Führer olmak isteyen Trump darbe planını ilerletiyor

15 Haziran 2020

Donald Trump, sıkıyönetim ilan edip orduyu ABD sokaklarında görevlendirmek için bir bahane uydurma yönündeki çabalarını arttırıyor. Trump’ın geçtiğimiz haftanın başında bir askeri katliam başlatmaya ne kadar yaklaştığına dair daha fazla bilgi ortaya çıkarken, ABD başkanı bir dizi provokatif harekette bulundu.

Son Ulusal Muhafız birliklerinin Washington DC’den çekilmesinden sadece birkaç saat sonra Trump, büyük bir Amerikan kentine, bu kez Seattle’a karşı yeni bir askeri şiddet tehdidinde bulundu. Trump, Çarşamba gecesi Twitter’da yaptığı açıklamalarla, her ikisi de Demokratik Partili olan Washington Valisi Jay Inslee ve Seattle Belediye Başkanı Jenny Durkan’dan, polisin geçici olarak çekildiği küçük bir mahalledeki protestocuları bastırmalarını talep ederek şöyle yazdı: “Eğer siz yapmazsanız, ben yaparım. Bu bir oyun değil.”

Trump, şehirde polis şiddetine karşı göstericilerin “Capitol Hill Özerk Bölgesi” ilan ettikleri bir dizi küçük protesto eylemine sarılıyor. Sprey boyalı tabelalar, kamp alanları ve benzeri gereçlerle söz konusu bölge 2011’deki Wall Street’i İşgal Et protestolarını anımsatıyor ve altı bloğu çevreliyor. Bu gerçek, Trump’ı bu olayları en kışkırtıcı ifadelerle resmetmesini engellemedi. Trump, Twitter’da sonradan şöyle yazıyordu: “Elbette Radikal Sol Demokratlar tarafından yönetilen Seattle, İç Teröristlerin eline geçti. YASA & DÜZEN!”

1 Haziran 2020’de, göstericiler George Floyd’un ölümünü protesto etmek için toplanırken, polis Washington’daki Lafayette Parkı’nın ve Beyaz Saray’ın etrafını boşaltıyor. (AP Photo/Alex Brandon, File)

Trump ayrıca, COVID-19 pandemisinin başlamasından beri ilk seçim kampanyası mitingini 19 Haziran’da Tulsa, Oklahoma’da düzenleyeceğini duyurdu. Bu, George Floyd cinayetine karşı devam eden kitlesel protestolar dikkate alındığında, olağanüstü provokatif bir adımdır. Özgürlük Bildirgesi’nin sonunda Teksas’ta 1865’te yürürlüğe konduğu gün olan 19 Haziran, Afrika kökenli Amerikalılar tarafından geleneksel olarak “Juneteenth” [Haziran’ın 19’unun birleştirilmiş hali] olarak kutlanır. Tulsa ise, tarihte Afrika kökenli Amerikalılara karşı en kötü ırkçı şiddetin, 1921’de 300 dolayında insanın öldürüldüğü Greenwood katliamının yapıldığı yerdir.

Kampanya mitingi için bu zamanın ve yerin seçilmesi, Trump yanlıları ve karşıtları arasında bir çatışma çıkararak orduya başvurmayı “gerekçelendirme” yönünde kasıtlı bir çaba olarak görülmelidir.

Amerika’daki eşi görülmemiş siyasi kriz, Trump’ın başkanlık seçimindeki Demokrat rakibi Joe Biden’ın Çarşamba akşamı yaptığı yorumlarla vurgulandı. Biden, Trevor Noah’ın sunduğu Comedy Central programında, “Bu başkan bu seçimi çalmaya çalışacak,” dedi. Biden, Trump’ın 3 Kasım’da yenilgiye uğraması halinde görevi bırakmayı reddetme olasılığı hakkındaki soruya, bu “benim en büyük korkum” yanıtını verdi.

Daha sonra Biden, geçtiğimiz hafta Trump’ın George Floyd cinayetine yönelik protestolara karşı orduyu devreye sokma tehdidinde bulunmasının ardından bir dizi eski ordu liderinin Trump’a kamuoyu önünde saldırmasını övdü. “Korkunç gururluyum. Ortaya çıkıp Trump’ın derisini yüzen dört kurmay başkanımız var,” diyen Biden, seçim sonuçlarına saygı göstermekte tereddüt etmesi halinde Trump’ın görevden alınması konusunda orduya güvendiğini ekledi: “Size söyleyeyim, onun Beyaz Saray’dan büyük bir hızla ayrılmasına refakat edeceklerine kesinlikle ikna oldum.”

Bu açıklama iki yönden dikkat çekicidir: ilk olarak, Biden, Trump’ın seçim sonucunu kabul etme niyetinde olmadığını kabullenmektedir ve ikincisi de Trump’ın sonunda görevden alınmasında ordunun belirleyici rolünü kabullenmektedir. Ordunun Trump’ı görevden almayıp devam etmesine izin vermesi halinde Biden’ın ne yapacağını ne Noah sordu ne de Biden bu konuda bir şey söyledi.

Basında yer alan haberler, 1 Haziran ve onu takip eden günlerde meydana gelen olaylara ek bir ışık tutarak, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin ve Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Trump’ın bir askeri darbe düzenleme peşinde koştuğuna ilişkin uyarılarını tamamen doğrulamıştır. 1 Haziran Pazartesi günü Trump, kendisini “yasa ve düzen başkanı” ilan etmiş ve 1807 tarihli İsyan Yasası’nı devreye sokma tehdidinde bulunmuştu. Bu yasaya göre başkan, yerel yönetimlerin ve eyalet yönetimlerinin düzeni sağlayamaması halinde askerleri görevlendirebiliyor.

