ABD ve AB, Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesinden memnun

Ulaş Ateşçi
5 Temmuz 2019

23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazanması, Amerika ile Avrupa’daki emperyalist dış politika çevrelerinde ve gazetelerinde coşkulu bir şekilde karşılandı. Sonuç, CHP’nin kendi seçim söylemi tekrarlanarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) karşı demokrasi lehine güçlü bir başarı olarak sunuluyor.

Türkiye’deki ciddi ekonomik krizin ve ABD’nin bölgede özellikle İran’a karşı yeni savaş tehditlerinin ortasında, İmamoğlu’nun giderek büyüyen toplumsal hoşnutsuzluktan yararlandığından kuşku yok. İmamoğlu, rakibi Binali Yıldırım’ı 800.000 oyla geride bıraktı; bu sayı, 31 Mart seçimlerden sonra yalnızca 13.000 civarındaydı. Bununla birlikte, Ortadoğu’da onlarca yıldır emperyalist savaşlar yürüten ve Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da Erdoğan’ı devirmeyi hedefleyen başarısız darbeye örtülü bir şekilde arka çıkan güçlerden İmamoğlu’na gelen destek dalgası, bir uyarı olarak görülmelidir.

İmamoğlu, AKP’nin ilerici ya da solcu bir alternatifi değildir. Onu destekleyen partiler; aşırı sağcı İYİ Parti, Kürt milliyetçisi Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve çok sayıda sahte sol grup, işçiler arasında var olan ve CHP’nin kesin olarak karşı olduğu toplumsal muhalefete değil, Türk burjuvazisine ve onun emperyalizm ile manevralarına doğru yöneliyorlar.

23 Haziran seçiminin ardından, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu ve Ankara Büyükelçiliği, Twitter’da şöyle yazıyordu: “Katılımcı demokrasinin etkileyici bir örneğini sergileyen İstanbul sakinleri dün oy verip seslerini duyurmak üzere sandığa gittiler. Avrupa’nın en büyük şehrini yönetecek olan Ekrem İmamoğlu’na en iyi dileklerimizi sunarız.”

Venezuela’da kısa süre önce başarısızlığa uğrayan ABD destekli rejim değişikliği operasyonu dahil olmak üzere CIA operasyonlarının sözcülüğünü yapan New York Times, 31 Mart seçimlerinde CHP’yi “demokratik” muhalefet olarak destekleyen bir başyazı yayınlamasından sonra, İstanbul seçimi sonucunu yeniden alkışladı.

Gazete, 23 Haziran seçiminden sonra yayınlanan bir yazıda, Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nün Türkiye Araştırmaları Programı’nın başında bulunan Soner Çağaptay’ın açıklamasını aktardı. Çağaptay’a göre, sonuç, “demokrasinin dirençli ve seçimlerin hala önemli olduğunu gösteriyor… İmamoğlu’nu hiçbir şey durduramaz. O, yeni Erdoğan oldu.”

Washington Post ise, “Belediye başkanlığı seçimi, Türkiye için umut verici” başlıklı bir başyazı yayınladı ve Erdoğan’a şu tavsiyede bulundu: “İstanbul seçimi, Türkiye cumhurbaşkanına farklı bir rota seçme şansı veriyor.”

Avrupalı emperyalist güçler de Washington’ın sevincini paylaşıyordu. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Kati Piri, Twitter’da, “Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için ezici bir zafer: İstanbul ve Türkiye demokrasisi için harika haber. Tebrikler!!!” diye yazdı.

Alman hükümetinin sözcüsü Steffen Seibert, Berlin’in sonuçtan duyduğu “memnuniyet”i dile getirdi ve bunu “Türkiye için iyiye işaret” olarak niteledi. Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), 50’den fazla SPD’li politikacı tarafından imzalanan bir açıklama yayınladı ve “partimizin kardeş partisi olan CHP'nin adayı”nın seçimi kazanmasından memnuniyet duyduğunu belirtti. Almanya’nın Avrupa İşleri Bakanı Michael Roth (SPD) ise, Twitter’da şöyle yazdı: “Demokrasinin canlı olduğu Türkiye için ne kadar cesaret verici bir işaret. AB ve Almanya’nın Türklere yüzünü daha güçlü biçimde dönmesi önemli.”

Alman basını da seçim sonucunu alkışladı. Die Welt, “Erdoğan dönemi sona eriyor,” başlığını atarken, Deutsche Welle, “Türk demokrasisi hala canlı,” yorumunda bulundu.

Gerçekte, bu yüzyılın başına kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne hakim olan geleneksel Kemalist burjuva seçkinlerin partisi olan CHP, tarihsel olarak bu seçkinlerin bütün suçlarına ortaklık etmiştir. Bunlara, askeri darbeler, işçi sınıfının şiddetle bastırılması ve Kürt halkının ezilmesi dahildir. CHP’nin “Millet İttifakı”ndaki müttefiki olan İYİ Parti, bir süre önce aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi’nden (MHP) kopanlar tarafından kuruldu ve partinin önderi Meral Akşener, 1990’ların ikinci yarısında içişleri bakanlığı yaptığı dönemde, Kürtlere yönelik şiddetli baskıya önderlik etmişti.

Türkiye büyük sermayesinin başlıca kuruluşu olan TÜSİAD, 24 Haziran’da yaptığı açıklamayla İmamoğlu’nun zaferini kutladı ve “Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’un başarısı, Türkiye’nin başarısıdır,” diye belirtti. TÜSİAD, Türkiye’nin ekonomik başkenti olan İstanbul’da AKP hükümeti ile İmamoğlu yönetimi arasında “uyum ve işbirliği” çağrısı yaparak, “normalleşme” vurgusunu sürdürdü.

