İstanbul 3. Havaalanı’ndaki eylemin ardından yüzlerce inşaat işçisi gözaltına alındı

Jerry White
19 Eylül 2018

Hafta sonu, Türkiye’deki yüzlerce inşaat işçisi, İstanbul’daki yeni havaalanı şantiyesindeki ölümcül çalışma koşullarına karşı kitlesel protestolar düzenlemelerinin ardından, polis ve jandarma tarafından gözaltına alındılar.

Binlerce işçi, bir işçi servisi kazasında 17 arkadaşlarının yaralanmasının ardından iş bıraktı ve öfkeli protestolar düzenledi. Bu kaza, işçilerin temel iş güvenliği korumalarının olmaması ve hükümetin ve yüklenici firmanın dev havaalanını 29 Ekim’e kadar açma baskısı yapması nedeniyle inşaat alanında gerçekleşen çok sayıda iş kazasının sonuncusuydu.

Yüzlerce işçi, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız” sloganı attı. İşçileri destekleyen #KöleDeğiliz etiketi, Türkiye genelinde güçlü destek gördü.

Dev Yapı-İş Sendikası Başkanı Özgür Karabulut’a göre, polis ve jandarma, iş bırakan işçilerin protestolarını sona erdirmek için askeri araçlar, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandılar. Karabulut, Reuters’a, telefonla, “İşçi kamplarına 30 jandarmayla girdiler, kapıları kırdılar ve 500 kadar işçiyi gözaltına aldılar” dedi.

Protestocu işçilere saldıran polis ve jandarma

İnşaat işçileri, işçileri toplayıp gözaltına alan devletin güvenlik güçlerinin videolarını yayınladılar. Gözaltındaki inşaat işçilerinin bir kısmı Pazar günü serbest bırakılırken, bu yazı yazıldığı sırada, yüzlerce işçi hala İstanbul’daki polis ve jandarma karakollarındaydı.

Hürriyet gazetesine göre, İstanbul Valisi Vasip Şahin, çalışmayı reddeden ya da “diğerlerini kışkırtmaya çalışan” 401 kişinin gözaltına alınmış olduğunu söyledi. Gazete, valinin, 275 kişinin Pazar sabahı serbest bırakıldığını ve havaalanı işletmecisi İstanbul Grand Airport’un (İGA), “sorunların üzerine eğilmeye” başladığını söylediğini aktardı.

Karabulut ise, Pazar günü, 160 kişinin serbest bırakıldığını ve sendikanın 360 kişinin hala gözaltında olduğunu tahmin ettiğini söyledi. O, Reuters’a, “Geçen gece serbest bırakılan bazı arkadaşlarımız kampa geri alındılar ama çalışmıyorlar” dedi ve ekledi: “Bu protestoların uzun süre devam etmesini bekliyoruz.”

İşçiler, Cuma günkü bir servis kazasında yaralandılar

Bir İGA yetkilisi, protestoları önemsiz gibi gösterdi ve Reuters’a, havaalanının planlandığı gibi 29 Ekim’de açılacağını söyledi. İGA’nın Kurumsal İletişim Müdürü Gökhan Şengül, “Çalışanlarımız takvime göre çalışıyor, hiçbir aksama yok... Cuma günü sendika temsilcileri kılığında gelen provokatörlerin çıkardığı küçük bir protesto oldu” dedi.

İşçiler, aylardır, şantiyedeki çalışma koşullarını protesto ediyorlardı. Erdoğan hükümetinin dünyadaki en büyük havaalanı olacağını söylediği 3. Havaalanı, hükümet için vitrin niteliğinde bir inşaat projesi.

Bu koşulları uzun süredir kabul eden Dev Yapı-İş Sendikası, güvenilirliğini arttırma çabasıyla, havaalanı inşaatının “işçiler için bir toplama kampından farksız” olduğunu belirten bir açıklama yayınladı.

