Egemenler, Suriyeli sığınmacılara karşı şovenizmi kışkırtıyor

Barış Demir
29 Haziran 2019

NATO önderliğindeki vekil savaşından hayatlarını kurtarmak için ülkelerinden Ortadoğu çevresindeki ülkelere kaçmak zorunda kalan Suriyeli sığınmacılar, büyüyen toplumsal sefalete ek olarak, artan şovenist saldırılarla karşı karşıyalar. Türkiye’de, tüm kapitalist siyaset kurumu onlara karşı hareket ediyor.

Yerel seçim süreci boyunca ve tekrarlanan İstanbul seçimi öncesinde, burjuva politikacılar, Suriyelilere karşı düşmanlığı kışkırtmaya çalıştılar. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) önderi Kemal Kılıçdaroğlu, defalarca, “Suriyeliler evlerine dönmeli” derken, AKP’nin İstanbul büyükşehir belediye başkanı adayı Binali Yıldırım, sığınmacıları, “kulaklarından tutup göndermek”le tehdit etti.

Geçtiğimiz haftalarda, CHP’nin yönetimde olduğu Antalya, Gazipaşa ve Bursa, Mudanya belediyelerinde sığınmacıların plaja alınmaması veya plaja yakın yerleşimlerinin kaldırılması yönünde kararlar alındı. Kararlar, CHP’nin ve aşırı sağcı müttefiki İYİ Parti’nin meclis üyeleri tarafından kabul edildi.

Erdoğan hükümeti mültecilerin Avrupa’ya ulaşmasını engelliyor. Kaynak: WikiMedia

Gazipaşa Belediye Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, gelecek tepkileri düşünerek çekimser oy kullanır ve kararı veto ederken; Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz, açıklamasında, “Ya bize uyacaklar ya da geldikleri ülkelerine geriye dönecekler… Kendi insanlarımızın rahatsız edilmesine izin vermem,” diyordu.

Türkyılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada sözlerine şöyle devam etti: “Bizim çocuklarımız [Suriye’de] şehit olurken, analarımız ağlarken, ülkem ağlarken ekonomimiz kötüye giderken onların zevki sefa içinde yaşamaları ve bizim insanımızı rahatsız etmelerine tahammül edemeyiz.”

Türkyılmaz’ın dile getirdiği ve partisinin resmi görüşü olan bu yaklaşım, CHP’nin Suriye’deki savaşı kışkırtan ABD ve Avrupa emperyalizmiyle ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin bu savaşta oynadığı gerici rol ile suç ortaklığını ifade etmektedir. CHP ve müttefikleri, Türkiye’nin Suriye’deki yasadışı askeri varlığını desteklemektedir. Türk ordusu (TSK) ve onun İslamcı vekil gücü Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Suriye hükümeti ya da Suriye halkı tarafından davet edilmemiştir.

Suriyeli düşmanlığının yaygınlaştırılmasında öne çıkan yalanlardan biri, Suriyelilerin devletten maaş aldığı iddiasıdır. Gerçekte, sığınmacı statüsü tanınmayan ve iş bulmaları halinde çoğu durumda ortalamanın yarısı ücrete çalıştırılan Suriyelilerin ezici çoğunluğu Türkiye’de sefalet içinde yaşamaktadır.

Resmi rakamlara göre Türkiye’deki nüfusu 3,6 milyonun üzerinde olan Suriyelilerin yaklaşık 1,5 milyonu, Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen ayda 120 liralık bir yardım almakta ve Türkiye devleti Suriyelilere herhangi bir nakit yardımı yapmamaktadır. AB’nin bu cılız yardımının arkasında, sığınmacıların Avrupa’ya geçmesini engellemesi için Erdoğan hükümeti ile yaptıkları kirli anlaşma bulunmaktadır.

Daha önce, 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerden sonra Bolu’da belediye başkanı seçilen CHP’li Tanju Özcan, ilk icraat olarak kentte yaşayan yabancı uyruklulara her türlü yardımın yapılmasını yasaklamıştı. Kuran’a el basıp bayrağı öperek göreve başlayan Tanju Özcan’ın seçim döneminde yapacağını ilan ettiği şeylerden biri, “yabancılara ayni ve nakdi yardım yapılmaması” idi.

Sözde “muhalif” gazeteci İsmail Saymaz da, 24 Mayıs’ta Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’de savaşın devam ettiğini, ekonomisinin mahvedildiğini ve iş bulmanın neredeyse imkansız olduğunu, sağlık ve eğitim de dahil tüm altyapısının çökmüş olduğunu çok iyi bilmesine karşın Suriyeli sığınmacıları, “Ülkesine tatile gidip geri dönebilen, dünyanın en tuhaf göçmen/sığınmacı dalgası” olarak damgalamış ve yabancı düşmanı histeriye katkıda bulunmuştu.

