Tayland’daki mağara kurtarması ve emperyalizmin insani ikiyüzlülüğü

Bill Van Auken
12 Temmuz 2018

Dünya genelinde milyonlarca insan, bir erkek çocuk futbol takımının 12 üyesini ve antrenörlerini Tayland’ın kuzeyindeki su basmış bir mağaradan kurtarma çabalarına ilişkin canlı medya akışına gözlerini dikmiş durumda.

Kayıp takım üyelerinin, 23 Haziran’da Tham Luang mağarasında kaybolmalarından dokuz gün sonra bulunması, neredeyse mucize gibi görünmüştü. Onları canlı olarak dışarı çıkarma yönündeki zorlu ve şimdiye kadar başarılı çabalar da daha az dikkate değer değildir.

Yaşları 11 ile 17 arasında değişen erkek çocuklar ve 25 yaşındaki antrenörleri Ekaphol Chantawong, yiyeceksiz ve yükselen suyla çevrili bir şekilde karanlıkta yeraltında kapana kısıldıkları korkutucu koşullarda canlılıklarını ve dayanışmalarını korumuş görünüyorlar.

Çocuklardan dördü Pazar günü, ikinci dördü de Pazartesi günü mağaradan çıkarıldı. Son dört çocuğun ve antrenörlerinin bugün [10 Temmuz] kurtarılmaları bekleniyor.

Kurtarmaları gerçekleştiren dalgıçlar, bazıları yüzme bilmeyen çocuklara ulaşmak için 11 saatlik bir yolculuk yapmak zorundalar. Su altındaki geçişler o kadar dar ki, geçmek için hava tanklarını çıkarmaları gerekiyor.

Operasyonun içerdiği tehlikeler, Cuma günü, mağaraya oksijen tankı götürme görevinden dönen eski bir Tayland deniz komandosunun ölümüyle vurgulandı. Kurtarma görevlileri, mağaralardaki su seviyesini yükselten muson yağmuru tehdidi dikkate alındığında, oksijen tehlikeli şekilde düşük seviyelere inerken bile, yine de devam etmek dışında bir seçenekleri olmadığı sonucuna vardılar.

Tüm kurtarma çalışması, onları canlı çıkarma hedefine ulaşmak için uluslararası işbirliği ve büyük kaynak aktarımı ile birlikte, bir insani dayanışma dışavurumu ve yüzeyin altında kapana kısılmış gençlerin yazgısına yönelik kaygı eliyle karakterize edildi.

Tehlikeli kurtarmaya katılan 90 uzman dalgıcın yarısından fazlası, Tayland’a yurtdışından koşup gelmiş gönüllülerdi. Hollanda’dan bir su tahliyesi uzmanları ekibi suyu mağaradan dışarı pompalamaya yardım etmek için olay yerine gelirken, Çinli mağara kurtarma uzmanları ABD’li personel ile yan yana çalıştı.

Uluslararası işbirliği ve görünüşe göre, bu çabanın arkasında seferber edilen sınırsız kaynaklar ile beraber kurtarma görevlilerinin özverisi ve muazzam becerisi ilham verici olmakla birlikte, bunlar, kaçınılmaz olarak, benzer yeteneklerin, dünya çapında milyonlarca emekçinin ve gencin karşılaştığı çok daha büyük günlük trajedilerde ve felaketlerde neden uygulamaya dökülemediğine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Yanıt, kapitalizmin küresel egemenliğinde yatmaktadır. Kar sistemi, toplumsal iyiliği varlıklı seçkinlerin servet birikimine tabi kılmakla kalmamakta; ekonomik açıdan gitgide bütünleşmiş bir dünyanın rakip ulus devletlere bölünmüşlüğünü sürdürerek uluslararası kaynakların akılcı bir şekilde seferber edilmesini engellemektedir. Kontrol edilemeyen ekonomik, toplumsal ve jeopolitik krizler ile sarılmış olan dünya kapitalizmi, başta ABD olmak üzere, yalnızca artan mali asalaklığa, sarsıcı toplumsal eşitsizlik düzeylerine ve bir dünya savaşı yönelimine yol açmaktadır.

8 milyon insanı açlıktan ölümün eşiğine getiren Washington destekli Suudi Arabistan önderliğindeki acımasız savaşta, Yemen’e yağan ve ABD’nin tedarik ettiği bombaların ve füzelerin altında kapana kısılmış milyonlarca genç insan var. Sadece geçtiğimiz yıl, 50.000 Yemenli çocuk açlıktan ölürken, binlercesi de bombardımanlarda ve hızla yayılan kolera salgınında yaşamlarını kaybetti. Onların vahim durumuna yönelik herhangi bir medya ilgisi şöyle dursun, bu insanlar yararına uluslararası bir kurtarma çabası söz konusu değil; yalnızca, ABD hükümetinin onları öldürenler için artan desteği var.