Önceki Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan, geçtiğimiz Nisan ayında havaalanı inşaatını ziyaretinde, inşaatın 2015’te başlamasından beri iş kazalarında 27 işçinin öldüğünü söylemişti. Ancak işçiler, bu rakamın gerçeği olduğundan çok daha küçük gösterdiği suçlamasında bulunuyorlar.

Ulaştırma bakanının ziyareti, hükümetin 35.000 dolayında işçinin çalıştığı şantiyede yaşanan 400 dolayında ölümü gizlediğini söyleyen muhalif Cumhuriyet gazetesinin Şubat ayındaki bir haberinin ardından gelmişti.

İşçiler, gazeteye, işverenlerin onlara, hedeflenen açılış tarihinde yaşanan birkaç ertelemenin ardından üretkenliği arttırmaları için baskıya yaptığını ve birçok ölümün bildirilmemiş kaldığını söylediler. Çünkü hükümet, çoğu İstanbul’dan uzaktaki yoksul köylerde yaşayan kurbanların ailelerine, 400.000 bin lira civarında “sus parası” ödüyordu.

Gözaltına alınan işçilerden bazıları

İşçiler, Cumhuriyet’e, ölümcül olayların çoğunun, havaalanı inşaatı çevresinde binlerce kamyonun büyük ölçüde denetimsiz trafiğinden kaynaklandığını ve polis yetkilileri ile denetçilerin bunları görmezden geldiğini söylediler. Bir sendika yetkilisi olan Yunus Özgür, gazeteye, kazaların her hafta 2-3 işçinin ölümüne yol açtığını söyledi.

İşçiler, ayrıca, kötü yiyeceklerden, böcek istilasından, yatakhanelerindeki tahtakurularından ve ödenmemiş ya da geç ödenen maaşlarından yakınıyorlardı. İşçiler, sosyal medyada, böceklere, toplanmamış çöplere ve kaldıkları yerlerdeki tavanlarda ve duvarlarda bulunan çatlaklara ilişkin videolar ve fotoğraflar paylaştılar.

Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimi, Türk lirasının değer kaybı, artan enflasyon ve bir işten çıkarma dalgası sınıfsal gerilimleri şiddetlendirirken, işçi sınıfından gelen muhalefetten korkuyor.

Türk ekonomisinin son on yıldaki büyümesi, esasen, köprüler, otoyollar ve şimdi de İstanbul’daki üçüncü havaalanı inşaatını yönetmiş olan Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) dönemindeki 15 yıllık bir hızlı inşaat büyümesine dayanıyordu. Ancak bu projeler, şu anda kesilmekte olan, dünya mali piyasalarındaki ucuz kredi erişilebilirliğine bağımlıydı.

Geçtiğimiz Cuma günü, Erdoğan, hükümetin, enflasyonu dizginlemek ve bu yıl dolar karşısında yüzde 60’tan fazla değer kaybetmiş olan TL’yi desteklemek için yeni yatırımları dondurduğunu söyledi. İnşaat sektörü, şimdiden, on binlerce işçiyi işsiz bırakacak ve ihracata bağımlı ekonominin diğer sektörlerini yavaşlatacak şekilde, durma noktasına gelmiş durumda. Ford, Mercedes Benz ve Renault, otomotiv işçileri için ücretsiz “izinler”e hazırlanıyor.

Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016’daki ABD destekli darbe girişiminin ardından ilan ettiği olağanüstü hal (OHAL) altında, grev ve protesto hakkı sert biçimde kısıtlanmıştı. OHAL’in Temmuz ayında kaldırılması, büyük ölçüde sembolik bir adımdı. İstanbul’daki havaalanında yaşanan toplu gözaltıların gösterdiği gibi, büyük devlet baskısı yapısı, tümüyle el değmemiş kaldı.

