Rus uçağı, İsrail’in Lazkiye’ye füze saldırısı sırasında düştü

Bill Van Auken
19 Eylül 2018

Pazartesi günü, Suriye’nin başlıca liman kenti ve Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetinin bir kalesi olan Lazkiye, görünüşe göre bir Rus askeri uçağını içindeki 14 askerle birlikte düşüren bir füze saldırısına uğradı.

Saldırılar, Rusya ile Türkiye’nin, İdlib vilayetine yönelik Rusya destekli bir hükümet saldırısının önüne geçme konusunda ortak bir anlaşmayı duyurmasından birkaç saat sonra geldi. Bu, Batı’nın büyük bir müdahalesini ve dünyanın iki büyük nükleer gücü olan ABD ile Rusya arasında olası bir çatışmayı tetikleme tehdidi oluşturuyordu.

Suriye devletinin haber ajansı SANA, füze saldırılarının, Suriye savunma bakanlığı ile bağlantılı olan ve söylendiğine göre füze üretimiyle uğraşan Teknik Sanayiler Kurumu’nu hedef aldığını bildirdi.

Suriye hükümeti kaynakları, saldırıların, son haftalarda hem ABD’nin hem Rusya’nın Suriye’de yükselen gerilimlerin ortasında deniz kuvvetlerini takviye ettikleri Akdeniz’den geldiğini söylediler.

Görünen o ki, füze saldırıları, Hmeymim’deki büyük bir Rus hava üssü yakınlarında gerçekleşmiş.

Suriye kaynakları, ülkenin hava savunma sistemlerinin, İsrail tarafından fırlatıldığını söyledikleri birkaç füzeyi vurup düşürdüğünü iddia ettiler. Rus kaynakları ise, saldırıları, liman kentini vurmak için görünüşe göre Lübnan ve Akdeniz üzerinden uçan dört F-16 savaş uçağına bağladı.

İsrail’de yayınlanan Jerusalem Post, [saldırının] “Rusya-İsrail koordinasyonunu kapsıyor olabileceği” spekülasyonunda bulundu. Rusya ve İsrail ordu komutanlıkları “çatışmayı önleme” yönünde sıkı bağlar kurmuş durumda ve yaygın biçimde, İsrail’in Suriye’deki İran varlıklarına yönelik saldırılarının önceden Moskova ile netleştirildiğine inanılıyor.

Ancak, Rus hava savunma sistemlerinin, Lazkiye’ye ateşlenen füzelerin vurulup düşürülmesinde yer aldığına ilişkin haberler vardı.

Rusya Savunma Bakanlığı, ayrıca, içinde 14 kişinin bulunduğu İl-20 uçaklarından birinin, İsrail savaş uçakları tarafından vurulup düşürülmüş olduğu olasılığını gündeme getirecek şekilde, saldırı sırasında radar ekranlarından çıktığını bildirdi. Hmeymim hava üssündeki personel, bir arama-kurtarma operasyonu düzenliyor.

Moskova, ayrıca, Fransız Donanması fırkateyni FS Auvergne’nin, İsrail’in F-16 saldırıları ile aynı zamanda, Akdeniz’den füzeler ateşlediğini bildirdi.

The French Frigate FS Auvergne, which Russia claimed fired rockets around the time that its aircraft went missing, Credit: French Navy

Bir Pentagon sözcüsü ve Donanma Komutanı olan Sean Robertson, Voice of America’ya, “bunun bizimle ilgisi olmadığını kesin bir şekilde söyleyebilirim” dedi. ABD, Rus İl-20’nin düşürülmesinden Suriye hükümetine ait bir uçaksavar bataryasının kazara sorumlu olduğunda ısrar ediyor.

Saldırılara bir elektrik kesintisi eşlik etti ancak buna gelen füzelerin mi yol açtığı yoksa olası hedefleri gizlemek için elektrik sistemini kasten kapatma kararının bir sonucu mu olduğu konusunda çelişkili haberler var. Elektrik, saldırıdan kısa süre sonra geri geldi.

Lazkiye’ye yönelik saldırı, İsrail’in Şam Uluslararası Havaalanı’na düzenlediği; söylendiğine göre silahların ve bazı açıklamalara göre İran’a ait bir Boeing kargo uçağının bulunduğu hangarları yok eden hava saldırılarından sadece iki gün sonra gerçekleşti.

Bu ayın başında, İsrail ordusundan bir yetkili, Tel Aviv’in saldırılar konusundaki geleneksel “yorum yok” politikasından kopmuş ve İsrail’in, geçtiğimiz 18 ayda 800 kadar mühimmatla en az 200 hedefi vurduğunu kabul etmişti. Başbakan Binyamin Netanyahu, Cumartesi günü, Şam havaalanına yönelik saldırıdan birkaç saat sonra, İsrail’in, Suriye’de, İran kuvvetlerinin ülkeden çıkartılmasını kapsayan “kırmızı çizgiler”ini dayatıyor olduğunu açıkladı.

Beyaz Saray ve Pentagon da, şu anda Suriye’de konuşlu bulunan 2.000’i aşkın ABD askerinin kalıcı varlığını sadece IŞİD’le mücadele değil ama İran’ın Suriye’deki ve daha geniş bölgedeki etkisine karşı koyma adına gerekçelendiren aynı dış politika hedefini ileri sürüyor.

Lazkiye’ye yönelik saldırı, ABD’nin Suriye çatışmasını sıcak tutmadaki çıkarları göz önünde bulundurulduğunda, ABD kuvvetleri doğrudan rol almış olsun ya da olmasın, kuşkusuz Washington’ın desteğine sahipti.

