İtalya sığınmacı gemisi Lifeline'ı zor durumda bıraktı

Alex Lantier
28 Haziran 2018

Avrupa Birliği (AB) içindeki artan çatışmaların ortasında, İtalya hükümeti, 23 Haziran Cumartesi günü, Alman kurtarma gemisi Mission Lifeline'ı, 239 sığınmacı ile birlikte zor durumda bıraktı. Kurtarma gemisi, dün (24 Haziran Pazar günü), kendisine acil gıda ve su gönderen ama sığınmacıların karaya çıkmasına izin vermeyen Malta'nın batısındaki sularda beklemeye devam ediyordu.

Roma'nın Fransız kurtarma gemisi Aquarius'u, 629 sığınmacıyı yetersiz yiyecek ve su ile zor durumda bırakacak şekilde geri çevirmesinden iki hafta sonra, Lifeline'daki sığınmacılar (14'ü kadın, dördü çocuk), insanlık dışı koşullarda, bir kez daha büyük AB devletlerinin dayatmalarına rehin tutuluyorlar.

Bu, AB göçmen akışını durdurma ve Libya üzerinden Avrupa'ya ulaşarak Ortadoğu'daki ve Afrika'daki savaşlardan kaçmayı umut eden insanlara sığınma hakkı tanımama hamlesinin ardından İtalya ile Libya arasındaki Akdeniz sularında yaşanan dehşetlerin yalnızca biridir.

Dün (24 Haziran Pazar), AB destekli Libya sahil koruma gemileri, aralarında 110 kadının ve 70 çocuğun olduğu 460 sığınmacıyı taşıyan iki tekneyi durdurdu ve onları önce Trablus yakınındaki bir deniz üssüne, ardından da Khoms kentindeki bir sığınmacı kampına götürdü. Bu kamp, Libya hükümetini deviren ve ülkeyi rakip İslamcı milisler arasında iç savaşa sürükleyen 2011 NATO savaşından bu yana faaliyette. İnsan Hakları İzleme Komitesi'nin (HRW) 2014 yılında yayınladığı bir raporda, NATO destekli Libyalı yetkililerin, bu kampta, sığınmacılara “kırbaçlama, dayak ve elektrik şoku” yoluyla işkence yaptığı belirtiliyordu.

Orta Akdeniz'de yaşanan kriz, üyeleri tüm Avrupa'da ve Akdeniz'de göçmenlere yönelik saldırıları büyük ölçüde tırmandırmayı planlayan AB'nin barbarlığına ilişkin yanıtlanamaz bir suçlamadır. İtalya'nın, yüzbinlerce göçmeni ülkeden çıkarma sözü vererek göreve başlamış olan aşırı sağcı İçişleri Bakanı Matteo Salvini, ülkedeki Romanların sayımını başlatmış durumda. Bu, Romanların İtalya'dan topluca çıkartılması tehlikesi oluşturmaktadır.

Dün (24 Haziran Pazar), 28-29 Haziran'da yapılacak AB Konseyi toplantısına hazırlık amacıyla göç üzerine Brüksel'de düzenlenen bir mini AB zirvesi çöktü. Bu mini zirveye katılan ülkeler, üst düzey AB yetkilileri ve devlet başkanları sığınmacı konusunda birbirlerine açıkça hakaretler yağdırdığı için, ortak bir açıklama üzerinde anlaşamadılar.

Toplantı öncesinde, Almanya Başbakanı Angela Merkel, göç konusunda tüm AB çapında bir anlaşmanın olmayacağı uyarısında bulunarak, bu zirvelerin olası sonuçlarına ilişkin beklentileri azaltmaya çalışmıştı. Mini zirveyi “bir çalışma ve danışma toplantısından başka bir şey değil” olarak adlandıran Merkel, “Perşembe ve Cuma günü 28 ülke düzeyinde... kapsamlı göç konusunda bir çözüme ulaşılmayacak” uyarısında bulundu. O, bunun yerine, çeşitli AB ülkeleri arasında “ikili, üçlü ve çok taraflı” anlaşmalar üzerinde anlaşılabileceğini söyledi.

Gerçekte, mini zirve neredeyse gerçekleşmedi ve devam ettiğinde de bir anlaşmaya varamadı. ABD Başkanı Donald Trump'ın AB güçlerinin desteklediği sonuç bildirisi önerisini veto ettiği G7 görüşmelerinin benzeri yaşanmamış çöküşünden iki hafta sonra, bizzat AB, başlıca Avrupalı devletleri arasında artan milliyetçi ve yabancı düşmanı çatışmaların ortasında, çöküşün eşiğinde duruyor.