Trump, Pazartesi sabahı yapılan bir toplantıda, federal birliklerin, Washington’a aktarılmasını talep etti. Başkan, Beyaz Saray dışındaki protestolardan fena halde korkmuştu. New York Times’ın Perşembe günkü sayısında yer alan bir açıklamaya göre, “Genelkurmay Başkanı Gen. Mark A. Milley, Amerikalılarla savaşta olan yabancı düşmanlarla savaşmak üzere eğitilmiş muharebe birliklerini kullanmanın berbat bir fikir olduğunu söyleyerek itiraz etti. Bunu başka bir seçeneğe başvurulması hakkında sert bir kapışma takip etti: Halihazırda yardıma çağrılmış olan 1.200 DC Muhafız askerini takviye etmeleri için diğer eyaletlerden Ulusal Muhafız askerlerinin çağrılması.”

3.900 Ulusal Muhafız askerinin gönderilmesine on bir eyalet katkıda bulundu. Sadece Maryland ve New Jersey gibi yakın eyaletler değil, Güney Carolina, Florida, Mississippi, Tennessee, Ohio, Indiana, Missouri ve hatta Utah ile Idaho gibi uzak eyaletlerden de birlikler geldi. On bir eyalette onun Cumhuriyetçi valilerin yönetimindeydi. Pentagon’un ısrarı üzerine, 50 yıl önceki Kent State katliamının tekrarlanmasından kaçınmak için, Ulusal Muhafız birlikleri silahlarını ve cephanelerini yerel bir cephaneliğe bırakarak silahsız bir şekilde devriyeye çıktılar. Kent State katliamında Ulusal Muhafız birlikleri savaş karşıtı protestocu öğrencilere ateş açarak dördünü öldürmüştü.

Ancak Trump’ın o gece bu tür bir şiddetli çarpışma istediği ve böyle bir karşı karşıya gelişi tetiklemeye çalıştığı açıktır. Bu, ona çok daha kapsamlı askeri adımlar atma bahanesi verecekti. Basında yer alan haberler, Savunma Bakanı Mark Esper’in, Ulusal Muhafız güçlerinin silahsız faaliyet göstermesi gerektiği emri hakkında Beyaz Saray’a bilgi vermediğine işaret ediyor.

Yine New York Times’a göre, General Milley ve Kara Kuvvetleri Sekreteri Ryan McCarthy, “protestocuları kontrol edememeleri halinde, Bay Trump’ın büyük olasılıkla 82. Hava İndirme Tümenini çağıracağı konusunda Muhafızları gün boyu uyardılar.” Bu birlikler ile New York dışında konuşlu 10. Dağ Tümeni, Washington DC bölgesine getirildi ancak şehrin dışındaki üslerde bekletildi.

ABD başkentinde önemli bir şiddet olayı olmamasına rağmen, Trump ancak 4 Haziran Perşembe gecesi düzenli birliklerin geldikleri yerlere gönderilmesini onayladı. 7 Haziran Pazar günü, DC dışından gelen Ulusal Muhafız birliklerinin eyaletlerine geri dönmelerine izin verdi. Çarşamba günü tamamlanan bu geri çekilme, askeri müdahale tehdidini sona erdirmiş değildir.

Çarşamba günü, Savunma Bakanı Esper ile General Milley, Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi’nin, George Floyd’un ölümü üzerine kitlesel protestolara karşı orduyu kullanma planı hakkında ifade vermeye gelmeleri talebini mektupla yanıtladılar. Esper ile Milley, Beyaz Saray’dan gelen ve Demokratların denetimindeki Temsilciler Meclisi ile işbirliği yapılmasını engelleyen anayasaya aykırı talimatlara uyarak şimdiye kadar ifade vermeye gitmediler.

Esper ile Milley, mektuplarında, muvazzaf askeri kuvvetlerin “hiçbir zaman sivil kolluk göreviyle Washington DC’de olmadığını” söylediler. Ancak Trump’ın karışıklıkları bastırmak için 1807 İsyan Yasası’nı devreye sokup federal birlikleri ABD’nin herhangi bir yerine gönderme yetkisine sahip olduğunu ilan ettiler: “Bir başkan böyle bir karar alması halinde, bunu kuvvetlerin kullanılacağı eyaletin yönetiminin onayı olmadan yapabilir.” Bu, şu anda Trump’ın tehditlerinin hedefi olan Washington eyaleti için doğrudan uygulamaya konabilir.

SEP’in bir açıklamasında uyarmış olduğu gibi, “Beyaz Saray’daki komplocular entrikalarını sonlandırmış değiller. Ordu, uygun zamanı bekliyor ve seçeneklerini değerlendiriyor. Polis hâlâ tepeden tırnağa silahlı.”

Biden’ın yorumlarının açıkça ortaya koyduğu üzere, Demokratlar orduyu ABD politikasının nihai söz sahibi olarak görmektedir.

Kongre ve Demokratlar, başkanın bu otoriter yönetim ilanına karşı parmağını bile kıpırdatmadı. Böylesi bir askeri eylemin hem kötü bir şekilde hazırlanmış olacağını hem de henüz gerekli olmadığını hisseden Pentagon yönetiminden gelen muhalefet nedeniyle Trump geri çekildi.

Trump’ın diktatörlük hazırlıklarına karşı koyma sorumluluğu, polis cinayetlerine karşı kitlesel protestoların gösterdiği gibi varlığı demokratik hakların savunulmasına bağlı olan tek toplumsal güce, işçi sınıfına düşmektedir. Bu, işçi sınıfının sosyalist bir programa dayanan bağımsız siyasi hareketinin inşası yoluyla geliştirilmelidir.

Patrick Martin