Söz konusu saldırı, Pazartesi günü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında Karadeniz’deki Soçi kentinde düzenlenen toplantının hemen ardından geldi. Orada, iki devlet başkanı, Suriye hükümeti askerleri ile İdlib vilayetinde kümelenmiş Batı destekli “asiler” arasında ortaklaşa devriyeye çıkılacak bir “silahlardan arındırılmış bölge” kurma anlaşmasını duyurdular.

Bu güçler arasında hakim olan, El Kaide’nin Suriye kolu olan ve önceden El Nusra Cephesi olarak bilinen grubun önderlik ettiği bir İslamcı milisler koalisyonu olan Tahrir El-Şam’dır.

Putin, basın toplantısında, anlaşmanın, El Nusra dahil “tüm radikal savaşçılar”ın İdlib’ten geri çekilmesini ve tüm “ağır silahlar”ın silahlardan arındırılmış bölgeden çıkarılmasını şart koştuğunu söyledi.

Erdoğan, “Bu kararla büyük bir insani kriz yaşanmasının önüne geçtiğimize inanıyorum” dedi ve iki ülke arasındaki anlaşmanın bölgeye umut getireceğini söyledi.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, gazetecilere, İdlib’e karşı, geçtiğimiz haftalarda an meselesi olarak görülen bir saldırının olmayacağını belirtti.

Washington ve aralarında Fransa’nın, Britanya’nın ve Almanya’nın bulunduğu NATO müttefikleri, hep birlikte, Şam’ın İdlib’de bir kimyasal silah saldırısı düzenleme yönündeki sözde planlarından söz ederek, Suriye’ye karşı büyük bir saldırı tehdidinde bulunmuşlardı. Bu arada, Rusya Savunma Bakanlığı, “asiler”in klor açığa çıkartarak ve böylece bir ABD-NATO saldırısına bahane sağlayarak, bu tür bir saldırı tezgahlamaya hazırlandığına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu iddia etmişti.

Washington’dan gelen son açıklamalar, sadece kimyasal bir saldırıya değil ama Rusya destekli Suriye’nin sivil kayıplara yol açan herhangi bir saldırısına da bir askeri yanıt verileceği tehdidine kadar genişletilmişti. Bu açıklamalar, son iki yılda Suriye ile Irak’taki operasyonları on binlerce cana mal olan ve milyonlarca insanı sığınmacı haline getiren ABD hükümetinden gelmektedir.

Bu arada, Türkiye, kendi güçlerini İdlib’e yerleştirmiş durumda. Hürriyet gazetesi, Pazartesi günü, tankların ve 50 dolayında askeri aracın sınırı geçtiğini ve vilayetin güneyindeki, Rusya’nın ve Suriye hükümetinin hava saldırılarının hedefi olmuş olan Cisr eş-Şuğur bölgesine doğru ilerlediğini bildirdi.

Putin, Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani 7 Eylül’de Tahran’da bir araya geldiklerinde, Putin, Erdoğan’ın İdlib’de bir ateşkes teklifini reddetmiş ve hem Moskova hem de Şam, El Nusra’yı vilayetten çıkarma ve hükümetin denetimini yeniden kurma kararlılıklarını tekrarlamıştı.

Görünen o ki, Putin hükümeti, İdlib’e yönelik bir saldırının NATO üyesi Türkiye ile bir çatışmaya ve ABD’nin ve müttefiklerinin uzun süreli bir askeri saldırısına yol açacağına ilişkin doğrudan tehdit karşısında, Ankara ile bir uzlaşma aramaya karar verdi.

Bu anlaşmanın nasıl gerçekleşeceği, özellikle de El Nusra önderliğindeki güçlerin Ankara destekli sözde “ılımlı” İslamcı milislerden nasıl ayrılacağı hiçbir şekilde net değil. Bu güçlerin, “canlı kalkanlar”ını bırakmayı kabul etmesi pek mümkün görünmüyor. “Canlı kalkan”, ABD medyasının, Washington’ın düşmanları hakkında konuşurken serbestçe kullandığı ama El Kaide bağlantılı müttefikleri ile ilgili olarak asla kullanmadığı bir terimdir. İdlib’ten gelen haberler, El Nusra’nın, Suriye hükümeti ile bir barış anlaşmasını destekleyenleri asmak için darağaçları kurduğunu belirtiyor.

Bu arada, Erdoğan, Soçi’deki basın toplantısında, Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarına yönelik en büyük tehdidin, ülkenin doğu kısmındaki statejik açıdan önemli petrol sahalarının kontrolünü ele geçirmede ABD ordusunun başlıca vekil kara gücü işlevi gören YPG’nin varlığı olduğunu söyledi.

Soçi’deki anlaşma Erdoğan’a yarayan bir diplomatik darbe oluşturuyor olabilir; ancak bu, Washington tarafından kesinlikle aynı şekilde görülmüyor. ABD ile Türkiye’nin, Washington’ın YPG ile ittifakı, Erdoğan’ın Moskova’yla uzlaşması ve ABD’nin, Türkiye’deki ekonomik krizi derinleştiren yaptırımlar uygulaması üzerinden araları gitgide açılmış durumda.

Pazartesi günü Lazkiye’ye yapılan saldırının ABD önderliğinde Suriye’ye karşı daha geniş bir saldırı savaşının tırmanmasının başlangıcı olup olmadığı, ilerleyen saatler ve günler içinde açık hale gelecek. Kesin olan şu ki, Suriye’deki mücadelede yoğunlaşan patlayıcı jeopolitik çatışmalar, çok daha geniş bir bölgesel ve hatta küresel bir savaş biçiminde patlak verme tehdidi yaratıyor.