA’nın, Libya’nın petrol sektörü açısından stratejik önemdeki Sirte’yi ele geçirme girişiminin “kırmızı çizgileri” olduğu uyarısında bulundu.

“Mısır devletinin doğrudan müdahalesi artık uluslararası meşruiyet kazanmıştır” diyen Sisi, hava kuvvetleri pilotlarına ve özel kuvvetlere şunları söyledi: “Burada sınırlarımızın içinde veya gerekirse sınırlarımızın dışında, her türlü görevi yerine getirmeye hazır olun.”

Sisi, 2013’te İslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı düzenlediği darbeyi ve Mısır işçi sınıfının iki yıllık devrimci yükselişini vahşice bastırmasını meşrulaştırmaya çalışırken kullandığı retoriği tekrarlayarak, Mısır’ın “terörist milislerden ve paralı askerlerden” gelen “dolaysız tehditlere” karşı kendini korumak için Libya’ya müdahale edeceğini söyledi: “Eğer Libya halkı … bizden müdahale etmemizi isterse, bu, Mısır ile Libya’nın tek bir ülkeye, tek bir çıkara sahip olduğu konusunda dünyaya gönderilmiş bir sinyal olacaktır.”

Mısırlı yetkililer, hedeflerinin, Türkiye’nin BM tarafından tanınan GNA’yı Hafter güçlerine karşı desteklemek için Ocak ayında başlattığı müdahale olduğunu açıkça ortaya koydular. Mısır’ın El Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Ziad Akl, Financial Times’a verdiği demeçte, “Amaç caydırmak: Mısır, tek bir Türk’ün dahi doğu Libya’ya geçmesini istemiyor,” diyordu.

Libya’da Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır ile beraber Hafter’i destekleyen Fransız hükümeti, savaşta Kahire’ye desteğini ilan etmek için hızla devreye girdi. Macron, Paris’teki Elysée başkanlık sarayında Tunus Devlet Başkanı Kaïs Saïed ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetini “Libya’da tehlikeli bir oyun oynamak” ile suçladı. Bu suçlama, Fransız ve Türk savaş gemilerinin Akdeniz’de tehlikeli bir şekilde karşı karşıya gelmelerinden kısa bir süre sonra gelmektedir.

Mısır’ın, BAE’nin ve Rusya’nın Hafter’i silahlandırmasına nezaret ederek yardımcı olan Macron, pişkin bir ikiyüzlülükle, Türkiye’nin Libya’daki müdahalesini kınadı. “Savaşan tarafları ateşi kesmeye” çağıran Macron, “Libya kurumlarının yeniden birleşmesini ve tüm Libyalıların çıkarları doğrultusunda yeniden inşanın başlatılmasını” talep ederek şunları söyledi: “Bu, hepimizin sorumluluk göstermesini, savaş yoluyla yeni mevziler kazanmayı umanların dış müdahaleye ve tek taraflı eylemlere son vermesini gerektiren zorlu bir yol.”

Ardından Macron, “askeri birliklerin kendi sınırlarına ulaştığını gören Devlet Başkanı Sisi’nin meşru kaygısı”nı anladığını söyleyerek, Sisi’nin Libya’ya askeri müdahale tehdidine arka çıktı. Askeri birliklerin Mısır sınırına ulaştığı iddiası bir başka yalandı. GNA birlikleri, Mısır sınırında değil Libya’nın ortasında bulunuyor ve Sirte’nin yanı sıra, Fransız petrol şirketi Total’in 2011 savaşından sonra işletmelerini devraldığı kilit önemdeki petrol sahalarına ve rafinerilerine tehdit oluşturuyor.

Macron, sonunda, geçtiğimiz sonbaharda yaptığı, NATO ittifakının “beyin ölümü”nün gerçekleştiği açıklamasını yineledi ve ittifakın kendi üyeleri arasında ortak eylemi koordine etmekten aciz olduğunu belirtti. Macron’un öfkesinin görünen hedefi, GNA’yı insansız hava araçlarıyla donatan ve Hafter’in Libya başkenti Trablus’a yaptığı saldırıyı püskürtmesine yardımcı olan Türkiye’ydi. Bununla birlikte, Macron’un açıklamaları, aynı zamanda İtalya’ya ve NATO ittifakının geri kalanına yönelik açık bir saldırı niteliğindeydi. NATO, şimdiye kadar, Fransa ile İtalya arasında Akdeniz’de gelişen emperyalistler arası çatışmada açıkça taraf tutmayı büyük ölçüde reddetti.

Libya’nın eski sömürgeci gücü olan İtalya, Türkiye ile yakın çalışma içinde bulunuyor. İtalyan petrol firması ENI, batı Libya’da GNA’nın elinde bulunan petrol sahalarının işletmesini devralmış durumda. İtalya Dışişleri Bakanı Luigi di Maio, 19 Haziran’da Ankara’ya giderek Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile Libya savaşını görüştü. Görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında di Maio, NATO üyeleri arasında bölgede “çatışma değil, işbirliği” çağrısı yaptı.

