Endonezya’daki deprem felaketi

9 Ekim 2018

Endonezya’nın Sulawesi adasının merkezini yıkıma uğratan 7,5 büyüklüğündeki depremden ve tsunamiden sekiz gün sonra, ölü sayısı artmaya devam ediyor. Resmi rakam, şu anda, 1.570’i aşmış durumda ve 2.500’den fazla yaralı var. Ancak, daha binlerce cesedin, çamura gömüldüğü, çöken binaların altında kaldığı ya da denize sürüklendiği düşünülüyor.

Aralarında Palu ve Donggala kentlerinin de bulunduğu 1,5 milyonu aşkın bir nüfusun yaşadığı bölge enkaz haline gelmiş durumda. 380.000 nüfuslu Palu’da, deprem zeminin akışkan hale gelmesine neden olduğunda, derme çatma inşa edilmiş binlerce ev sular altında kaldı. Diğer evler ise tsunami ile sürüklendi. Bazı köyler haritadan silindi.

En az 70.000 insan evsiz kaldı ya da yerinden oldu; birçoğu çadırlarda ya da açık havada yatıyor. Hastaneler dolup taşıyor ve tıbbi malzemeler yetersiz. Çoğu bölgeye elektrik verilemiyor. Gıda ve içme suyu son derece eksik. Binlerce insan yiyecek bulmak için ekilmiş toprakları, terk edilmiş dükkanları ve depoları aramak zorunda kalmış durumda.

Sıradan insanlar, felakete, cesaret ve özveri ile karşılık verdiler. Birçoğu, günlerdir, yardım için bağıran depremzedeleri çıplak elle arayarak enkazdan çıkarmaya uğraştı. Dün [5 Ekim] itibariyle, tüm sesler kesilmişti. Kurtarma ekiplerinin ve enkaz kaldırma makinelerinin gönderilmesindeki büyük gecikme, enkaz altında kalmış olanlar arasında önlenmesi mümkün sayısız ölüme yol açtı. Kurtarma ekipleri bazı bölgelere hala ulaşmış değil.

Koordinesiz ve büyük ölçüde yetersiz resmi yardım operasyonuna yaygın bir öfke var. Devlet Başkanı Joko Widodo, başlangıçta, bunun ulusal bir afet olduğunu ilan etmeyi reddederek, felaketin önemini azaltmaya çalıştı. Onun yönetimi, üç gün boyunca uluslararası yardım çağrısı yapmadı. Ordu ve polis, yiyecek ve su için dükkanları “soyarken” yakalanan çaresiz insanları “görür görmez vurma” emriyle, hızla özel mülkiyeti korumaya ve her türlü huzursuzluğu bastırmaya gönderildi.

Yabancı hükümetlerin bağışladıkları meblağlar, onların kayıtsızlığını ve felaketten etkilenenleri umursamadıklarını gösterir şekilde, yeterli olmaktan çok uzak. ABD hükümeti, felaketi bir askeri tatbikata dönüştürecek şekilde, Donanma’ya ait bir hastane gemisi göndermeyi önerdi ama Jakarta teklifi reddetti.

Sulawesi’deki dehşet verici acı ve can kaybı, rastlantısal, doğal güçlerin ürünü değil; kapitalist sistemin neden olduğu bir suçtur. Bu tür felaketlere hazırlanmak için gerekli tüm kaynaklar, süper zenginlerin tekeli altına alınmıştır.

Singapur’daki Nanyang Teknolojik Üniversitesi’nde bir bilim insanı olan Adam Switzer, Guardian’a, felaketin “beklenmedik olmadığını” söyledi. 2013’te yayınlanan bir belge, “çok aralıksız ve uzun olan Palu fayının, çok yıkıcı bir depreme ve tsunamiye yol açma potansiyeline sahip olduğunu belirtmişti.” Ama buna hazırlanmak için hiçbir şey yapılmadı.

Pasifik Ateş Çemberi olarak bilinen bölgede bulunan Endonezya, bölgenin son derece oynak tektonik fay hatları nedeniyle, dünyanın felakete en açık ülkelerinden birisi. Depremler, tsunamiler, seller ve yanardağ patlamaları, belli aralıklarla yüzlerce ya da binlerce kişiyi öldürüyor. 5 Ağustos’taki Lombok depremi, büyük ölçüde, yeterli temellerden ya da güçlendirmeden yoksun ucuz ve güvenli olmayan konutlar nedeniyle 400’den fazla insanı öldürdü.

26 Aralık 2004’teki yıkıcı Hint Okyanusu tsunamisi ise, 167.000’i Endonezya’da olmak üzere, 14 ülkede 230.000’den fazla insanı öldürmüş; 1,7 milyon insanı yerinden etmişti. Aradan geçen 14 yılda, aynı ölçekte bir trajedinin yeniden yaşanmasını önlemek için hiçbir şey yapılmadı.

Endonezya hükümeti, halkı tsunamiler hakkında eğitmek gibi en temel önlemlere bile bütçe ayırmayı reddediyor. Raporlar, ilk dalgaların Sulawesi’yi depremden yaklaşık 25 dakika sonra vurduğunu belirtiyor, ancak birçok insan, sarsıntının, hızla iç kısımlara kaçma yönünde bir uyarı olduğunu anlamadı. Endonezya afet kurumunun depremden beş dakika sonra gönderdiği cep telefonu mesajı, telefon kulelerinin zarar görmesi nedeniyle çoğu insana ulaşmadı. Ne kıyı sirenleri ne de başka uyarı mekanizmaları vardı.