Suriyeli karşıtı bu gerici söylemin amacı, işçi sınıfını ulusal temelde bölmek ve Ortadoğu genelindeki işçilerin ortak mücadelesini engellemektir. CHP, İYİ Parti ve onların medya destekleyicileri, bu amaçla, yıllardır, Suriyelileri geri gönderme üzerine referandum düzenleme çağrıları yapıyor ve kapitalizmin neden olduğu işsizlik, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikten onları sorumlu tutuyorlar. Bu, burjuvaziye, toplumsal olarak gerici politikalarını ve emperyalist savaş politikasıyla işbirliğini sürdürme olanağı veriyor.

Bu politika, emperyalist ülkelerdeki medya ve Türkiye’deki küçük burjuva “sol” partiler tarafından otoriter AKP hükümetinin alternatifi olarak desteklenen CHP’nin “demokratik” iddialarının sahteliğinin altını çizmektedir.

Gerçek şu ki, her iki büyük burjuva partisi de, Suriye halkına karşı işlenen emperyalist savaş suçlarına derinlemesine bulaşmıştır. AKP hükümeti, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirme amacıyla NATO’nun emperyalist güçleri ve Basra Körfezi’nin petrol şeyhlikleri tarafından desteklenen İslamcı cihatçı güçlere arka çıktı.

Washington, İslamcı vekil güçlerinin yenilgiye uğramasının ardından, PKK ile bağlantılı Kürt milliyetçisi milisleri Suriye’deki başlıca vekil gücü haline getirdi. Bunun Türkiye içinde ayrılıkçılığı yükseltmesinden korkan AKP hükümeti, TSK’yi, kendi vekil gücü ÖSO ile birlikte, bölgedeki Kürt güçlerine (YPG) saldırmak üzere Suriye’nin kuzeybatısına gönderdi.

CHP’nin rolü nesnel anlamda farklı değildir. CHP, her ne kadar Suriye savaşının başlarında AKP’nin İslamcılara desteğini eleştirmiş ve Esad ile anlaşmaya varma çağrısı yapmış olsa da, Suriye’de NATO önderliğinde yürütülen vekil savaşına hiçbir zaman karşı çıkmamıştır. Meclise gelen tüm sınır ötesi askeri harekat tezkerelerini onaylayan CHP, 2015’te Türkiye’nin bir Rus uçağını pervasızca vurup düşürmesini bile desteklemiştir.

Hem hükümetin hem de burjuva muhalefetin desteklediği Suriye’deki savaşın sonucunda, bu savaştan Türkiye’ye kaçmak zorunda kalan milyonlarca Suriyeli sığınmacı, fahiş fiyatlarla kiraladıkları evlerde tıkış tıkış yaşamaya çalışıyor, parklarda kalıyor ve Türkiyeli kapitalistler tarafından son derece düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar.

Dahası, Türkiye’de kapana kısılmış olan Suriyeli sığınmacılar, Ortadoğu ile Afrika’daki savaşların yanı sıra, dünya çapında geniş halk kitlelerini etkileyen yoksulluktan ve açlıktan kaçan 70 milyonluk bir küresel sığınmacı nüfusunun yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyorlar. Şu anda, Suriye, Irak, Afganistan, Libya ve başka yerlerdeki emperyalist savaşlardan kaçan sığınmacılar için oluşturulan toplama kampları ağı, büyük kısmı Kuzey Afrika’da olmak üzere Yakın Doğu’ya ve Akdeniz’e uzanıyor. Binlerce insan, büyük ölçüde Avrupa Birliği tarafından finanse edilen bu kamplardaki korkunç koşullarda, tacize, tecavüze, köleliğe tabi tutuluyor ve hatta cinayete kurban gidiyor.

Amerika’da, bir polis ve göç görevlileri ordusu ülke genelinde kentlere ve kasabalara üşüşürken, Trump, toplu tutuklamalar ve görülmemiş ölçekte sınır dışı işlemleri için hazırlanan göçmen toplama kamplarını genişletiyor. Hükümet, çocukları ailelerinden, eşleri birbirlerinden koparıyor ve onları yoksulluğun ve şiddetin onlarca yıllık şirket sömürüsünün ve ABD önderliğindeki emperyalist savaşın yan ürünleri olduğu ülkelere dönmeye zorluyor.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların yazgısı, göçmenleri savunma mücadelesinin emperyalist savaşa karşı mücadeleden ayrılamayacağını göstermektedir.

Emperyalizmin kanlı operasyonlarıyla yurtlarından sürülmüş olan sığınmacıların içinde bulunduğu kötü durum, ABD’nin, AB güçlerinin ve Ankara’nın rolüne öfkeye yol açmalıdır. Sığınmacılar, elleri kana bulanmış burjuva politikacıların şovenist nefreti eliyle hedef gösteriliyorlar. Suriyeli sığınmacılar, sınıf mücadelesinde yeni bir yükseliş olduğunda burjuvazi tarafından aynı koşullara tabi tutulacak olan Türkiye işçilerin sınıf kardeşleridir.