Sonunda, mini zirveye, AB'ye üye 28 devletten yalnızca 16'sı katıldı. Visegrad grubu ülkeleri (Macaristan, Polonya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti), AB'nin sığınmacıları kendi ülkelerine göndermeye çalışma kararı alma olasılığını protesto etmek amacıyla, toplantıyı boykot ettiler. İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, zirvede değerlendirilecek bir taslak AB açıklamasının Çarşamba günü dağıtılmasının ardından, katılmama kararı aldı.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker tarafından desteklenen açıklama, AB'nin Frontex sınır polisinin büyük ölçüde genişletilmesi çağrısı yapıyor. Bu, göçmenleri baskı altında tutmak ve Avrupa'ya ulaşmalarını engellemek için, kendi hükümetine yönelik içeriden bir tehditle karşı karşıya olan Merkel'in tercih ettiği politikadır. Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Merkel'in otoritesine meydan okuma ve Avrupa'daki sığınmacıların Almanya'ya girmesini engellemek için Alman sınır kontrollerini tek taraflı olarak yeniden başlatma tehdidinde bulunmuştu.

Conte, “bütünüyle yeni bir öneri” dediği “Göçe yönelik çok düzeyli Avrupa stratejisi” adlı şeyi ileri sürdü ve bu önerinin, AB'deki sığınmacılar ile onların ilk geldiği AB ülkesinin ilgilenmesi gerektiğini belirten Dublin Anlaşması'nı “bütünüyle sollayacağını” iddia etti. AB'nin Dublin Anlaşması, Afrika'dan gelen ve Fransa ile diğer AB ülkelerinin kendi topraklarına girmelerine izin vermediği çok sayıdan göçmenin sorumluluğunu İtalya'ya bırakmış durumda.

İtalyan hükümeti, aynı zamanda, Lifeline'daki sığınmacılara, Salvini'nin gemide çaresizce kapana kısılmış yüzlerce insandan “insan eti” olarak söz etmesinde olduğu gibi, iğrenç hakaretler yağdırıyor.

Lifeline personeli, buna, bir Twitter mesajı ile karşılık verdi: “Sayın Matteo Salvini, burada güvertedeki insan etleri değil ama insanlar var... Sizi, samimiyetle, bunların boğulmaktan kurtardığımız insanlar olduğuna ikna olmaya davet ediyoruz. Buyrun, buraya gelin!” Küçük gemi, aynı zamanda, denizde fırtına çıkması durumunda daha iyi korunma sağlayacak olan Danimarka konteyner gemisi Alexander Maersk ile buluşmayı umduğunu bildirdi.

Çeşitli AB devlet ve hükümet başkanları, sığınmacılara yönelik gerici önerilerde bulunuyorlar. Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Avrupa içinde “kapalı gözaltı merkezleri” çağrısı yaptı. Bunlar, adı konmamış toplama kampları olacaklardır.

Salvini, Macron'un ikiyüzlülüğünü kınayıp Fransa'nın daha fazlasını yapmasını talep ederek yanıt verdi. İtalya'ya “dört yıl içinde 650.000 kişi geldi ve 430.000'i [sığınma için] başvuruda bulundu” diye yakınan Salvini, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda, 170.000 sığınmacı, 5 milyar avroyu aşan maliyetle otellere, binalara ve apartmanlara yerleştirilmiş durumda. Eğer kendini beğenmiş Devlet Başkanı Macron için sorun değilse, onu hakaret yağmuruna son vermeye; çok sayıda Fransız limanını açmaya ve [Ventimiglia'daki İtalya-Fransa sınırından gelen sığınmacı] kadınları, çocukları ve erkekleri geri göndermekten vazgeçmeye davet ediyoruz.”

Ancak Macron, sığınma hakkına saldıran bir yasayı ve Romanların Fransa'dan çıkarılmasını içeren politikalarında herhangi bir değişiklik yapmayacaktır. O, bunun yerine, sığınmacıları almayı reddeden ve yalnızca Visegrad grubunu değil ama İtalya'yı da kapsayan AB ülkelerine yaptırım tehditlerinde bulunarak ve Fransa “hiç kimseden ders almaz” diyerek karşılık verecek.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Seehofer'ın sığınmacıları engellemek için Alman sınır kontrollerini başlatması durumunda, kendisinin de aynısını yapacağı uyarısında bulundu.

Sonunda, AB'nin göç zirvesinde ortak bir açıklama üzerinde anlaşma sağlanamadı ve Junker ile AB Komisyonu karar önerisini geri çekti. Conte, buna, sonuçtan “gerçekten memnun” olduğunu söyleyerek tepki gösterdi.