ABD savaşları ve emperyalist ekonomik yağma, 68,5 milyon sığınmacıyı evlerini terk etmeye zorlamış ve çoğu çocuklardan oluşan bu büyük nüfusu Avrupa’nın ve ABD’nin sınırlarına göndermiş durumda. Avrupa ve Amerika hükümetleri, kurtarmak şöyle dursun, onlara ülkelerini “istila etme” peşinde koşan suçlular gibi davranıyorlar. Avrupa’da, sığınmacılar için, Almanya’da ve kıta genelinde toplama kampları kuruluyor.

ABD’de, Trump yönetiminin göçe “sıfır hoşgörü” politikası, sınırı geçmeye çalışan her sığınmacının tutuklanıp hapsedilmesi anlamına geliyor.

Tayland’daki dramın büyük kısmı çocuklarına yeniden kavuşmayı bekleyen ve mağara girişinin dışında nöbet tutan kapana kısılmış gençlerin anne-babalarına odaklanırken, ABD’de, binlerce çocuk, sığınmacıları cezalandırıp caydırmanın bir yolu olarak göçmen anne-babalarının kollarından koparılıp alınıyor.

Kapitalist hükümetlerin devam eden mağara kurtarması karşısındaki ikiyüzlülükleri sınır tanımıyor. Tayland’a yardım göndermeyi teklif edenler arasında, kısa süre önce yurttaşlarının sığınmacı çocuklarına herhangi bir şekilde yardım etmesini ceza gerektiren bir suç haline getiren aşırı sağcı Macaristan hükümeti de var.

Trump da, Pazar günü Twitter’da şöyle yazdı: “ABD, tüm çocukları mağaradan ve emniyete çıkarmak için Tayland Hükümeti ile yakın bir şekilde çalışıyor. Çok cesur ve yetenekli insanlar!”

Onun yönetimi, Porto Riko en az 5.000 insanı öldüren ve adayı bugüne dek harap edilmiş bir halde bırakan Maria Kasırgası eliyle yıkıma uğradığında, kaynak sağlamak şöyle dursun, bu tür bir cesareti ve yeteneği seferber etmekten tümüyle aciz ve buna isteksiz olduğunu kanıtlamıştı.

Geçtiğimiz yüzyılın ilk on yılında, emperyalizmin altın çağı sırasında, Alman devrimci Rosa Luxemburg, emperyalist güçlerin, kendi egemenliklerine yönelik her türlü muhalefeti bastırmadaki ölüm saçan acımasızlıkları göz önünde bulundurulduğunda, doğal afetler karşısında sergiledikleri insani gösteriş ikiyüzlülüğüne dikkat çekmişti.

O zamanki felaket, 40.000 dolayında insanı öldüren, Martinique adasındaki Pelee Yanardağı patlamasıydı.

Britanyalıların Afrikalıları, Amerikalıların Filipinlileri ve bütün büyük güçlerin diğer topraklardaki sömürge halklarını katletmesine atıfta bulunan Luxemburg, şunları yazmıştı:

“Ve şimdi hepsi Martinique’e yöneldi, hepsi yeniden tek yürek ve tek akıl oldular; yardım ediyor, kurtarıyor, gözyaşlarını siliyor ve yanardağın öç alıcı tahribatına lanet ediyorlar. Pelee Yanardağı, yüce dev, gülebilirsin; bu iyiliksever katillere, bu ağlayan etçillere, Samiriyelinin giysisindeki bu canavarlara tiksintiyle tepeden bakabilirsin. Ama başka bir yanardağ gök gürlemesi sesini yükselttiğinde, bir gün gelecek: bir yanardağ ki, kulak versen de vermesen de, kaynayıp fokurduyor ve tüm iyilik taslayan, kana bulanmış kültürü yeryüzünden silip atacak.”

Bugün, Trump’ın ve “Samiriyelinin giysisindeki” diğer “canavarlar”ın sahte kaygısı ve sempatisi ile onların tüm dünyadaki işçi sınıfına ve ezilenlere yönelik acımasızlığı arasındaki keskin karşıtlık, eşitsizliğin, şiddetin ve baskının egemen olduğu ve sosyalist devrim için olgunlaşmış bir toplum açısından simgeseldir.