Kaşıkçı cinayeti üzerine kriz tırmanırken, Trump Suudi rejimini korumaya uğraşıyor

Barry Grey
22 Ekim 2018

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Riyad’daki ve Ankara’daki acil durum görüşmelerinin ardından ve Suudi Veliaht Prensi Muhammet bin Salman’ın muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilişiği olduğunu gösteren artan haberlerin ortasında, Trump yönetimi, Washington’ın Arap dünyasındaki en yakın müttefikine kalkan olmaya uğraşıyor.

Perşembe günü, Trump, Prens Muhammed’in ve babası Kral Salman’ın, Kaşıkçı’nın 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda kaybolması ve belli ki işkence görüp öldürülmesi ile hiçbir ilişkisi olmayabileceğini ima etmeyi sürdürdü. Bununla birlikte, Trump, Prens Muhammed ve Türkiye Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerinden sonra Pompeo’dan bilgi almasının ardından, gazetecilere, Kaşıkçı’nın ölmüş gibi göründüğünü söyledi.

Resmi çizgi, Pompeo’nun, Suudi önderliğinden, rejimin kendi soruşturması sırasında Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasında rol oynamış birilerini bulup sorumlu tutma taahhüdü alması biçimindedir. Pompeo, bu düzmece temelde, Trump’a, bir açıklama yapması için Riyad’a birkaç gün daha vermesini tavsiye etti; Beyaz Saray, ondan sonra tepkisine karar verecek.

Bu arada, Çarşamba günü, ismi açıklanmayan Türk yetkililer ve Erdoğan yanlısı Yeni Şafak gazetesi, Kaşıkçı’nın 2 Ekim günü öğleden sonra binaya girmesinin ardından İstanbul konsolosluğunda meydana gelen olaylara ilişkin bir ses kaydı olduğunu iddia ettikleri bir kaydın içeriğini bildirdiler. Rejim içinden biri iken Washington Post’un köşe yazarı ve yeni veliaht prensin bir eleştirmeni olan 60 yaşındaki gönüllü sürgün Suudi yurttaşı ve ABD’nin Virginia eyaleti sakini Kaşıkçı, görünüşe göre, konsolosluğa, bir Türkiye yurttaşı ile yaklaşan evliliği öncesinde gerekli belgeleri almak için gitmişti. O, konsolosluktan bir daha çıkmadı.

Türk kaynaklara göre, Kaşıkçı, hemen, o gün Suudi Arabistan’dan İstanbul’a uçakla gelen 15 kişilik bir ekibin saldırısına uğramış, vahşice işkence görmüş, uyuşturulmuş, öldürülmüş, kafası kesilmiş ve parçalanmıştı. Bu kaynaklar, onun parmaklarının kesildiğini söylüyor ama bunun o öldükten önce mi yoksa sonra mı olduğunu belirtmiyorlar. Gruptakilerden birinin, yanında kemik testeresi getirmiş bir adli tıpçı olduğu söyleniyor.

Çarşamba günü, Washington Post, bu 15 adamın, fotoğraflar ve seyahat belgelerinin kopyaları ile tamamlanan ayrıntılı bir profilini yayınladı ve en az dokuzunun, Suudi güvenliği ile bağları olduğunu bildirdi. New York Times da, aynı gün, en az dördünün, veliaht prensle doğrudan bağlantılı olduğunu ve kişisel güvenliğinin parçası olarak onunla birlikte seyahat ettiğini bildirdi.

Veliaht Prens Muhammed’in, eskiden rejime sadık, sonradansa muhalif olan gazeteciyi öldürme planını önceden bilmediği iddiası, açıkça saçmadır. O, acımasız bir totaliter diktatörlüğün mutlak hakimidir ve onun, güvenlik aygıtının faaliyetlerini yakından izlediği ve bizzat son derece zalim biri olduğu bilinmektedir.

Pompeo’nun Salı günü Kral Salman ve Veliaht Prens Muhammed ile yaptığı görüşmeler, Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasına ilişkin tam bir açıklama isteme numarası yaparken, ABD’nin desteğinin devam ettiğinin işaretini vermeyi amaçlıyordu. Aynı şey, onun, konsolosluk içindeki olaylara ilişkin ses kaydının bir kopyasını belli ki istemediği Erdoğan ile ertesi günkü toplantısı için de geçerlidir.

