Hitler’in Almanya’da yeniden canlanması

17 Ekim 2018

Almanya’nın Nazi önderinin (Führer) Berlin’deki bir sığınakta yaşamına son vermesinden yetmiş üç yıl sonra, Adolf Hitler’in sözcükleri ve düşünceleri Almanya’nın en önde gelen gazetelerinden birinde yeniden canlandırıldı.

Hitler rejiminin işlediği suçlar görülmemiş boyuttaydı; onun faşist ve Musevi karşıtı atıp tutmaları Almanya’da onlarca yıl boyunca yasaklıydı. Onun zehirliyeci bildirgesi Mein Kampf [Kavgam], Alman hükümetleri tarafından 70 yıl yasaklandı ve ancak 2016’da, ek açıklamalı bir baskısı çıktı.

Ama şimdi, Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin genel başkanı Alexander Gauland tarafından yazılan ve en büyük uluslararası tiraja sahip Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’da (FAZ) yayınlanan, büyük ölçüde Hitler’in Kasım 1933’te Berlin’deki Siemens işçilerine yaptığı konuşmaya dayanan 6 Ekim tarihli bir yazı ortaya çıktı.

Tarhiçi Wolfgang Benz, Tagesspiegel’de, “Gauland’ın metni, açıkça, Hitler’inkiyle sıkı bir şekilde bağlantılı” yorumunu yaptı ve ekledi: “Metin, sanki AfD şefi, FAZ için misafir köşe yazısını yazarken, Führer’in 1933 konuşmasını masasının üzerine koymuş ve onu başka sözcüklerle anlatmış gibi görünüyor.”

Nazizm ve Musevi karşıtlığı üzerine bir otorite olan Benz, köşesinde, “insan, ister istemez, 1933’teki aynı havanın estiğinden kuşkulanıyor” diye yazdı. O, görünen o ki, AfD, “milliyetçi hareket, NSDAP [Nazi partisi] ve onun bir model olarak taklitçileri ile birlikte”, Nazi döneminden “ısıtılmış artıkları” sunuyor, diyordu.

Gauland, FAZ’daki yazısında, partisinin “popülizm”ini, AfD’nin, “yeni kentli seçkinler”e karşı “geleneksel orta sınıf”ın ve “sıradan denilen insanlar”ın çıkarlarını savunduğu gerekçesiyle haklı gösteriyor. Gauland, bu “küreselleşmiş sınıf”ın üyeleri, “neredeyse yalnızca büyük kentlerde yaşıyor, akıcı İngilizce konuşuyor ve Berlin’den Londra’ya ya da Singapur’a taşındıklarında, her yerde benzer apartman daireleri, evler, restoranlar, dükkanlar ve özel okullar buluyorlar.” diyor ve ekliyor: “Sonuç olarak, bu yeni seçkinlerin kendi anayurtlarına bağları zayıftır. Onlar, ayrı bir paralel toplumda, dünya yurttaşları olduklarını hissediyorlar.”

1933’te, Hitler, insanları birbirlerine karşı kışkırtan “küçük, yurtsuz bir uluslararası klik”i kötülemek için benzer sözcükler kullanmıştı: “Bunlar, içeride her yerde olan ve hiçbir yerde olmayan ama bugün Berlin’de, yarın Brüksel’de, sonraki gün Paris’te, sonra yine Prag’da, Viyana’da ya da Londra’da yaşayan ve her yerde kendilerini evinde hisseden insanlardır.” O, dinleyicilerine (“Museviler!” bağırışları arasında), “Onlar, her yerde iş yapabildikleri için, gerçekten tek uluslararası unsurlar olarak görülmesi gerekenlerdir.” demişti.

Hitler, bir ulusal unsur olarak “halk”ı, bu “uluslararası klik”in karşısına koyuyordu: “… halk, toprağına, anayurduna zincirleniyor; yaşam olanaklarını devletine, ulusuna bağlıyor. Halk, onları izleyemez.” Gauland’ın “bayatlamış” versiyonu ise, şunları ifade ediyor: “… onların anayurtları hala başlı başına bir değerdir ve onlar, göçmenler çevrelerine akın ettiği için anayurtlarını ilk kaybedenlerdir. Onlar, öylece uzaklaşıp her yerde golf oynayamazlar.”

Bu satırların Musevi karşıtı tonu ortadadır. Yerinden edilmiş, “kozmopolit” Museviler, Nazi propagandası yoluyla bir kızıl tehdit gibi çalışır. Ama Gauland’ın Hitler’den ödünç aldıkları, bundan daha ileri gidiyor. Ulusu ve anayurdu (kanı ve toprağı) yüceltme, faşizmin ve Nazizmin ideolojisinin özünü oluşturuyordu.

Nazilerin fanatik milliyetçiliği, kapitalist küresel ekonominin darbelerinden ne Alman orta sınıfını ne de işçi sınıfını korudu; o, onları, Alman emperyalizminin çıkarları doğrultusunda İkinci Dünya Savaşı’nın savaş alanlarında kıyıma gönderdi. Aynı zamanda, bu fanatik milliyetçilik, Marx ile Engels’in 1848’de “Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!” sloganıyla Komünist Manifesto’yu yayınlamalarından beri enternasyonalist olan devrimci işçi hareketine karşıydı.

Burjuva millliyetçiliği, feodal parçalanmışlığa ve zorbalığa karşı yöneldiği sürece, ilerici ve demokratik eğilimlerle bağlantılıydı. Ancak bu dönem, 19. yüzyılda sona erdi. Ulus devlet, kapitalist ekonominin büyümesi ve bütünleşmesi için çok sınırlayıcı hale gelmişti. Almanya ve diğer emperyalist güçler, rakipleri zararına dünyayı zor yoluyla yeniden paylaşma peşinde koşuyordu. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının nedeni buydu.

