İsrail Irak’a, Suriye’ye ve Lübnan’a hava saldırısı düzenledi

Bill Van Auken
29 Ağustos 2019

İsrail geçtiğimiz günlerde Irak, Suriye ve Lübnan’da bulunan hedeflere sözde İran tehdidine karşı koyma bahanesiyle hava saldırıları düzenledi.

Saldırıda vurulanlar arasında, Irak’taki Şii milisler, Suriye’deki Hizbullah milisleri ve Lübnan’ın başkenti Beyrut’un yoğun nüfuslu bir sivil mahallesi vardı. Ayrıca, Pazartesi sabahı, Suriye yanlısı Filistinli örgüt Filistin Halk Kurtuluş Cephesi – Genel Komutanlığı Lübnan’daki Bekaa Vadisi’nde vuruldu.

İsrail medyası, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin kuzey Yemen’deki Husilere de saldırı düzenlemeyi düşündüğünü bildirdi. Tel Aviv’in ABD’nin desteğiyle İran karşıtı bir eksen oluşturmaya uğraştığı Suudi Arabistan’ın ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) monarşik diktatörlükleri, Yemen’e karşı dört yılı aşkın süredir soykırımsal bir savaş yürütüyorlar. Haberlere göre, İsrail ordusu çoktandır Suudi ve BAE güçlerine istihbarat sağlıyor.

Haftasonu düzenlenen saldırılar art arda geldi. Cumartesi geç saatlerde Şam’ın güneydoğusunda bulunan Akraba köyüne düzenlenen bir hava saldırısında, söylendiğine göre bir İranlı ve iki Hizbullah üyesi öldürüldü. İsrail Savunma Güçleri (IDF) sözcüsü, hedefin bir “katil insansız hava aracı (İHA) tesisi” olduğunu iddia etti. İsrail, bunun İran’ın planlanan bir İHA saldırısının önüne geçmek için önleyici bir saldırı olduğunu iddia etti ancak buna hiçbir kanıt sunmadı.

İsrail son yıllarda Suriye’ye karşı düzenlediği yüzlerce saldırının büyük kısmını üstlenmeyi ya da yalanlamayı reddederken, Netanyahu bu hava saldırısını açıkça kutladı ve şunları söyledi: “Tekrarlıyorum: İran hiçbir yerde dokunulmaz değil. Kuvvetlerimiz İran’ın saldırganlığına karşı her bölgede operasyon yapıyor.” Netanyahu, Talmud’dan alıntı yaparak şunu ekledi: “Eğer biri seni öldürmek için ayaklanırsa, sen onu öldür.”

Pazar sabah saatlerinde, İsrail Beyrut’un güney mahallelerinden birine bir İHA saldırısı düzenledi. Alçaktan uçan bir İHA, gençlerin attığı taşlarla düşürüldü. Patlayıcı yüklü ikinci bir İHA, Hizbullah’ın bir medya merkezinin bulunduğu binanın dışında patladı ve ciddi hasara neden oldu ancak ölen olmadı.

Beyrut’a yönelik saldırı önemli bir tırmanmayı temsil etmektedir. İsrail savaş uçakları Lübnan hava sahasını düzenli olarak ihlal etseler de, 2006 İsrail-Lübnan Savaşı’ndan beri askeri eylem nadirdi ve Lübnan başkentine bir saldırı olmamıştı.

İsrail istihbaratıyla sıkı bağları bulunan Debka.com web sitesi, hava saldırısının Kasım Süleymani’ye suikast düzenlemeyi amaçlayan kötü yapılmış bir girişim olduğunu iddia etti. İranlı bir tümgeneral olan Süleymani, İran’ın İslami Devrim Muhafızları’nın yurtdışı operasyonlarından sorumlu olan Kudüs Gücü’nün komutanı.

Yine Pazar günü, Irak’ın Kaim kasabasına bir İHA saldırısı düzenlendi. Saldırıda, Irak’ta IŞİD’in yenilgiye uğratılmasında büyük rol oynamış olan Şii milis gücü Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) bir komutanının yanı sıra sekiz kişi daha öldürüldü.

