Libya iç savaşı artan uluslararası pazarlıkların ortasında şiddetleniyor

Hasan Yıldırım
12 Haziran 2020

Başbakan Fayiz es-Serrac’ın BM tarafından tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (GNA) güçleri Halife Hafter önderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LNA) karşısında ilerlemeyi sürdürürken, Libya’daki iç savaşın yerli ve uluslararası tarafları arasındaki görüşmeler giderek yoğunlaşıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pazartesi günü ABD Başkanı Donald Trump ile Libya ve diğer bölgesel meseleler üzerine bir telefon görüşmesi yaptı. Erdoğan, konuyla ilgili olarak TRT’de şunları söyledi: “Bu akşam yaptığımız görüşmeden sonra ABD-Türkiye arasında [Libya’daki] süreçle ilgili yeni bir dönem başlayabilir. Yaptığımız görüşmede bazı mutabakatlarımız oldu, böyle bir adım belki olabilir.”

Bu görüşme ve ardından yapılan açıklama, bölge genelinde uluslararası diplomatik girişimlerin arttığı bir ortamda gelmektedir. 4 Haziran’da Erdoğan, Türkiye’nin başkenti Ankara’da es-Serrac ile bir görüşme yaparak son gelişmeleri müzakere etti. Görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında Erdoğan, Hafter’i bir kez daha “darbeci” olarak nitelendirdi.

Erdoğan Hafter’i destekleyen ülkeleri tarihin yargılayacağını söylerken, Serrac ise son günlerdeki ilerlemeleri üzerine zaferini ilan ederek Hafter’i yenilgiyi kabul etmeye çağırdı.

6 Haziran’da ise Mısır’ın başkenti Kahire’de, daha önce ABD destekli bir askeri darbeyle iktidara gelmiş olan Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El Sisi’nin ev sahipliğinde, Halife Hafter ve onun siyasi müttefiki, Tobruk Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile bir görüşme yapıldı. Görüşmeden sonra Sisi, Hafter ve Salih ortak basın toplantısı düzenleyerek Kahire Bildirgesi’ni ilan ettiler. Bildirge, Libya genelinde bir ateşkes ve diplomatik girişim çağrısı yapıyordu. Hafter, daha önce, kendi ordusu GNA karşısında ilerleme kaydettiği dönemde diplomasi masasını terk etmiş ve ateşkes çağrısını reddetmişti.

Serrac’a askeri ve diplomatik olarak arka çıkan Ankara, bu bildirgeyi ve ateşkes çağrısını “ölü doğmuş” olarak reddetti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Çarşamba günü konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Son zamanlarda Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin sahada elde ettiği zaferlerden sonra, Hafter sahada kaybetmeye başlayınca ‘Ateşkes ilan edilsin’ diyorlar… Kahire’deki ateşkes çabası ölü doğmuştur.”

Öte yandan Washington, Kahire ile ayrı görüşmeler sürdürmeye devam ediyor. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, Çarşamba günü gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında “Başkan Trump, Devlet Başkanı El Sisi’nin, geçtiğimiz hafta, Libya çatışmasında siyasi uzlaşmayı ve yatışmayı teşvik etme çabalarını övdü.”

Avrupa Birliği’nin (AB) Kahire Bildirgesi’ne verdiği tepki olumlu değildi. Çatışmadaki tarafları Ocak ayında Almanya’nın önderliğinde Berlin’de düzenlenen konferansa bağlı kalmaya çağıran AB sözcüsü Peter Stano, Pazartesi günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Genel olarak, BM liderliğindeki Berlin süreci ile ilgili herhangi bir girişim olumlu bir gelişme olur. Ancak BM tarafından da onaylanan Berlin sürecinin kapsayıcı siyasi çözümüne yönelik bir alternatif kabul edilemez.”

AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile Fransa, Almanya ve İtalya dışişleri bakanlarının Salı günü yaptığı ortak açıklama, “Libyalı ve uluslararası tüm tarafları, bütün askeri operasyonları etkin biçimde ve derhal durdurmaya ve Berlin’de üzerinde anlaşmaya varılan parametrelerle uyumlu bir şekilde kapsamlı bir siyasi anlaşma için yapıcı … müzakereler yürütmeye” çağırıyordu.

