Hindistan Pakistan’ı bombalarken, İslamabad misilleme yapmaya yemin etti

Wasantha Rupasinghe
1 Mart 2019

Salı sabahı erken saatlerde, Hindistan, Pakistan içlerine bir hava saldırısı düzenledi. Güney Asya’nın nükleer silahlı rakip devletleri arasındaki gerilimleri patlama noktasına getiren bu saldırı, 1971’deki Hindistan-Pakistan savaşından beri Yeni Delhi’nin ilk saldırısıydı.

İslamabad’ın bir misilleme yapma hakkına sahip olduğunu ileri sürmesi ve Pakistan ordusu sözcüsünün Hindistan’a “sürpriz” yapacaklarını ilan etmesi ile birlikte, artan misilleme eylemlerinin yıkıcı bir savaş biçiminde kontrolden çıkması yönünde büyük bir tehlike söz konusu.

Bu makale yayınlanmak üzere teslim edilirken, Keşmir’i Hindistan ve Pakistan yönetimleri arasında bölen Kontrol Hattı (LoC) boyunca ağır topçu atışları olduğuna ilişkin haberler geliyordu.

Hindistan hükümeti, Hava Kuvvetleri’ne ait 12 Mirage savaş uçağının, Keşmir’deki Hindistan yönetimine karşı isyan eden İslamcı grup Ceyş-i Muhammed’in (JeM) ana üssünü 1.000 kilogramlık “hassas” bombalarla vurarak imha ettiğini iddia ediyor. Üs olduğu varsayılan yer, Pakistan’ın LoC’tan yaklaşık 60 kilometre uzaktaki Hayber-Pahtunhva eyaletindeki Balakot’ta bulunuyordu.

Hindistan Dışişleri Müsteşarı Vijay Gokhale, Salı günü kutlama niteliğinde düzenlenen bir basın toplantısında, “Bu operasyonda, çok sayıda JeM teröristi, eğitmeni, kıdemli komutanı ve fedai eylemi için eğitilmiş cihatçı grupları ortadan kaldırıldı,” dedi.

Hindistan hükümeti, ölü sayısı hakkında daha kesin olmayı resmi olarak reddetti. Ancak Hindistan medyası, Hindu üstünlükçüsü BJP hükümeti içindeki kaynaklara dayanarak, 200 ile 300 arasında ölüden söz ediyor.

Hindistan’ın Pakistan’a yönelik saldırısının kesin biçimi önceden bilinmiyor olsa da, Başbakan Narendra Modi, diğer hükümet yetkilileri ve ordu komutanları, 14 Şubat’ta Hindistan’ın denetimindeki Keşmir’de bulunan Pulwama yakınlarında yarı askeri Merkezi Yedek Polis Gücü’nden (CRPF) 40 askeri öldüren intihar saldırısı için Pakistan’ın askeri olarak cezalandırılacağını tekrar tekrar taahhüt etmişlerdi.

JeM bombalı saldırının sorumluluğunu üstlenir üstlenmez, Modi, Pakistan’ın sorumlu olduğunu ilan etmiş ve Hindistan ordusunun intikam almakta “serbest” olduğunu açıklamıştı.

Hindistan Hava Kuvvetleri’nin Mirage 2000 jetleri

Salı günkü saldırının hazırlıkları ilerlerken, BJP hükümeti çok sayıda misilleme adımı duyurmuştu. Pakistan’ın En Tercih Edilen Ülke ticaret statüsünün iptal edilmesi ve Pakistan’ı sulama ve elektrik üretimi için gereksinim duyduğu sudan yoksun bırakarak ekonomisini ciddi biçimde karıştırmakla tehdit edecek şekilde, Hindistan’ın İndus Vadisi Su Antlaşması’na göre “haklar”ını en üst düzeye çıkarma taahhüdü bunlar arasındaydı.

Yine de, Yeni Delhi, Pakistan’a yönelik planlanmış misilleme saldırısının uluslararası hukukun kasıtlı bir ihlali olduğunu açıkça kabul edecek şekilde, düzenlediği saldırıyı Pulwama saldırısına atıfta bulunarak gerekçelendirmeye çalışmadı. Tersine, Gokhale, “güvenilir istihbaratlar” İslamcı grubun yeni bir terör saldırısının eşiğinde olduğunu gösterdiği için, bunun sadece JeM’i hedef alan “askeri olmayan bir önleyici eylem” olduğunu iddia etti.

İslamabad, Hindistan’ın, Salı gecesi karanlığında Pakistan’a düzenlediği hava akınına ilişkin açıklamasını reddetti. Pakistan Başbakanı İmran Han’ın başkanlık ettiği Ulusal Güvenlik Konseyi’nin toplantısından sonra yayınlanan açıklama, Hindistan’ı, “kendi kendine hizmet eden, pervasız ve uydurma” iddialarda bulunmakla suçladı. İslamabad’a göre, Hint jetleri, Pakistan savaş uçakları tarafından kovalanmış ve attıkları hassas bombalar ormanlık alanlara düşmüştü. Tek zayiat, bir sivilin yaralanmasıydı.