2004’ten sonra, Endonezya, Sri Lanka, Hindistan ve daha birçok ülkenin hükümeti, Hint Okyanusu’nda bir tsunami uyarı sistemi kurma sözü vermişti. Endonezya’nın bu sistemin parçası olarak kurduğu 22 tsunami saptama dubası, bütçe kesintileri ve bakımsızlık nedeniyle 2012’den beri çalışmıyor. Tsunamiler hakkında erken uyarı sağlayabilen ileri bir denizaltı algılayıcı ve kablo ağı, bir raporun işi bitirmek için gerekli sadece 1 milyar rupi (69.000 ABD doları) üzerine “kurum içi kavga” olarak tanımladığı durum nedeniyle ilk aşamasında durduruldu.

Endonezya’daki ve dünya çapındaki zenginlerin ellerinde, bu uyarı sistemini çok büyük ölçüde geliştirmek için kullanılabilecek bir para yokluğu söz konusu değildir. Endonezya, dünyanın geri kalanı gibi, toplumsal açıdan gitgide daha eşitsiz hale gelmiştir. Geçtiğimiz yıl, nüfusun üçte birinden fazlası, 93 milyon insan günde sadece 3,10 dolarla yaşarken, 32 dolar milyarderi toplamda 113 milyar dolarlık bir servete sahip durumdaydı.

Birbirini izleyen hükümetler, karların önündeki engeller olarak görülen şirket vergilerini ve düzenlemeleri kaldırırken, acil durum sistemleri dahil temel altyapıya yönelik bütçeyi giderek azaltmıştır. Madencilik şirketleri, palmiye yağı işletmeleri ve diğer şirketler, toprak kayması ve sel riskini arttıracak şekilde çevreyi kirletme ve ormanları yok etme konusunda tamamen başıboş bırakılıyor. İnşaat standartları, sürekli olarak ceza görmeden deliniyor.

Devasa miktarlarda para, hesapsızca orduya harcanıyor. Endonezya’nın savunma bütçesi, 2005’te 2,5 milyar dolarken, 2018’de 8 milyar dolara çıkmış durumda. Endonezya, Hint-Pasifik bölgesi genelindeki diğer ülkeler gibi, Washington’ın küresel egemenliğinin önündeki olası bir meydan okuma olarak gördüğü Çin’e karşı ABD önderliğindeki askeri yığınaklara ve tehditlere karışmış durumda.

Son derece askerileştirilmiş Güney Çin Denizi’nde, çeşitli ülkelerden gelişmiş savaş gemileri ve uçakları, bir anda yıkıcı saldırılara girişmeye hazır bekliyor. Ama sadece 1.000 kilometre güneydoğudaki Sulawesi’de, travma geçirmiş binlerce depremzede, günlerini ve haftalarını yardımsız geçirmek zorunda bırakılıyor ve Devlet Başkanı Widodo, onlara, “sabırlı olun” diyor.

2004 felaketi sırasında, Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono’nun hükümeti, yüz binlerce tsunami mağdurunu kaderine terk etmişti. Yeniden inşa yaklaşık on yıl sürüncemede kalırken, yerinden olmuş insanlar yıllarını berbat durumdaki kamplarda geçirdiler. Çoğu her şeyini kaybetmiş olan Sulawesi depremzedeleri de, aynı vurdumduymaz muameleyi bekleyebilirler.

Endonezya, bu konudaki tek örnek değildir. Çin’deki ve Nepal’deki depremlerden ABD’deki ve Haiti’deki kasırgalara kadar, dünya genelinde, kar odaklı kaygılar, doğal felaketleri sonsuz derecede kötüleştiriyor. İklim değişikliği ve çevresel bozulma; acil durum hizmetlerinin yokluğu; yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik ve hükümetlerin savunmasız insanları koruma doğrultusunda uluslararası ölçekte işbirliği yapmaması, bunun sonuçları arasındadır.

Sri Lanka’daki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Genel Sekreteri Wije Dias, 2004’teki tsunaminin birinci yıldönümünde yayınlanan bir açıklamada, şunları belirtmişti: “Sıradan insanların insani içgüdüleri, siyaset kurumunun tepkisiyle çarpıcı bir zıtlık oluşturmaktadır. Onlar, uluslararası işçi sınıfının yarattığı muazzam kaynakların dünya halklarının toplumsal gereksinimlerini karşılamak için kullanılması durumunda, ne olacağına ilişkin ufak bir işaret vermektedir.”

Dias, uluslararası yardım operasyonunun başarısızlığının, zamanını doldurmuş kapitalist ulus devlet sisteminin yerine uluslararası sosyalizme dayanan bir sistemin geçirilmesine girişen bilinçli bir siyasi hareketin gerekliliğini gündeme getirdiğini açıklamıştı. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin uğruna mücadele ettiği böyle bir hareketin inşası, bugün, her zamankinden daha acildir.

Tom Peters