ABD-Yunanistan askeri anlaşmasını imzalayan Pompeo İran’ı, Rusya’yı ve Çin’i tehdit etti

Alex Lantier ve V. Gnana
9 Ekim 2019

ABD’nin ve Avrupa’nın saldırgan dış politikası, Balkanlar ve Ortadoğu üzerine büyük güç çatışmasının bir dünya savaşı tetikleme riskini yoğunlaştırıyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İtalya’yı, eski Yugoslav cumhuriyetleri Karadağ ile Makedonya’yı ve Yunanistan’ı kapsayan altı günlük turundan ortaya çıkan budur. Trump’ın Haziran ayında İran’a askeri saldırılar düzenlemeyi ABD ile İran arasında bir topyekün savaş çıkarmadan on dakika önce iptal etmesinden sonra, Pompeo’nun turu İran’ı ve onun nükleer silahlı müttefikleri Rusya ile Çin’i tehdit etmeye odaklandı.

Pompeo’nun turu, Washington’da ve onun NATO üyesi Avrupalı ve Türk sözde “müttefikler” ile ilişkilerinde patlayıcı bir krizin ortasında gerçekleşti. Ziyaretleri sırasında zamanının büyük kısmını, Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile görüşmesi üzerine ne duyduğu ve bunun Trump aleyhine soruşturma açma kampanyasını ilerletmek için kullanılıp kullanılamayacağı hakkında sorular aldı. Pompeo’nun ziyareti sırasında Washington Avrupa’ya karşı 7,5 milyar dolarlık ticaret savaşı niteliğindeki gümrük vergilerini duyurduğu halde, dışişleri bakanı Avrupa’nın en büyük üç ekonomisini (Berlin, Londra ve Paris) ziyaret etme zahmetine girmedi.

Pompeo’nun ziyaretinin merkezinde, İran’a, Rusya’ya ve Çin’e yönelik aralıksız suçlamalar ve Yunanistan’la –bu ülkelerin yanı sıra Amerika’nın görünüşte NATO müttefiki olan Türkiye’yi hedef alan– bir askeri anlaşma imzalanması vardı. Pompeo’nun Cumartesi günü Atina’da yaptığı açıklamalar irdelendiğinde, Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914’te suikasta uğramasından sonra bu tür Balkan çatışmalarının I. Dünya Savaşı’nın çıkmasını nasıl tetiklediğini hatırlamamak mümkün değildir.

Pompeo, Balkanların “hala bir stratejik rekabet alanı” olduğunu söyledi ve ABD önderliğindeki NATO savaşlarının bölgede otuz yıldır neden olduğu katliamdan ve çatışmadan İran’ı ve müttefiklerini sorumlu tuttu.

Pompeo, “Terörist vekilleri Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran, Lübnan’ı bağımlı bir devlete dönüştüren ve bugüne kadar Yunanistan’ı hala etkilemeye devam eden bir sığınmacı krizi yaratmaya yardım eden İran İslam Cumhuriyeti”ni topa tuttu. Ayrıca, “hem Yunanistan hem de ülkenizin komşuları içindeki kötücül Rus etkisi” karşı atıp tutuyor ve Çin’i, “ülkeleri Pekin çıkarına olan ve ona bağımlı ülkeleri borç içinde bırakan orantısız anlaşmalara zorlamak için ekonomik araçlar kullanmak” ile suçluyordu.

Ardından Pompeo, ABD’nin bölgeyi askeri olarak kontrol etme yönelimini sunuşunun ikiyüzlülüğüyle açıkça böbürlendi: Yunanistan’a hiçbir çıkar gözetmeden yapılan bir iyilik. ABD dışişleri bakanı şöyle diyordu: “Bakın, bu çok az bencilce: Amerika, Doğu Akdeniz’in güvenliğine yardımcı olmak için Yunanistan’ı başarılı tutmaya ihtiyaç duyuyor.”

Pompeo’nun savaş ilişkin özeti, kendisini bile ikna etmeyen yalanlardan ibarettir. Ortadoğu’yu ateşe veren İran değil; onlarca yıllık NATO savaşlarıdır; Irak ile Afganistan’daki ABD işgalleri ve NATO’nun 2011’den beri El Kaide güçlerini Suriye’deki rejim değişikli savaşında vekil olarak kullanmasıdır. Bundan sonra da, 2014’te, Berlin ve Washington, Ukrayna’da faşistlerin önderliğindeki darbeyi desteklediler. Bu, ülkeyi iç savaşa sürükledi, neredeyse Rusya ile savaş kışkırtıyordu ve Avrupa’da bir silahlanma yarışına yol açtı.