İsrail, 1981’den beri Irak’a yönelik bir saldırıyı kabul etmedi. 1981’de, İsrail savaş uçakları, Saddam Hüseyin hükümeti tarafından Bağdat yakınlarına kurulan Osirak nükleer enerji santralini bombalamışlardı.

IDF Irak’a yönelik son hava saldırılarını açıkça teyit etmese de, Netanyahu orduya bölge genelinde saldırılar düzenlemesi için tam yetki verilmiş olduğunu belirtti: “Yalnızca gerektiğinde harekete geçmiyoruz; bizi yok etmek isteyen bir devlete karşı çok sayıda alanda hareket ediyoruz. Güvenlik güçlerine, İran’ın bu entrikalarını bozmak için ne gerekiyorsa yapmaları için emir ve operasyon özgürlüğü verdim.”

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Beyrut’a yönelik saldırının bir savaş ilanı anlamına geldiğini söyledi ve şunları ekledi: “Biz, savaş değil barış isteyen bir halkız ve bizi bu şekilde tehdit eden hiç kimseyi hoş görmüyoruz.”

Pazartesi günü, Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih ve Başbakan Adil Abdül Mehdi de, İsrail’in hava saldırısını “Irak’ın egemenliğine yönelik bir saldırı” olarak adlandırdı.

Haşdi Şabi milislerini temsil eden ve Irak meclisindeki en büyük ikinci blok olan Fetih Koalisyonu, saldırının “Irak’a ve halkına bir savaş ilanı” olduğunu söyledi ve ülkede konuşlu 5.000 ABD askerinin derhal çekilmesini talep etti. Haşdi Şabi ise, İsrail’in saldırısının “olay yeri yakınlarını gözetleyen büyük bir balonun yanı sıra Amerikan uçaklarının hava korumasıyla düzenlenen küstah bir saldırı” olduğunu belirtti.

Bu, Irak’taki hedeflere yönelik bir dizi saldırının yalnızca sonuncusuydu. Geçtiğimiz ay, New York Times, isimlerini vermeyen ABD’li iki yetkilinin, 19 Temmuz’da Bağdat’ın kuzeyine yapılan bir saldırıyla başlayan saldırılardan İsrail’in sorumlu olduğunu söylediklerini aktarmıştı. ABD’li kaynaklardan biri, Tel Aviv’in “sınırları zorladığını” ve İsrail’in askeri eylemlerinin “ABD ordusunu Irak’tan çıkartma” riski yarattığını söylüyordu.

Temmuz ayındaki saldırıyı, 12 Ağustos’ta Irak’ın başkentinin güneyinde bulunan bir Haşdi Şabi mühimmat deposuna yönelik hava saldırısı ve 20 Ağustos’ta Bağdat’ın 80 kilometre kuzeyindeki Balad Hava Üssü yakınlarında bulunan bir silah depolama tesisine yönelik saldırı takip etti.

İsrail’in saldırılarını Irak hava sahasını kontrol eden Washington’in örtük onayıyla düzenleyebileceğinden kuşku duyulamaz. Bununla beraber, görünen o ki ABD devleti içinde bölünmeler var. Söz konusu bölünme, İsrail’in hava saldırılarının Irak’taki ABD güçlerine saldırıları kışkırtabileceğinden ve oradaki aralıksız Amerikan askeri varlığını sürdürülemez hale getirebileceğinden korkan ordu unsurları ile sonuçları ne olursa olsun İran’a karşı “azami baskı” kampanyası yürüten Trump yönetimi içindeki unsurlar arasında.