Yeni Delhi’nin ve İslamabad’ın iddiaları arasındaki derin uyuşmazlık, durumun patlayıcılığının altını çizmektedir. Her iki ülkenin gerici egemen seçkinleri, onlarca yıldır, toplumsal gerilimleri başka yöne çevirmenin ve gericiliği beslemenin bir aracı olarak stratejik rekabetlerini kullanıyor ve egemenliklerini, ezeli düşmana herhangi bir taviz verilmemesi ya da geri adım atılmaması düşüncesiyle merkezileştiriyorlardı.

Pakistan ordusu ve hükümeti, Salı günkü saldırının etkisini önemsemezken bile, aynı şekilde karşılık vermeyi planladıklarının bütün işaretlerini gösteriyordu.

Ordu sözcüsü Tümgeneral Asıf Gafur, “Pakistan, Hindistan’ın eylemine, diplomatik, siyasi ve askeri cephelerde misilleme yapacak,” diye ilan etti.

Gafur, ardından, uğursuzca şunları ekledi: “Başbakan İmran Han, orduya ve halka, her türlü olasılığa hazır olmalarını söyledi. Şimdi, Hindistan’ın bizim yanıtımızı bekleme zamanı. Kararımızı verdik. Bekleyin.”

Modi’nin ve BJP hükümetinin, Salı günkü saldırının emrini vermesinin iki nedeni vardı.

Bunlardan ilki, Hindistan’ın Pakistan’a artan diplomatik, ekonomik ve askeri baskı harekatını yoğunlaştırmak ve Yeni Delhi yönetimindeki Keşmir’e yönelik asi saldırılarına yanıt olarak Pakistan içine yasadışı askeri saldırı düzenlemesini “normalleştirmek”tir.

Modi önderliğindeki BJP hükümeti, 2014’te Ambani’ler ve Hindistan’ın diğer türedi milyarderleri eliyle iktidara getirilmesinden kısa süre sonra, Pakistan’ı Hindistan’ın bölgesel egemenliğine boyun eğmeye ve Keşmir isyanına bütün lojistik desteği inandırıcı bir şekilde kesmeye zorlamak için, İslamabad’la “oyunun kurallarını” değiştirmeye kararlı olduğunun işaretini vermişti.

Hindistan egemenliğine yönelik, ülkenin Müslüman çoğunluklu tek eyaleti olan Cammu ve Keşmir’i 2016’dan beri sarsan yeni halk muhalefeti dalgası, Modi’yi, BJP’yi ve RSS önderliğindeki Hindu sağını Pakistan’a saldırmaya yalnızca daha kararlı hale getirdi.

Salı günkü hava saldırılarının ikinci ve en az ilki kadar önemli hedefi, Hindistan’ın Nisan-Mayıs aylarında düzenlenecek çok aşamalı genel seçimleri yaklaşırken, savaşçı ve toplulukçu bir siyasi atmosferi kışkırtmaktır.

Modi hükümeti, iş ve kalkınma vaatlerinin Hindistanlı işçiler ve emekçiler için acımasız bir aldatmaca olduğunun kanıtlanmasıyla birlikte, artan bir toplumsal muhalefet ile karşı karşıya bulunuyor. Geçtiğimiz ay, BJP hükümetinin kemer sıkma önlemlerine ve “yatırımcı yanlısı reformlar”ına karşı çıkmak için ülke çapında düzenlenen iki günlük genel greve on milyonlarca işçi katıldı. Çiftçiler arasında da yaygın protestolar gerçekleşiyor.

BJP, Pakistan ile savaş krizini, Hindu sağcısı siyasi tabanını harekete geçirmek, Modi’yi Hindistan’ın düşmanlarını evcilleştirebilecek tek devlet adamı olarak göstermek ve Modi’ye ve hükümetine yönelik her türlü eleştiriyi -eğer hainlik değilse- sadakatsizlik olarak resmetmek için kullanma peşinde koşuyor.

Pulwama saldırısının ardından Hindu sağı tarafından kışkırtılan kirli atmosfer nedeniyle, diğer eyaletlerde üniversiteye giden binlerce Keşmirli öğrenci, öldürülme korkusuyla şimdiden evlerine geri döndü.

BJP’nin Pulwama saldırısını bu iğrenç ve apaçık siyasi tezgah için kullanabilmesi, tümüyle muhalefet partilerinin gerici politikası ile bağlantılıdır.

Onlar, BJP hükümetinin Keşmir’deki acımasız baskısına nadiren eleştiride bulunsalar da, Hindistan burjuvazisinin Pakistan’a boyun eğdirme ve büyük güç emellerini gerçekleştirme yöneliminin açıkça arkasında duruyorlar.

