Koronavirüs hızlı bir salgın riskiyle Türkiye’ye yayılıyor

Ulaş Ateşçi
17 Mart 2020

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Pazar gecesi yaptığı açıklamayla birlikte Türkiye’de doğrulanan koronavirüs vakası altıdan 18’e yükseldi. Yetkililerin açıklamalarına göre, umreden dönen binlerce kişi karantina altına alınıyor.

Savaştan harap olan Suriye hariç Türkiye’nin tüm komşuları son haftalarda koronavirüs vakaları bildirmiş ve komşu İran binlerce vaka ve yüzlerce ölü ile salgının merkezlerinden biri haline gelmiş olmasına rağmen, Türkiye’de geçtiğimiz Çarşamba gününe kadar resmi olarak herhangi bir vaka bildirilmedi. Bakan Koca, Çarşamba günü yaptığı açıklamayla, yüksek ateş ve öksürük şikayeti bulunan bir erkek hastada virüs teşhis edildiğini ve hastanın dış dünyadan tamamen izole edildiğini doğruladı.

Sağlık bakanı, ondan bir gün önce düzenlediği basın toplantısında şunları söylemişti: “Avrupa tedbirlerini almakta geç kalıyor, halen geç kalmaya devam ediyor… Bu salgının şu anda Türkiye’de olma ihtimali çok yüksek. Bu virüs tespit edilebilmiş değil.” Fakat bu sözlere rağmen ülke içinde ciddi önlemler alınmadı.

Sadece geçtiğimiz ayın sonunda İran’la sınır kapatıldı. Yurt dışından gelen tüm yolcular termal kameralarla tarandı ve Çin, İtalya, Güney Kore, İran ve Irak ile tüm uçuşlar durduruldu. Yetkililer uluslararası havaalanlarında termal kamera kullandıklarına dikkat çektiler ve sağlık bakanlığı, yüksek riskli bölgelerden gelenlere 14 gün evden çıkmamalarını tavsiye etmekle yetindi.

Koca, ilk vakayı bildirdiği konuşmasında, “Hastanın virüsü Avrupa teması üzerinden aldığını”, kendisinin, aile üyelerinin ve yakın çevresindeki tüm bireylerin “gözetim altında” olduğunu belirtti. Bakan, vakanın yaşı, bulunduğu şehir vb. bilgileri vermeyi reddetti.

Sağlık Bakanı Koca, “Ülkemiz süreç boyunca bu olasılığa hazırdı, yayılmayı önleyici tedbirler alınmıştır” iddiasında bulunurken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hiçbir virüs bizim tedbirlerimizden güçlü değildir,” diyordu.

Bu açıklamaları takip eden gelişmeler, hükümetin, ABD’deki ve Avrupa’daki benzerleri gibi, dünya genelinde halihazırda 150.000’den fazla kişiye bulaşan ve en az 5.800 kişiyi öldüren bir salgına hazırlıksız olduğunu kanıtladı. Yetkililer virüs testi geliştirip ihraç etmekle övünürken, hastalığın hızlı bir şekilde yayılmasını önlemek için geniş çaplı bir virüs testi yapılmış değil.

Başkent Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda çalışan Prof. Dr. Özlem Azap, ilk vakanın ardından Al-Monitor’e açıkça şunları söylüyordu: “Türkiye içinde vakaların kayda geçmesinde gecikme olmasının bir nedeni de yapılan test sayısının daha az olmasıdır. Güney Kore bir milyon kişi başına yaklaşık 2.000, İtalya 400 test yaparken, Türkiye geçtiğimiz hafta itibarı ile bir milyon kişi başına 11 test yapmıştı.” Dün itibariyle Türkiye’de sadece 5.000 dolayında insanın koronavirüs testinden geçirilmiş olduğu bilgisi mevcuttu.

Koronavirüsün çoktan Türkiye’ye geldiğine ilişkin bütün belirtilere rağmen, hükümet daha kapsamlı önlemler almak için ilk vakayı teşhis etmeyi bekleyerek kritik önem taşıyan zamanı heba etti. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Perşembe günü Ankara’da Erdoğan başkanlığında yapılan beş saatlik bir toplantının ardından yeni önlemleri açıkladı.

İlk ve orta okullar ile liselerin 16 Mart’tan itibaren kapatılacağı, öğrencilerin “23 Mart’tan itibaren bir hafta süreyle evden internet ve televizyon kanalları üzerinden” eğitimlerine devam edecekleri açıklanırken, anne-babaları işe gitmeye devam eden çocuklara kimin bakacağı sorunu havada bırakıldı. Üniversitelerin de üç hafta tatil edildiğini açıklayan Kalın, tüm spor karşılaşmalarının Nisan ayı sonuna kadar seyircisiz oynanacağını ifade etti.

Sağlık bakanı, Cuma günü önce ikinci vakayı açıklarken, daha sonra gün içinde vaka sayısının beşe çıktığını ve beş kişinin de birbiriyle bağlantılı olduğunu duyurdu. Bakan, yurt dışından gelenlerin 14 günlük rapor alarak evden çıkmamalarını yineledi. Gerçekte ise bu, zorunlu bir karantinanın olmadığı koşullarda, yurt dışından hastalığa yakalanarak gelen çok sayıda insanın bilinçsizce virüsü yayması anlamına geliyordu.