“Kendilerine [İtalya’ya] teşekkür ediyoruz… Bazı AB ülkeleri gibi darbeci Hafter'in yanında olmadı” diyen Çavuşoğlu, sadece Libya’nın elektrik ihtiyacının sağlanmasında değil ama aynı zamanda Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’deki doğalgaz yatakları üzerine artan çatışmalar konusunda da İtalya ile işbirliği yapmak istediklerini söyledi. Ankara, izlediği Libya politikası konusunda Washington’dan destek alma çabalarını da arttırmış durumda. Erdoğan’ın 8 Haziran’da ABD Başkanı Donald Trump ile Libya konusunu görüşmesinin ardından, Çavuşoğlu, çeşitli düzeylerde ABD’li mevkidaşlarıyla “birlikte çalışma talimatı” aldıklarını belirtti.

Libya’da gelişmekte olan süreç, NATO’nun bu petrol zengini ülkeye karşı 2011’de açtığı kanlı emperyalist savaşın doğrudan sonucudur. Mısır ve Tunus’taki devrimci işçi sınıfı ayaklanmalarından dehşete kapılan Fransa, Britanya ve ABD önderliğindeki NATO güçleri, Libyalı protestocuları Albay Muammer Kaddafi rejiminden koruma bahanesiyle Libya’ya savaş açtılar. İslamcı milisleri ve aşiretleri vekilleri olarak silahlandıran bu güçler, Libya şehirlerini bombaladılar ve altı ay içinde Libya hükümetini devirip yok ettiler.

Bu operasyon, Avrupa ve Amerikan kamuoyuna, Fransa’daki Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA) üyesi Olivier Besancenot gibi küçük burjuva sahte solcular tarafından bir demokrasi savaşı olarak pazarlandı. Fransız istihbaratından Kaddafi’ye karşı Libyalıları silahlandırmasını talep eden Besancenot, sonraki gelişmeler eliyle bir emperyalizm yardakçısı ve Fransız petrol çıkarlarının savunucusu olarak bütünüyle teşhir oldu.

NATO’nun açtığı savaş, Libya’nın, BM destekli hükümetler veya Hafter gibi savaş beyleri tarafından gevşek biçimde yönetilen rakip İslamcılar ve aşiret milisleri arasında başlayan iç savaşla parçalanmasına yol açtı. NATO güçleri, Libya’nın petrol sektöründen kurtarabildikleri ganimeti bölüştüler ve ülkede, göçmenlerin ölüm, cinsel saldırı ve köle olarak satılma tehlikesiyle karşı karşıya geldiği toplama kampları kurdular. Dahası, son yıllarda, emperyalist güçler arasında, Libya’nın yağmalanmasından kimin çıkar sağlayacağı konusundaki çatışmalar, daha da kanlı ve tehlikeli bir hale geldi.

Avrupa medyası, Sovyet sonrası Rus rejiminin İslamcılığın tüm tezahürlerine düşmanlığı ve NATO’nun Suriye’deki vekil savaşına Moskova’nın yaptığı askeri müdahale bağlamında, Rusya’nın görünüşte laik savaş beyi Hafter’i desteklemek için yaptığı müdahaleyi tekrar tekrar eleştirdi. Avrupa’nın emperyalist başkentlerinde, Rusya ile Türkiye’nin bölgedeki artan rolü konusunda derin bir hayal kırıklığı söz konusu. Ancak sessizlik örtüsü, genellikle, NATO’nun emperyalist devletleri ile ulusötesi şirketler arasında ganimetin paylaşımı üzerine olan esas rekabetin üzerini örter.

Bu rekabet, geçtiğimiz yıl, Fransa protesto olarak Roma büyükelçisini geri çektiğinde kısa bir süreliğine görünür biçimde ortaya çıktı. Paris, bu adımla birlikte, Fransa-İtalya ilişkilerinin, faşist İtalya’nın 1940’ta, II. Dünya Savaşı sırasında Fransa’yı istila etmesinden beri en düşük düzeyde olduğu uyarısında bulunmuştu. Bu anlaşmazlıklara geçici yama yapılırken, NATO içindeki çatışmalar artmaya devam etti. Hem bu kış Berlin’de düzenlenen Libya konferansının hem de bir Fransız generalinin kısa süre önce Fransa’nın “devletler arası” büyük çatışmalara hazırlanması gerektiğini ilan etmesinin altında, bu çatışmalar yatmaktadır.

İleriye giden yol, işçi sınıfının savaş karşıtı uluslararası bir hareket biçiminde bağımsız siyasi seferberliğinden geçmektedir. Avrupalı güçlerin yeni sömürgeci arzuları kadar, onların Ortadoğu’daki çeşitli burjuva vekillerinin (Mısır, Türkiye veya Libya’dakiler) hedefleri de bütünüyle gericidir.

COVID-19 pandemisi ve tüm dünyadaki egemen sınıfların salgının yayılmasını durduracak politikalar uygulamamasının dehşet verici sonuçları, bütün dünyadaki işçilerin, Tunuslu ve Mısırlı işçilerin on yıl önce aştığı devrimci yola geri dönmeleri gereğinin itiraz edilemez bir başka kanıtıdır.

Yazar ayrıca şunları öneriyor:

Libya iç savaşı artan uluslararası pazarlıkların ortasında şiddetleniyor
[12 Haziran 2020]

Libya konferansı ve yeni Afrika kapışması
[18 Ocak 2020]

Fransa ve Mısır Türkiye'nin müdahalesini kınarken Libya’da ufukta daha geniş bir savaş görünüyor
[3 Ocak 2020]