İmamoğlu, daha önce, TÜSİAD’ın çağrısı doğrultusunda ilerleyeceğini açıkça ortaya koymuştu; 23 Haziran seçiminin hemen ardından yaptığı konuşmada, “Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a seslenmek istiyorum… Sizinle uyum içerisinde çalışmaya talibim,” demişti. CHP de, yaptığı açıklamada, 2023’teki seçimlere kadar “asıl gündem”e odaklanma çağrısı yaptı.

İmamoğlu, CNN’e verdiği röportajda, İstanbul’un önceki AKP’li belediye yönetimlerine yönelik, AKP yanlısı vakıfların fonlanması gibi çok sayıda yolsuzluk ve kayırmacılık iddiasıyla ilgili olarak, bunların kişisel olarak Erdoğan’a dayandığını düşünmediğini söyledi ve “Elinizi barış için uzatmak ülkenin yararına olacaktır,” diye konuştu.

CHP, halk içindeki patlayıcı toplumsal öfkenin son derece farkında ve bu öfkeyi kontrol altında tutmak için demagojik açıklamalar yapıyor. İmamoğlu, geçtiğimiz hafta, mazbatasını aldıktan sonra belediye önünde toplanan destekleyicilerine yaptığı konuşmada, “Eşitiz biz. Zengini fakiri eşitiz,” diyordu.

Elbette, açıkladığı mal varlığına göre bir milyoner olan İmamoğlu için bunu söylemek çok zor değil. İmamoğlu, aynı zamanda, TÜSİAD’ın en etkili bileşeni ve Türkiye’nin başlıca kapitalist grubu olan Koç Holding ile de sıkı ilişkilere sahip.

İmamoğlu, ayrıca, başkan danışmanı yaptığı Yavuz Erkut’u, İstanbul büyükşehir belediyesinin genel sekreteri; yani yönetimde kendinden sonra gelen kişi olarak atamayı düşündüğünü açıkladı. Erkut, Türkiye’nin en büyük ve stratejik sanayi kuruluşu olan ve dört petrol rafinerisi işleten TÜPRAŞ’ın 10 yıl genel müdürlüğünü yapmıştı. TÜPRAŞ, 2005’te, AKP tarafından Koç Holding’e birkaç yıllık karına denk bir bedele satılarak özelleştirilmişti.

Anlamlı bir şekilde, tam da aynı günlerde, Kocaeli, Aliağa, Kırıkkale ve Batman rafinerilerinde çalışan yaklaşık 4.300 TÜPRAŞ işçisi, Koç Holding’in dayattığı toplu sözleşmeyi protesto etmek için işyerlerini terk etmeme eylemi yapıyordu. İşçilerin aylardır devam eden mücadelesi, Sözcü gazetesi gibi muhalefet yanlısı medya organları tarafından karalanmaya çalışıldı ve TÜPRAŞ yönetimi işçileri defalarca polis çağırmakla tehdit etti.

Aslında, İmamoğlu, CHP’nin bütünüyle gerici ve işçi sınıfı karşıtı karakterini göstermekte hiç vakit kaybetmedi. İmamoğlu, Nisan ayının başında, MHP’yi kuran ve darbelerin hazırlanmasının yanı sıra 1970’lerde sola ve işçi sınıfına karşı faşist şiddetin merkezinde yer alan, NATO tarafından eğitilmiş eski bir albay olan Alparslan Türkeş’e saygısını ifade etmişti.

İmamoğlu’nun yeminli işçi sınıfı düşmanlarını saygıyla anması, Türkeş’le sınırlı değil. İmamoğlu, yaklaşık dört yıl önce, 31 Aralık 2015’te de, adı çıkmış Yeni Akit gazetesinin genel yayın yönetmeni ve köşe yazarı Hasan Karakaya’yı da ölümünün ardından anmıştı. Karakaya, diğer şeylerin yanı sıra, 2014’te Soma’da 301 kişinin öldüğü madenci katliamının ardından protestocu bir madenciye saldıran AKP yetkilisini tebrik edip kutlamasıyla ünlüydü.

Sözde laik CHP’li İmamoğlu, seçim kampanyası boyunca İslamcı propaganda konusunda AKP ile yarıştı. Ramazan ayında rakibi Yıldırım gibi sık sık medya önünde iftar yapmasının yanı sıra, daha önceki belediye başkanlığı döneminde alkolsüz sosyal tesisler ve karma olmayan havuzlar açmış olmasından övünerek söz etti. İmamoğlu, İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı görevine de, imam eşliğinde toplu duayla başladı ve bunun fotoğrafını Twitter hesabından paylaştı.

Sonuç olarak, CHP önderliğindeki muhalefet ve İmamoğlu, AKP’nin ilerici bir alternatifi değil, Türk burjuvazisinin emperyalizme sıkıca bağlı olan etkili kesimlerinin tercih ettiği temsilcileridir. Onlar, işçilerin ve gençlerin artan muhalefetini düzenin güvenli kanalarına akıtmak amacıyla kurulan yeni bir tuzağı temsil ediyorlar. İşçilerin ve gençlerin İmamoğlu’na ve müttefiklerine yönelik umutları ne olursa olsun, bunlar hızla hayal kırıklığı ile sonuçlanacak.