Türkiye devlet başkanı, henüz, Suudi önderliğine karşı herhangi bir suçlamada bulunmadı ya da Türkiye yetkililerin ve medyanın sızdırdığı haberleri doğrulamadı. Suudi rejiminin Suriye’deki ABD müttefiki Kürt güçlerine desteği, Mısır’daki Sisi diktatörlüğünü desteklemesi ve İran konusunda Washington ile birlikte hareket etmesi üzerinden Riyad ile arası açılan Erdoğan, yine de, petrol zengini Suudiler ile ilişkileri koparmaya isteksiz görünüyor ve Riyad’ın krizini, tavizler elde etmede bir koz olarak kullanma peşinde koşuyor olabilir.

Pompeo, Çarşamba günü, Erdoğan ile görüşmesinin ardından, ABD’ye dönüş yolunda, uçaktaki gazetecilere şunları söyledi: “Herkesin, bizim, bir sürü önemli ilişkiye, ABD ve Suudi şirketleri arasındaki mali ilişkiye, hükümet ilişkilerine, dünya çapında üzerinde çalıştığımız işlere sahip olduğumuzu aklında tutmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çabalarımız, Amerika Birleşik Devletleri’ne, dünyada terörün en büyük devlet destekçisi olan İran’dan gelen riski azaltmak için.

“ABD hükümetinin, tüm gerçekleri öğrendiğimizde alacağı kararları ele alırken, bunu akılda tuttuğumuzdan emin olmalıyız.”

Bu, her iki hükümetin apaçık suçluluğunun farkında olmadan yapılmış bir itirafıdır.

Eski CIA müdürü ve mevcut dışişleri bakanı olarak Pompeo’nun sözünü ettiği “dünya çapında üzerinde çalıştığımız işler”, İsrail ve Körfez’in petrol şeyhliklerinin büyük kısmı ile ittifak içinde, İran’ı boğmak, istikrarsızlaştırmak ve potansiyel olarak ona savaş açmak için komplo kurmayı içermektedir.

Bu “işler”, ayrıca, Yemen’de Suudi Arabistan öncülüğünde yürütülen soykırımsal savaşı kapsamaktadır. Bu savaş, halihazırda 50.000 dolayında erkeği, kadını ve çocuğu öldürmüştür ve 14 milyon kişiyi de açlıktan ölümle ve ölümcül kolera ve difteri salgınlarıyla tehdit etmektedir. Suudiler, Arap dünyasının bu en yoksul ülkesine yönelik aralıksız bombardımanlarını ve filli ablukalarını, ABD’nin silahları, Suudi bombardıman uçaklarına havada yakıt ikmali desteği, istihbarat paylaşımı, hedeflerin seçilmesindeki yardımı ve deniz kuvvetlerinin desteği olmaksızın gerçekleştiremezlerdi.

ABD basınında Trump’ı ve Suudi veliaht prensini eleştiren tüm yorumlarda, ABD’nin Yemen’deki katliamdaki rolünden neredeyse hiç söz edilmemesi dikkate değerdir.

Washington ile Riyad arasında, Filistinlilerin ezilmesi ve İsrail’e arka çıkılması; Suriye’deki rejim değişikliği savaşında El Kaide bağlantılı İslamcı teröristlere ortak destekleri konularında da işbirliği söz konusudur.

ABD, şu anda, İran’ın tüm ihracatına karşı yaptırımları uygulamaya koyacağı 5 Kasım öncesinde, Suudi monarşisine özellikle bel bağlamaktadır. Washington, Riyad’dan, İran’ın petrol ihracatındaki keskin bir düşüşün sonucu olarak petrol fiyatlarında ani bir yükseliş yaşanmasını önlemek için petrol musluklarını açmasını bekliyor.