Erdoğan, Pazartesi günü aynı TRT ortak yayınında, Rusya’nın Kahire zirvesine katılması hakkındaki “üzüntüsünü” vurguladı: “Bu görüşmelerde özellikle Kahire Zirvesi’ne Rusya’nın farklı bir şekilde katılması, Suudi Arabistan’ın, Abu Dabi yönetiminin, Fransa’nın orada yer alıyor olması, Ürdün’ün orada yer alıyor olması bunlar gerçekten bizi üzen süreç[ler] oldu, üzen görüşmeler oldu.” Daha önce Erdoğan, Kremlin’i, Hafter’in yanında savaşmaları için Libya’ya paralı asker göndermekle suçlamıştı.

Görüşmeler, Libya’da iç savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği koşullarda gerçekleştiriliyor. GNA, yaklaşık bir yıldır Hafter’in ordusunun kuşatmasında olan Trablus çevresinde tamamen kontrolü sağladı. Ayrıca Tunus sınırı yakınındaki al-Watiya hava üssü ile Trablus Uluslararası Havaalanı gibi LNA’nın stratejik kalelerini ve Ayn Zara, Vadi er-Rebi, Tarhune ve Urban gibi yerleşim yerlerini ele geçirdi. GNA’nın Libya Ordusu tarafından yapılan açıklamada, Zafer Yolu adlı yeni bir operasyonun başlatıldığı, hedefin Sirte, Cufra ve ülkenin güneyindeki petrol sahaları olduğu duyuruldu.

Libya, 2011’de NATO’nun önderlik ettiği bombardımandan ve Muammer Kaddafi’nin 2011’de öldürülmesinden bu yana kanlı bir iç savaşa sahne oluyor. O zamandan beri, yabancı güçlerin çıkarlarına vekalet eden silahlı hizipler, ülkenin iki rakip güç merkezine bölünmesine yol açan bir çatışma sürdürüyor. Öte yandan Libya, doğrulanmış COVID-19 vaka sayısında ciddi bir artışa tanık oluyor. 25 Mayıs’a kadar 75 olan vaka sayısı, bu Çarşamba itibarıyla 378’e yükseldi. Sağlık sisteminin yıllardır devam eden emperyalist müdahaleler ve iç savaşlar eliyle yıkıma uğratılmasının ardından ülkenin pandemi karşısında son derece savunmasız olduğu dikkate alındığında, bunların gerçek sayıların çok altında olduğu neredeyse kesindir.

İtalya ve Türkiye, Libya’nın ve Doğu Akdeniz’in enerji kaynaklarının paylaşımından daha fazla pay kapmak için GNA’yı destekliyor. Türkiye’nin asker, insansız hava aracı ve Suriye’den İslamcı savaşçıları Libya’ya sevk ederek çatışmaya müdahale etmesi, iç savaşın gidişatını GNA lehine değiştirmiş durumda.

Ankara, Libya’nın emperyalist güçlerin denetiminde bulunan petrol rezervlerinin paylaşımından ve Libya’nın gelecekteki yeniden inşasından çıkar sağlamayı hedefliyor. Buna ek olarak, Doğu Akdeniz’de daha büyük emeller peşinde koşuyor. Türkiye ile GNA, Kasım ayında, Ankara’ya Doğu Akdeniz’de deniz sondajı yapma hakkı veren deniz sınırları ve askeri yardım üzerine anlaşmalar imzaladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Mayıs ayının sonunda yaptığı açıklamada, “Libya ile vardığımız anlaşma kapsamında buradaki petrol arama faaliyetlerimize 3-4 ay içerisinde başlayabileceğiz,” diyordu.

Yine Mayıs ayında, Yunanistan, Mısır, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kıbrıs Cumhuriyeti dışişleri bakanları, yaptıkları ortak açıklamayla, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini “yasa dışı” olmakla suçladılar.