Lev Troçki, Hitler’in Siemens’teki konuşmasını yaptığı Kasım 1933’te, “Ekonomik yaşamı milliyetçilik cesedinden virüs aşılayarak kurtarma girişimleri, faşizm adını taşıyan kan zehirlenmesi ile sonuçlanır.” diye yazmış ve şöyle devam etmişti: “Dünya sahnesinde volkanik patlamalar ve çok büyük çatışmalar hazırlayan faşist milliyetçilik, yıkımdan başka bir şey getirmez.” (“Milliyetçilik ve Ekonomik Yaşam”) Hitler, yedi yıl sonra, Polonya’yı istila etti ve II. Dünya Savaşı’nı başlattı.

Önde gelen bir Alman gazetesinin Hitler’in kan ve toprak ideolojisini geri kusması için AfD başkanına sayfalarını açması, sadece, Almanya’da aşırı sağın geri dönüşünün ne kadar ilerlemiş olduğunu göstermektedir. Artan uluslararası gerilimler, ticaret savaşı ve toplumsal çatışmalar ile karşı karşıya bulunan Almanya’daki egemen sınıf, canice geleneklerine geri dönüyor.

FAZ’ın yayıncıları, tam olarak kime bir alan sunduklarını biliyorlardı. AfD’ye katılmadan önceki 40 yılını Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) Stahlhelm [Çelik miğfer] kanadında geçirmiş olan Gauland, partinin önderliğini Bernd Höcke gibi aşırı sağcı ve faşist güçlere açmıştır. Onun kendisini siyasi olarak konumlandırdığı yer, Hitler’in ve Nazilerin suçlarının “sadece, bin yıllık başarılı Alman tarihi üzerindeki kuş pisliği” olduğunu söylediği bu yılın Haziran ayındaki açıklamasında görülmüştü.

AfD, genel seçimlerde oyların yalnızca yüzde 12,6’sını almış olmasına rağmen, federal politikadaki atmosferi belirliyor. Hristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratların büyük koalisyonunun sığınmacı politikası, polisin ve gizli servisin yetkilerinin arttırılması ve Bundeswehr’e (Silahlı Kuvvetler) yapılan harcamalardaki yükseliş, bu partinin imzasını taşıyor.

Bununla birlikte, AfD, 1930’lardaki Nazilerden farklı olarak, faşist bir kitle hareketinin başını çekmiyor. Birçok kentte, sağcı tehlikeye karşı sık sık kitlesel gösteriler oluyor. Sadece Münih’te, on binlerce kişi, bu yıl üç kez, arttılan devlet yetkilerini, toplumsal eşitsizliği ve militarizmi protesto etti ve Cumartesi günü Berlin’de ırkçılığa karşı düzenlenecek protestoya 40.000 kişinin katılması bekleniyor.

Ancak bu muhalefet, Alman halkı içindeki büyük toplumsal hoşnutsuzluk gibi, resmi politikada bir siyasi ifade bulmuyor. Bundestag’da (federal parlamento) temsil edilen partiler, şirket medyası ile birlikte, kendilerini açıkça AfD’nin politikasına uyarlıyorlar. SPD, büyük koalisyon çerçevesi içinde, AfD’nin sağcı politikasını izliyor. Sol Parti de, milliyetçi bir rotayı savunuyor; bizzat Gauland, FAZ’daki yazısında, Sol Parti önderi Sahra Wagenknecht’ı övüyordu.

Hali vakti yerinde orta sınıfın eski liberal temsilcilerinin birçoğu, AfD’nin önünde yerlere kapanıyor. Onların tipik örnekleri arasında, Yeşiller Partisi’nden Boris Palmer ve Gauland’ın “zekice bir metin” yazmış olduğunu söyleyen ve “AfD ile ortak yönetim” çağrısı yapan Spiegel köşe yazarı ve Freitag editörü Jakob Augstein bulunuyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP), kısa süre önce, AfD’nin yükselişinin üniversitelerdeki, medyadaki ve politikadaki sağa kayış eliyle yıllardır sistematik olarak nasıl hazırlandığını gösteren Christoph Vandreier’ın Neden Geri Geliyorlar? başlıklı kitabını yayınladı.

Daha 2014’te, medya, haftalık dergi Der Spiegel’de Hitler’in “kötü biri olmadığını” iddia eden aşırı sağcı Jörg Baberowski’yi eleştirdikleri için SGP’ye ve onun gençlik örgütü IYSSE’ye karşı öfkeli bir cadı avı başlatmıştı.

Bu saldırıda başrol, FAZ tarafından oynandı; şimdi gazetenin eş editörü olan Jürgen Kaube, sözde “Troçkist zorbalığa” karşı Baberowski’yi savunmuştu. SGP’nin öngörmüş olduğu gibi, Nazilerin suçlarının önemsizleştirilmesi, Almanya’da sağcı, militarist ve otoriter politikanın canlanmasının önünü açtı.

Bu gelişme, Almanya ile sınırlı değildir. ABD’de ve Avrupa genelinde, kapitalist egemenler, otoriter rejimlere ve faşizmin canlandırılmasına yöneliyorlar.

Almanya’da militarizmin ve faşizmin canlanmasını durdurmanın tek bir yolu bulunuyor: uluslararası işçi sınıfının devrimci bir program temelinde harekete geçirilmesi ve kitlesel bir sosyalist parti olarak SGP’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in inşası.

Peter Schwarz