Piyasalar telaş içinde nakit paraya kaçıyor

Nick Beams
21 Mart 2020

Krizi durdurma konusunda hükümetin ve merkez bankasının önlemlerine duyulan güven paramparça olurken, küresel finansal piyasalarındaki çalkantı, Çarşamba günü, bütün varlık çeşitlerinde, hisse senetlerinde, tahvillerde ve değerli metallerde gerçekleşen büyük bir satışla nitel bir dönüş yaptı.

Wall Street’te satışlar, Dow Jones’un yüzde 6 oranında düşerek endeksin 20.000’in altına çekilmesiyle genele yayıldı. Borsa, Şubat ayının ortalarında zirveye ulaşmasından bu yana üçte bir oranında düştü. Donald Trump’ın başkanlığa seçilmesinden bu yana piyasada gerçekleşen tüm kazançlar silindi.

Financial Times (FT), durumu, “paniğe kapılmış zorunlu bir satış günü ve hükümetin müdahalesine olan güven kaybı” olarak tarif etti.

Wall Street Journal ise, “şirketler ve yatırımcılar, son piyasa kargaşasını yeni ve daha sıkıntılı bir tasfiye aşamasına sokan uzatılmış bir ekonomik durgunluk için işe koyulurken”, nakde kaçış “finansal sistemi sarstı,” diye yazdı.

Ancak daha da önemlisi, devlet tahvili piyasalarındaki gelişmelerdi. Yatırımcılar güvenli bir sığınak aradıklarından, normalde getirilerini daha düşük bir seviyeye çeken bu tahvillerin fiyatı piyasanın satış döneminde yükselir.

Ama şimdi tam tersi oluyor. Para kaynağı ya ayakta kalmak ya da yatırımcılara geri ödeme yapmak üzere nakit elde etmek için umutsuz bir çabayla elindekileri satarken, tahvil fiyatları düşüyor ve getirileri artıyor.

Satışlar, Fed ve diğer merkez bankalarının faiz oranlarını düşürme ve kredi piyasalarındaki kısıtlamaları hafifletme çabalarının tahvil piyasasındaki faiz oranlarındaki artışla baltalandığı anlamına geliyor.

Financial Times’ın belirttiği gibi: “Bu noktada daha yüksek devlet getirisi, finansal koşulları yalnızca sıkılaştırıyor ve güçlenen bir dolar ile birlikte oldukça daha zayıf öz kaynak ve kredi fiyatlarından kaynaklı sıkıntıyı şiddetlendiriyor. Bu ise merkez bankalarının parasal genişleme politikalarını tehlikeye atıyor.”

Trump yönetimi tarafından neredeyse tamamen şirketleri desteklemeyi hedefleyen bir teşvik paketi için hazırlanan önlemlerin, daha fazla devlet tahvili çıkarılmasına, bunların fiyatlarının düşmesine ve getirilerin daha yüksek olmasına yol açacağı bilindiğinden, faiz oranları da yukarı doğru bir basınç altına giriyor.

Sonuç olarak, faiz oranlarını düşürmek için parasal genişlemenin –merkez bankası tarafından devlet borçlarının ve diğer finansal varlıkların satın alınmasının– artırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bu, yeni hükümet borçlarının büyük ölçüde Japonya Merkez Bankası tarafından satın alındığı Japonya’da bir süredir geçerli olan koşulların ABD’ye ve diğer büyük ekonomilere genişlemesine yol açacaktır.

Tüm finansal sistemin devletleştirilmesi anlamına gelecek böyle bir hareket, Financial Times gazetesindeki bir başyazıda öngörülmüş durumda. Yazıda, “dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük nakit para hamlesine şahit olabiliriz” iddiasında bulunuluyor.

Fed’in bugüne kadar attığı adımları öven FT, daha fazlasına ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Özellikle 2008’den sonra büyük bankalar daha az önemde bir rol oynadığı ve “serbest yatırım fonu grupları gibi daha az incelenen işlemlere” bir kayış olduğu için, ABD Hazine bonoları piyasası “özel piyasa düzenleyiciliğine güvenmek açısından çok önemliydi.”