Aynı zamanda, Trump yönetimi, veliaht prens ile arasında mesafe koyması konusunda, hem uluslararası alandan hem içeriden gelen artan bir basınç altında bulunuyor. Yönetim, bu basınca, Perşembe günü gönülsüz bir taviz verdi. Hazine Bakanı Steven Mnuchin, önümüzdeki hafta Riyad’da Veliaht Prens Muhammed’in ev sahipliğinde düzenlenecek olan uluslararası yatırımcılar konferansına katılmayacağını açıklayan Batılı yetkililerin, bankacıların ve medya kuruluşlarının büyüyen saflarına katılacağını duyurdu.

“Çöldeki Davos” adlı etkinlik, çöküşün eşiğinde bulunuyor. Çarşamba günü, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Müdürü Christine Lagarde konferanstan çekildi. Benzer duyurular yapan şirketler arasında, Uber, JPMorgan Chase, Viacom, BlackRock ve Blackstone Group bulunuyor. Medya sponsorluğundan çekilen kuruluşlar arasında CNN, Financial Times, CNBC, Nikkei ve New York Times var.

Yatırımcılar konferansının olası bozgunu, Suudi monarşisinin karşı karşıya olduğu ve zaten şiddetli olan krizi yoğunlaştıracaktır. Perşembe günü, Wall Street Journal, küresel yatırımcıların, gazetenin Suudi Arabistan’ın son aylardaki “borç alemi” diye adlandırdığı şeyden giderek daha çok endişeye kapıldığını bildirdi. Ülke, Mayıs 2016’dan bu yana geçen iki buçuk yılda, sıfırdan, 68 milyar dolarlık dolar cinsinden tahvil ve konsorsiyum kredisi sundu.

Buna ek olarak, Suudi Arabistan’ın devlet fonu, geçtiğimiz ay, şimdiye kadarki ilk banka kredisini (11 milyar dolar değerinde) aldı. Ulusal petrol şirketi Saudi Aramco da, 50 milyar dolar kredi çekmeyi planlıyor.

Rejime yönelik azalan güveni yansıtacak şekilde, Suudilerin borçlarını ödeyememesini sigortalamanın maliyeti, Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasından bu yana yüzde 30 yükseldi ve Kaşıkçı ile ilgili iddialardan bile önce, doğrudan yabancı yatırımlar tarihi düşük seviyelere gerilemişti.

Yine Perşembe günü, Washington Post, Kaşıkçı’nın gazete için son köşe yazısını yayınladı. Yazıyı sunan Küresel Görüşler Editörü Karen Attiah, gazetenin, yazıyı, Kaşıkçı’nın kaybolmasından bir gün sonra aldığını ama onun yeniden ortaya çıkacağı umuduyla bekletmeye karar vermiş olduğunu açıkladı. Gazete, yazıyı yayınlayarak, yazarının ölmüş olduğunu kabul ediyordu.

Köşe yazısının içeriği, Kaşıkçı’nın ABD’deki devlet ve istihbarat aygıtı kesimleri ile olası bağlarına işaret ediyor. Suudi Arabistan’ın eski istihbarat şefi ve bir zamanlar ABD büyükelçisi olan kişinin eski yardımcısı olan Kaşıkçı, uzun bir süredir, Suudi rejimi ile Batı medyası ve hükümet yetkilileri arasındaki bir muhatap olarak biliniyordu. O, Usame Bin Ladin ile de sıkı bağlara sahipti.

Kaşıkçı, son köşe yazısında, Arap dünyasında konuşma ve ifade özgürlüğünün bastırılmasını Sovyet “Demir Perde”si ile karşılaştırıyor ve Ortadoğu’da, Soğuk Savaş döneminin propaganda organı Radio Free Europe’u model alan “bağımsız” bir haber kaynağını geliştirme çağrısı yapıyor.

Bu, her iki siyasi partideki, medyadaki ve istihbarat kurumundaki Trump eleştirmenlerinin öfkeli tepkisini kısmen açıklayacaktır. Örneğin, Obama’nın CIA şefi John Brennan, Trump’ın Suudi rejimini koruma girişimlerini tekrar tekrar kınadı ve veliaht prensin Kaşıkçı’nın öldürülmesini bizzat emrettiği konusunda ısrar etti.