Bu savaşlardaki milyonlarca ölünün ve yarattıkları on milyonlarca sığınmacının sorumlusu İran ya da Rusya değil, Washington ve onun Avrupalı müttefikleridir.

Bugün, Washington’ın Avrasya’ya askeri olarak egemen olma umutları lime lime olmuş durumda. Geçtiğimiz ay, Trump, ABD’nin Afganistan’da zafere ulaşmasının tek yolunun, bu ülkeyi nükleer bombalarla yok etmek olduğunu ima etti. Savaşı “bir hafta içinde” kazanabileceği ama “10 milyon insanı öldürmek” istemediği için bunu yapmadığıyla böbürlendi.

Suriye çatışması, 2011’den bu yana, bir tarafta Washington, Avrupalı emperyalist güçler, Basra Körfezi’nin petrol şeyhlikleri ve onların İslamcı ve Kürt milis vekilleri ile diğer tarafta İran, Rusya ve Çin destekli Suriye hükümeti arasında bir vekil savaşına dönüştü. Savaş, ABD’nin güdümündeki güçlerin ezici bir yenilgisine ve Kuzey Suriye’de kuşatılmalarına yol açtı; aynı zamanda ABD-Türkiye gerilimlerinde bir tırmanmaya neden oldu. Bir yandan Kürt milisler Türkiye’den gelecek saldırıyla karşı karşıya iken, İslamcı milisler de Rusya destekli Suriye hükümetinin saldırısıyla karşı karşıyalar.

ABD’nin Çin’i yalıtma ve kendisini yetişip geçmeden önce ekonomik büyümesini durdurma amacıyla ticaret savaşı önlemleri alması ve Hint ve Pasifik Okyanuslarında yaptığı denizcilik operasyonları Avrupa’yı da doğrudan etkilemektedir. Pompeo’nun ziyaretinin büyük kısmı, Çin’in Avrasya altyapısı için Kuşak ve Yol Girişimi’ne (BRI) saldırmaya ayrılmıştı. Bakan, Makedonya’ya BRI’nın finanse ettiği otoyoldan vazgeçmesi ve İtalya’ya BRI’ya –bu yılın başlarında Roma’da onaylanan– resmi desteğini bırakıp, Çinli Huawei firmasını İtalyan internet altyapısına erişimden yoksun bırakması için baskı yaptı.

Washington, İran’a karşı amansız savaş tehditleri ve Yunanistan’la ittifakı ile birlikte, bu gerilemeleri hoş görmeyeceğini ve yeni bir tırmanmayla saldırganca karşılık veriyor olduğunu açıkça gösteriyor.

Pompeo’un ABD-Yunanistan askeri ittifak anlaşmasını imzalamasından önce, askeri çevrelerde Balkanlardaki küresel stratejik rekabete ilişkin, özellikle de Yunanistan’ın askeri üslerine erişim konusunda giderek bir tartışmaya tanık olundu. Temmuz ayında, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Geoffrey Pyatt, Stars and Stripes’a, ABD’nin Yunanistan’ın Souda Körfezi’ndeki deniz üssünün “neredeyse tamamen dolu,” olduğunu söyledi. ABD’nin askeri yetkilileri, Çin’in Atina’daki Pire limanındaki yatırımdan kaygılı olduklarını eklemişlerdi: “Pire’ye bir gemi, bir savaş gemisi çekmek istesek, Çin ‘hayır’ diyebilir.”

Pompeo’nun ziyaretinden önce konuşan Pyatt, ABD’nin politikasını şöyle açıklamıştı: “Yenilenmiş bir büyük güç rekabeti ve son on yıldaki en büyük hidrokarbon keşifleri döneminde, Avrupa’nın, Asya’nın ve Afrika’nın bu küresel kavşağı, Amerikan stratejik düşüncesinin ön sırasına geri döndü. ABD, Doğu Akdeniz’i yıllarca çantada keklik saydıktan sonra, ABD’nin çıkarlarını nasıl ilerleteceğimiz konusunda düşünülmüş, yekpare bir devlet tavrı almak üzere bir adım geri atmıştır…”