FT, bu koşullar altında, Fed’in “son merci olarak piyasayı düzenleyici rolünü üstlenmesi” gerektiğini ve Japonya Merkez Bankası tarafından geliştirilen “getiri kontrolü” politikasını benimseyebileceğini belirtiyor. “Fed, bu oranı elde etmek için yeterli miktarda tahvil almayı ya da satmayı taahhüt ederek doğrudan 10 yıllık Hazine getirisini hedefleyecektir.”

Böyle bir politika, Fed’in bir “son merci” piyasa düzenleyicisi olarak hareket etmesinden çok, devletin bir eliyle borç verip diğer eliyle bu borcu satın aldığı bir durumu yaratır.

Bu yönde hareketler zaten devam ediyor. Britanya finans piyasalarının, sterlinin ABD doları karşısında yüzde 5 gerileyerek 1980’lerden bu yana en düşük seviyesine ulaşmasıyla darbe aldığı bir günde, İngiltere Merkez Bankası (BoE) sınırsız parasal genişlemenin ne anlama geldiğini gösterdi.

BoE’nin yeni başkanı Andrew Bailey, merkez bankasının yatırım amaçlı şirketlere yeni bir kıymetli evrak fırsatı şeklinde kısa vadeli krediler sağlamak için para basacağını söyleyerek ekledi: “Bir sınır koymak istemedik.”

Avrupa Merkez Bankası (ECB) da parasal genişleme tedbirlerini artırıyor. Çarşamba akşamı faiz belirleme komitesi, 750 milyar avro değerinde ilave tahvil satın almayı planladığını duyurdu.

ECB’nin 2 trilyon avrodan fazla stokuna eklenen bu yeni alımlar bu yıl içinde yapılacak ve hem devlet tahvillerini hem de şirket borçlarını kapsayacak.

Bununla birlikte, büyük merkez bankalarının bu adımları, derin bir durgunluğa ve hatta bir bunalıma girerken reel küresel ekonomiyi canlandırma açısından hiçbir etki yapmayacaktır. Bu adımlar tamamen mali sermayeye destek sağlamayı amaçlıyor.

Bu tür sözde teşvik önlemleri gerçek ekonomiyi harekete geçirmez, çünkü ekonomik faaliyet, koronavirüsün yayılmasını önleyici tedbirlerin bir parçası olarak giderek yavaşlayacaktır.

Derinleşen kriz, şimdiden, en önemlileri havacılık sektöründe olmak üzere bir işten çıkarma dalgasına yol açıyor.

Avustralyalı havayolu şirketi Qantas, tüm havayolu şirketlerinin durumunu yansıtacak şekilde, bütün uluslararası uçuşları durdurduğunu açıkladı ve işgücünün üçte ikisinin, yani 20.000 işçinin en az Mayıs ayının sonuna kadar açığa alınacağını duyurdu.

Şirket CEO’su Alan Joyce, koronavirüsü kontrol altına alma çabalarının “seyahat talebinde daha önce hiç görmediğimiz düzeyde büyük bir düşüşe” yol açtığını söyledi.

Bir işçi kıyımı dalgası şu anda dünyaya yayılıyor. Britanya’da eğlence ve konaklama sektöründe çalışan 200.000 işçinin Şubat ortasından bu yana işten çıkarıldığı ve krizden çok daha fazlasının etkileneceği tahmin ediliyor.

UKHospitality adlı ticaret grubunun genel müdürü Kate Nicholls’a göre, bir milyondan fazla işçi hedefte. Nicholls, “İşten çıkarmalar olağanüstü yoğun ve şu anda devam ediyor,” dedi.

ABD’de, bu hafta başlarında yayımlanan bir araştırma, Amerikalı işçilerin yüzde 18’inin ya işten çıkarıldığını ya da çalışma saatlerinin azaltıldığını; yıllık 50.000 doların altında kazananlar için bu oranın yüzde 25’e yükseldiğini gösteriyor.

Dünya ekonomisinin kaçınılmaz biçimde derin bir çöküşe doğru gidişi, petrol fiyatlarında devam eden düşüşe yansıyor. Çarşamba günü, enerji talebinde hızlı bir düşüş beklentisi, ABD petrolü ölçütü olan WTI ham petrolünün varil fiyatını yüzde 15’ten fazla düşüşle 17 yılın en düşük seviyesi olan 23 dolara indirdi. Uluslararası ölçüt olan Brent petrolünün fiyatı ise yüzde 9 azalarak varil başına 25 dolara düştü.