Geçtiğimiz Ocak ayında, MESS ile üç büyük sendika, 130.000 dolayındaki metal işçisini yatıştırma umuduyla, ortalamada yüzde 24,6’lık bir ücret artışı sağlayan iki yıllık bir toplu sözleşme imzaladılar. Anlaşma, Erdoğan’ın, “milli güvenliğe zararlı” olacağı gerekçesiyle, sektör genelinde planlanmış olan bir grevi yasaklamasının ardından gelmişti. Metal işçileri, hükümetin kararnamesine meydan okumuş ve “OHAL patronlar içinse, grev bizim için” yazılı dövizlerle gösterilerine devam etmişlerdi.

Şubat ayında, İçişleri Bakanlığı, Türk ordusunun Suriye’nin Afrin kentine yönelik saldırısını protesto ettikleri ya da sosyal medyada eleştirdikleri için, 845 kişinin terör suçlamalarıyla gözaltına alınmış olduğunu duyurmuştu.

İşçilerin yatakhanelerinin kapılarını kıran güvenlik güçleri

Aynı ay, Evrensel gazetesi, iki inşaat işçinin, memleketleri Diyarbakır’a uçmak için İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na geldiklerinde polis tarafından gözaltına alındıklarını bildirmişti. Nazım Toplu ve Ahmet Polat adlı iki işçi, polis tarafından, “kuşkulu” göründükleri gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. Onlara, hükümeti eleştiren herhangi bir şey paylaşıp paylaşmadıklarını görmek için Facebook hesaplarını açmaları söylendi. Onlar, bu tür taleplerin yasadışı olduğunu söyleyerek bunu yapmayı reddedince, polis, işçilerin cep telefonlarına el koymuş ve telefonlarından sosyal medya hesaplarına girmişti. Sonunda, iki işçi, polisin onların daha önceki soruşturmaların hedefi olmadığını söylemesiyle serbest bırakılmıştı.

Havaalanındaki ölümcül kazalar, Avrupa ve ABD merkezli çok uluslu şirketler için bir ucuz emek tedarikçisi işlevi gören Türkiye’deki işçilerin ölümcül koşullarını vurgulamaktadır. 2014’te, 28 AB ülkesi, işle bağlantılı toplam 3.700 ölümü kayda geçirmişti. Türkiye ise, tek başına, 1,600 ölümcül kaza olayına sahipti. Türkiye’deki İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, geçtiğimiz yılki iş cinayeti sayısını, 2.006 olarak bildirdi. Bu rakam, 2016’da 1.970 idi.

2014’te, Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan bir kömür madeninde yangın çıkması sonucunda, 301 işçi, Türkiye tarihindeki en kötü iş cinayetlerinden birinde ölmüştü. Bu trajedi, özelleştirmenin ve Uluslararası Para Fonu (IMF) destekli “yapısal uyum” planlarının ürünüydü. Bu politikalar, Erdoğan ve onun Türkiye egemen sınıfının tüm hiziplerinden öncelleri tarafından dayatılmış ve sendikalar eliyle kabul ettirilmişti. O dönem, madencilerden Oktay Berrin, AFP’ye, “Bu madende hiçbir iş güvenliği yok. Sendikalar sadece kukla ve yönetimimiz yalnızca parayla ilgileniyor.” demişti.

İstanbul’daki inşaat işçilerinin öfke patlaması, işçi sınıfının dünya çapında yükselen hareketinin ve radikalleşmesinin bir parçasıdır. Eylül 2008’deki küresel mali çöküşten (ki kapitalist hükümetler bunun ardından mali aristokrasiyi kurtartmaya girişmişti) on yıl sonra, Avrupa’daki, Amerika’daki, Afrika’daki ve Asya’daki işçiler, kötüleşen yaşam koşullarına, kemer sıkmaya ve işyerlerindeki sömürüye karşı giderek artan sayıda greve ve protestoya girişiyorlar. Bu hareket, gitgide, kapitalist kar sistemine karşı uluslararası bir hareket biçimini alacaktır.