Bu kampanya, Trump yönetiminin savaş nedenine denk gelen ekonomik yaptırımlar düzenini yeniden uygulamak ve sertleştirmek amacıyla Tahran ile büyük güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmayı yırtıp attığı geçtiğimiz yılın Mayıs ayından beri durmadan tırmanıyor. Bu yılın Mayıs ayında, Washington, sözüm ona İran’dan gelen tehditlere karşılık olarak, bölgeye bir uçak gemisi muharebe grubu, nükleer kapasiteli B-52 bombardıman uçakları önderliğindeki bir hava saldırısı grubu ve ek asker sevk etti. Haziran ayında ise, Trump, ABD’ye ait bir casus İHA’sının bir İran füzesiyle vurulmasına karşılık İran’a hava saldırıları düzenleme emrini 10 dakika kala iptal ettiğini açığa vurdu.

İsrail’in son saldırılarından sonra, hem ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo hem de Başkan Yardımcısı Mike Pence, İsrail’in “kendini savunma hakkı”nı savunan açıklamalar yaptılar.

Netanyahu, İsrail’in Ortadoğu genelindeki bu saldırganlık eylemlerinin emrini, yeniden düzenlenen seçimler için yürütülen kampanyanın son aşamalarında verdi. Anketler, onun Likud bloğunun ana muhalefet bloğu Mavi ve Beyaz ile başa baş gittiğini gösteriyor. Bu durumda iki blok da Knesset’te (parlamento) çoğunluğu sağlamaya yeterli koltuğu elde edemeyecek. Muhalefet bloğuna, İsrail’in eski genelkurmay başkanı Benny Gantz önderlik ediyor.

9 Nisan’da düzenlenen seçimlerin ardından Neyanyahu eski aşırı sağcı milliyetçi ve aşırı Ortodoks ortakları ile bir koalisyon hükümeti kurmayı başaramadı. Hükümet İsrail’in Filistin halkını askeri olarak bastırma girişiminden ve ülke içinde derinleşen toplumsal eşitsizlikten kaynaklanan krizlerle boğuşurken, Netanyahu da yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Netanyahu, İran’dan gelen sözde tehdide, kendi askeri saldırılarına ve ABD Başkanı Donald Trump ile sıkı ittifakına başvurarak sağcı Siyonist tabanının desteğini sağlamlaştırmaya uğraşıyor.

Gantz ve onun Mavi ve Beyaz bloğu ise Netanyahu’ya sağdan saldırıyor ve onun Gazze ile Batı Şeria’daki Filistin halkına karşı şiddet uygulama açısından “zayıf” olduğunu söylüyorlar.

Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki sınırda düzenlenen “Geri Dönüş Yürüyüşü” protestolarının sonuncusunda, geçtiğimiz Cuma günü 50’si gerçek mermiyle olmak üzere 122 Filistinli yaralandı. Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, yaralananlardan yirmi altısı hastaneye kaldırıldı ve beşinin durumu ciddi.

Bu arada, İsrail savaş uçakları, İsrail’e atılan üç rokete karşılık çok sayıda hava saldırısı düzenlediler. Roketlerden ikisi önlenirken, biri bir araziye düştü ve herhangi bir yaralanmaya ya da hasara neden olmadı.

İsrail, bir toplu cezalandırma eylemi olarak, Gazze’ye girmesine izin verdiği yakıt miktarını yarıya indirdi ve Gazze’nin tek elektrik santralindeki üç türbinin birinin kapatılmasına neden oldu. Sonuç olarak, sekiz saatlik aralıklarla sürekli elektrik kesintisi oluyor ve daha fazla kesinti olması kaçınılmaz.

İşgal altındaki Batı Şeria’da, İsrail güvenlik güçleri, Siyonist yerleşimde kalan 17 yaşındaki bir kız çocuğunun ölümüne neden olan bir patlamaya geniş çaplı bir polis kuşatması düzenleyerek karşılık verdi. Hükümet, Dolev’deki yasadışı yerleşimi 300 konut daha ekleyip genişleterek misilleme yapacağını duyurdu.

ABD emperyalizminin askeri araçlarla Ortadoğu’da egemenliğini ileri sürme yönelimi ile başlıca bölgesel müttefiki İsrail’in amansız saldırganlığının ve krizinin zehirli karışımı, potansiyel olarak tüm dünya için yıkıcı sonuçları bulunan bölgesel bir savaşı tutuşturma tehlikesi yaratıyor.