BAE, Mısır, Fransa ve Rusya tarafından silah sevkiyatı yapılan LNA, Libya’nın doğusunda ve güneyinde geniş toprakları kontrol ediyor ve 2014’te ülkenin doğusundaki Mısır sınırı yakınlarında bulunan Tobruk kentine taşınan Temsilciler Meclisi adlı rakip parlamentodaki etkili bir hiziple işbirliği yapıyor. LNA, son döneme kadar çatışmada avantajlı konumdaydı.

Türkiye, Rusya ve Mısır gibi ülkeler, Libya’daki savaşan taraflara verdikleri askeri destekle sadece Libya’da değil Doğu Akdeniz’de de kilit aktörler olmayı hedefliyorlar. Ne var ki, ABD’nin ve Avrupalı emperyalist güçlerin hem Libya çatışmasına hem de Afrika ile Doğu Akdeniz için yürütülen daha kapsamlı kapışmaya yaptıkları müdahale belirleyici olacak. Bu durum bölgesel, hatta küresel bir savaş tehlikesi yaratıyor.

Avrupa Birliği içinde Libya konusunda ortak bir tavır bulunmuyor. İtalya, enerji devi ENI’nin mevcut imtiyazlarını korumak için GNA’ya açık destek veriyor. ENI, Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC) ile iş ortaklığı üzerinden, ülkenin güneybatısında bulunan Gadames Havzası’ndaki imtiyazların yanı sıra El Feed petrol sahasını ve kuzeydeki kritik ihracat ve rafine tesislerini kontrol ediyor. Fransa ise karşı cephedeki LNA’ya destek veriyor. Geçtiğimiz yıl Paris, iki ülke arasında Libya üzerine gerilimlerin artması nedeniyle İtalya büyükelçisini geri çağırmıştı.

Almanya ise kendi etkisini arttırmak için Libya iç savaşının karşıt hizipleri içindeki bağlantılarını kullanmaya çalışıyor. Berlin, son olarak Akdeniz’deki “Irini” askeri misyonuna geniş katılımında olduğu gibi AB üzerinden Libya’da ve Afrika’da daha da şiddetli bir şekilde müdahaleye hazırlanıyor. Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın (SPD), Almanya’nın “dünyada daha fazla sorumluluk” üstlenmesinin bir örneği olarak övdüğü bu karar, Alman burjuvazisinin dış politikasını yeniden askerileştirmesinin bir parçasıdır.

WSWS’nin geçtiğimiz ay belirttiği gibi, ABD şimdiye kadar çatışmadaki her iki tarafı da destekliyor gibi görünüyordu. Bununla birlikte, son süreçte ABD’den gelen açıklamalar, Rusya’nın Libya’da ve bölge genelinde artan etkisine karşı koymak için tarafsızlık politikasını değiştirebileceğinin sinyalini veriyor. ABD Dışişleri Bakanı Michael Pompeo’nun Serrac ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra, ABD’nin Libya büyükelçiliği 25 Mayıs’ta sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı: “Amerika Birleşik Devletleri, Libya’nın BM tarafından tanınan meşru GNA hükümeti ile ortaklık kurmaktan onur duyar.”

ABD Afrika Komutanlığı’nın başındaki General Stephen Townsend, 26 Mayıs’ta, sosyal medyadan şunları belirtmişti: “Rusya açıkça Libya’daki durumu kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Tıpkı Suriye’de görüşmüş olduğum gibi, Wagner türü hükümet destekli paralı grupları kullanarak Afrika’daki askeri alanını genişletiyor… Dünya, Bay Hafter’in yeni bir hava akını başlatmak üzere olduklarını ilan ettiğini duydu. Libyalıları bombalamak için Rusya’nın sağladığı uçakları uçuranlar, Rus paralı pilotları olacak.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, geçtiğimiz ay İtalyan gazetesi La Repubblica’ya verdiği röportajda, “NATO, Trablus hükümetine destek vermeye hazırdır,” diyor ve ittifakın “Hafter önderliğindeki güçler ile BM tarafından tanınan tek hükümet olan Fayiz es-Serrac hükümetini aynı düzeyde görmediğini” ekliyordu.