Aynı basın toplantısında, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan da Türkiye’nin dokuz Avrupa ülkesiyle daha uçuşları durdurduğunu açıkladı. Bu ülkeler Almanya, Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka, Belçika, Avusturya, İsveç ve Hollanda.

Umreden döndüğü ve önceki vakalarla bağlantısının olmadığı açıklanan altıncı vakanın durumu, sosyal medyada özellikle endişeye ve eleştirilere yol açtı. Çünkü açıklamalara göre geçtiğimiz hafta en az 15.000 kişi daha umreden dönmüş ve karantina altına alınmamıştı. Bakanlar “14 gün evde kalın” tavsiyesinde bulunsalar da, Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AKP) milletvekilleri ve yetkililer dahi umreden dönenlerle bir araya gelmiş ve fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmıştı. Bu yüzden şu anda koronavirüsün çoktan ülke geneline yayıldığına inanılıyor.

Sağlık bakanlığı, bu apaçık ihmale sosyal medyadan yükselen sert eleştirilerden sonra, Pazar günü umreden geri dönmeye başlayan en az 3.000 kişiyi karantina altına aldı.

Devlete ait ya da özel çok sayıda yer boş olmasına rağmen, yeni gelenleri gözetim altına almak için Ankara ile Konya’daki yurtlarda kalan öğrenciler gece yarısı uyandırılıp yurtlardan çıkarıldılar. Haberlere göre, yurt dışından yeni gelecek binlerce kişi için İstanbul’da da birçok öğrenci yurdu bugün boşaltılıyor. Bunların dışında, Cumartesi günü Bağdat’tan gelen 57 kişi Ankara’da karantina altına alınmış durumda.

Sosyal medyada, bazı kişilerin belirti göstermelerine rağmen yurt dışından gelen herhangi biriyle temasları olmadığı için test edilmediklerini iddia etmesi, sağlık sisteminin durumu hakkında soruları gündeme getiriyor. Hükümet olası bir salgına hazırlıklı olduğunu iddia etse de, ülkedeki sağlık sistemi geçtiğimiz yirmi yılda sistematik biçimde özelleştirilerek tahrip edilmiş durumda. Bu süreçte Erdoğan hükümeti, devlet hastanelerinin fonlarını azaltırken özel hastaneleri ve özel sigortaları teşvik etti.

Sözde herkesi kapsayan bir Genel Sağlık Sigortası olmasına rağmen, bu sigorta, işsiz olmalarına karşın sağlık primlerini ödeyemeyen potansiyel olarak milyonlarca kişiyi kapsamıyor. Üstelik sağlık sistemi koronavirüs salgınından önce bile alarm veriyordu. Gelinen noktada, giderek artan sayıda işçi ailesi, düzgün sağlık hizmeti alabilmek için pahalı olmalarına rağmen özel hastanelere gitmek zorunda kalıyor.

Salgının Avrupa’daki merkezi olan İtalya’da 1000 hasta başına 3,2 hastane yatağı düşerken, Türkiye’de 1000 hasta başına sadece 2,8 yatak düşüyor. 15 milyondan fazla insanın yaşadığı İstanbul’da ise bu oran yalnızca 2,5. Dahası, Türkiye genelinde bulunan yaklaşık 250.000 hastane yatağının hemen hemen beşte biri özel hastanelere ait.

Sağlık Bakanlığı’nın 2016’da yayımlanan resmi rakamlarına göre, Türkiye’de yalnızca 33.000 yoğun bakım yatağı bulunuyordu ve bu yoğun bakım birimlerinin doluluk oranı yüzde 80’di. 2018’deki rakamlar 38.000 yoğun bakım yatağının olduğunu ancak yetişkinler için yatak sayısının yalnızca 24.000 olduğunu gösteriyor. Sağlık Bakanlığı, Cuma günü yaptığı açıklamayla ülke genelinde koronavirüs testi için başvurulacak sadece 25 hastane belirledi. İstanbul’da belirlenen üç hastane, daha salgın başlamadan önce de tıklım tıklım dolu olan hastaneler.

Türkiye’deki sağlık altyapısının tamamen öngörülebilir bir salgın karşısındaki yetersizliği göz önünde bulundurulduğunda, bu koşullar ve hükümetin salgına verdiği yanıt, önlenebilir bir felaketin on milyonlarca emekçiyi etkilemesi tehlikesi yaratıyor.

Türkiye’de yaklaşık 10 milyon işçinin çalıştığı 1,8 milyon işyerinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamının dışında olması, virüsün çok hızlı bir şekilde yayılması riski oluşturuyor.

İtalya genelinde salgın sırasında fabrikaların kapatılması talebiyle fiili grevler patlak verirken, grev tartışması Türkiye’deki işçiler arasında da yayılıyor. Son günlerde Twitter’da birçok kişi #İzinYoksaGrevVar ya da #KoronayaKarşıÜcretliİzin etiketleriyle, hastalığa yakalanma ya da hastalığı yayma riskine rağmen çalışmalarının istenmesine karşı çıkarak tüm işçiler için ücretli izin talep etti.

Herkese en üst nitelikte sağlık hizmeti sağlanması ve salgının yayılmasını durdurmak için gerekli önlemlerin alınması, işçi sınıfının Türkiye’de ve dünya genelinde siyasi seferberliğini gerektiriyor.