2016’da, Stalinist Hindistan Komünist Partisi’nin (Marksist) veya kısa adıyla CPM’nin de dahil olduğu tüm muhalefet, BJP’nin Pakistan’a karşı emrini verdiği “nokta operasyonu”nu ya da komando baskınını alkışlamıştı. Bu, Modi’nin, Hindistan’ın Pakistan politikasındaki “stratejik kısıtlama”yı fırlatıp atmasıyla övündüğü bir eylemdi.

Salı günü, Kongre Partisi Başkanı Rahul Gandhi, muhalefet önderlerinin Hindistan’ın hava saldırılarını alkışlama turunu, Twitter’da, “IAF (Hindistan Hava Kuvvetleri) pilotlarını selamlıyorum,” diye yazarak başlattı.

CPM Genel Sekreteri Sitaram Yechury ise, orduyu “etkin bir saldırı” düzenlediği için övüyor ve hükümetin düzenlediği tüm partiler toplantısına katılmak için koşturuyordu. Toplantının sonunda, Hindistan Dışişleri Bakanı Sushma Swaraj, “tüm partiler tek bir ağızdan güvenlik güçlerini övdü ve hükümetin terörle mücadele operasyonlarını destekledi,” diye böbürlendi.

Pakistan hükümeti ve egemen seçkinleri ise, kendilerini Hindistan saldırganlığının kurbanları olarak göstermeye çalışıyorlar. Ancak onlar da, alt kıtanın 1947’de açıkça Müslüman bir Pakistan ve büyük çoğunlukla Hindu bir Hindistan biçiminde topluluksal temelde bölünmesinden bu yana Güney Asya’yı saran ve bugün nükleer bir soykırımla doruk noktasına ulaşma tehlikesi yaratan bu gerici stratejik çatışmadan en az Yeni Delhi kadar sorumlular. İslamabad’ın kendisini Keşmir halkının koruyucusu olarak resmetmeye kalkışması, özellikle ikiyüzlüdür. Pakistan, Azad’daki Keşmirlilerin ya da kendi yönetimindeki Keşmir’in haklarını saygısızca çiğnemiş ve siyasi etkisini ve lojistik gücünü işçi sınıfı karşıtı İslamcı grupları teşvik etmek için kullanarak, Cammu ve Keşmir’deki halk muhalefetini manipüle etmiştir.

Hindistan-Pakistan çatışmasının kökleri 1947’deki bölünmede yatsa da, bu çatışma, Washington’ın yağmacı eylemleri eliyle son derece şiddetlendirilmiş durumda. Hindistan’ı Çin’e yönelik askeri-stratejik saldırganlığında bir cephe hattı devleti olarak kullanmaya kararlı olan ABD yönetimleri (birbirlerini izleyen Demokratlar ve Cumhuriyetçiler), İslamabad’ın bu eylemlerin bölgesel güç dengesini altüst ettiği uyarılarını kaygısızca görmeden gelirken, Hindistan’a büyük bir stratejik ayrıcalık tanıdılar.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Hindistan-ABD “küresel stratejik ortaklığı”nı daha fazla sağlamlaştırmak amacıyla, Pakistan’a saldırması konusunda Modi hükümetine yeşil ışık yaktı. Bolton, Pulwama saldırısından 24 saatten az bir süre sonra ve Hindistanlı mevkidaşı Ajit Doval ile aceleyle yapılmış istişarelerin ardından, Washington’ın “Hindistan’ın sınır ötesi terörizme karşı meşru müdafaa hakkı”nı desteklediğini ilan etti. Bolton’ın sözcükleri, ülkenin adı dışında, ABD hükümetinin İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarını kutsamak için onlarca yıldır kullandığı sözcükler ile tam olarak aynıydı.

Gelişmekte olan Hindistan-ABD ittifakından (bu artık, ABD’nin yakıt ikmali ve tedarik için Hindistan’ın askeri üslerini kullanma hakkını da kapsıyor) duyulan korku, Çin ile Pakistan’ı gitgide daha sıkı stratejik bağlar kurmaya yönlendirdi. Sonuç olarak, Hindistan-Pakistan ve ABD-Çin çatışmaları iç içe geçmiş durumda. Hindistan ile Pakistan arasında bir savaş, en başından itibaren, dünyanın büyük güçlerini içine çekme ve küresel bir çatışmayı alevlendirme riski oluşturacaktır.

Hindistan ile Pakistan arasındaki bu en son savaş krizi, Güney Asya’da ve dünya çapında işçi sınıfı önderliğinde savaşa ve emperyalizme karşı bir hareketin geliştirilmesinin aciliyetini vurgulamaktadır. Hindistanlı ve Pakistanlı işçiler, birbirlerine tüyler ürpertici tehditler savururken kemer sıkma ve kapitalist yeniden yapılanma biçiminde benzer politikalar izleyen Modi’ye ve İmran Han’a karşı mücadelelerini birleştirmeli ve kapitalist egemenliği yıkmak, alt kıtanın topluluksal temelde biçimlendirilmiş gerici devlet sistemini alaşağı etmek ve Güney Asya Birleşik Sosyalist Devletleri’ni kurmak için ezilen emekçi kitleleri kendi arkalarında bir araya getirmeliler.