Bu, Cumartesi günü ABD ile Yunanistan arasında karşılık savunma işbirliği anlaşması imzalanmasına yol açtı. Destekçilerinin artık Yunan parlamentosunun onayını gerektirmediğini iddia ettikleri bu süresiz anlaşma, ABD’nin Girit’teki Altıncı Filo deniz üssünü genişletecek, Yunanistan’ın merkezinde insansız hava aracı üsleri kuracak ve Dedeağaç’ta bir askeri üs ve doğalgaz tesisi oluşturacak. Bu son üs, ABD doğalgazının Yunanistan’a ve oradan da, hala inşa edilecek olan doğalgaz boru hatlarıyla Balkanların geneline gönderilmesine ve Rusya’nın bölgedeki doğalgaz tekelinin kırılmasına olanak sağlayacak.

Askeri açıdan ise, Dedeağaç üssü hem Rusya’yı ve Balkanları hem de İran’ı ve Ortadoğu’yu tehdit etmektedir. Bu üs, Washington’a, Türkiye’nin ve sonra da Rusya’nın kontrol ettiği Karadeniz sularından geçmeden Balkanlara kuvvet gönderme imkanı verecek. Yunan savunma uzmanı Efthymios Tsiliopoulos, Al Jazeera’ye, Washington’ın Dedeağaç üssüyle, “Balkanlardaki operasyonları diğer limanlardan çok daha hızlı bir şekilde destekleyebileceğini” söyledi ve Yunan üslerindeki ABD askerlerinin Ortadoğu’ya “kolayca konuşlandırılabilir” olduğunu ekledi.

Pentagon, bu üsleri, Ortadoğu’dan gelip Ege Denizi üzerinden Yunanistan’a ve Avrupa’ya kaçmaya çalışan sığınmacıları taşıyan tekneleri engellemek için de kullanabilir.

Pompeo, Yunanistan ile Türkiye arasında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki petrol kuyusu açma hakları üzerine anlaşmazlıkların canlanmasının ortasında, Türkiye’ye karşı Yunanistan’ın görüşünü açık bir biçimde destekledi. Yunan, Kıbrıslı ve İsrailli yetkililerle görüşmüş olduğunun altını çizen Pompeo, şunları söyledi: “Uluslararası sulardaki faaliyetlerin bir takım kurallara tabi olduğunu netleştirdik. Türklere, yasadışı sondajın kabul edilemez olduğunu söyledik.”

Şu uyarının yapılması gerekiyor: yeni, küresel bir çatışma hazırlıkları hız kazanıyor. Amerika’nın Avrupalı müttefiklerinin egemen sınıfları içindeki savaş yanlısı fikir birliğinden cesaret alan Washington’daki iki büyük parti, ABD emperyalizminin dünya konumunda yaşanan krize daha fazla askeri tırmanma ile karşılık vermeyi planlıyor. NATO güçleri, işçi sınıfının bu onlarca yıllık emperyalist savaş yönelimine karşı bağımsız müdahalesi olmadan durdurulamayacak bir felaketin yolunu tutmuş durumda.

Pompeo’nun turu boyunca İran ile bir ABD savaşı tehlikesi ve böyle bir savaşın Avrupa için sonuçları hakkında bir ölüm sessizliği hakimdi. Fakat Tahran, bir ABD saldırısının onun bölge genelinde füze kuvvetlerinin menzili içinde olan üslerini bombalayarak yanıt vereceğini tekrar tekrar ifade etti. Bu üsler, ABD’nin Yunanistan’daki askeri üslerini de kapsayabilir. Bunlar, İran’ın Şahap-3 balistik füzesinin uzun menzilli sürümleri tarafından vurulabilirler.

Ukrayna’daki 2014 darbesinden beri NATO’nun Rusya’ya karşı asker konuşlandırmasıyla birlikte Avrupa’da askeri gerilimlerin yükselmiş olması nedeniyle, savaşın hızla yayılması çok daha olası olacaktır. Haziran ayından bu yana, Polonya’da, Estonya’da, Letonya’da, Litvanya’da, Finlandiya’da, İsveç’te, Portekiz’de ve İskoçya’da NATO’nun toplamda on binlerce askeri kapsayan askeri tatbikatları gerçekleştirildi. Önümüzdeki yıl Almanya’da ve Doğu Avrupa’da düzenlenecek ve aralarında 20.000 Amerikan askerinin de olduğu on binlerce askeri kapsayacak olan Muhafız 2020’nin, NATO’nun son 25 yıldaki en büyük savaş oyunu olması planlanıyor.