Binlerce sığınmacı Sahra Çölü’ne doğru ölüm yürüyüşüne zorlanıyor

Bill Van Auken
28 Haziran 2018

Geçtiğimiz 14 ay içinde, aralarında hamile kadınların ve çocukların bulunduğu 13.000'den fazla sığınmacı ve göçmen, Cezayir güvenlik güçleri tarafından, zorla, birçoğunun açlıktan ve maruz kaldıkları koşullardan dolayı öldüğü Sahra Çölü’ne doğru yürütüldü.

Associated Press'in (AP) açığa çıkardığı şok edici olay, yüzlerce göçmenin bir kum fırtınası içinde zorla ilerleyişini ve diğerlerinin Cezayir'in Nijer sınırında bırakılıp silah zoruyla çöle gönderilmek üzere aşırı dolu kamyon konvoylarında sevk edildiği gösteren görüntülerle doğrulandı.

Bizzat AP'nin belirttiği gibi, Cezayir hükümetinin bu canice politikası, Kuzey Afrika'daki yönetimleri Avrupa ülkelerinin sınır muhafızları işlevi görmeye ve göçmen akışını yıldırma, şiddet ve ölüm yoluyla engellemeye ikna etmeye çalışan Avrupa Birliği'nin emriyle uygulanıyor.

Sığınmacılar, Sahra Çölü’ne, Cezayir güvenlik güçleri tarafından, yiyecek ve su olmaksızın, çoğu durumda da paralarına ve cep telefonlarına el konulduktan sonra gönderiliyor. Onlara, hava sıcaklığının 49 dereceyi bulduğu çölün karşısında, 15 kilometre kadar uzakta, Nijer'de bulunan en yakın yerleşim yerinin yönü gösteriliyor.

Göçmenler, AP'ye, “her defasında yüzlerce kişi halinde bir araya getirildiklerini, güneydeki Sıfır Noktası olarak bilinen yere doğru altı ile sekiz saat yolculuk yapmak üzere açık kamyonlara doldurulduklarını; ardından, kendilerine Nijer yönü gösterilerek çöle atıldıklarını” anlatmışlar. “Onlara, bazen silah zoruyla, yürümeleri söylenmiş.”

Bu yürüyüşten sağ kurtulan 20 göçmen, haber ajansına, gruplarındaki bazı insanların bunu başaramadığını ve çölde öldüğünü anlatmış. Sınırı geçmeye zorlandığında hamile olan Liberyalı Janet Kamara, “Yerlerde ölü kadınlar, erkekler vardı... Yolu bilmeyen başkaları çölde kayboldular. Herkes kendi başının çaresine bakıyordu.”

Kamara'nın çocuğu doğarken ölmüş ve o, bebeği çölde üstünkörü bir mezara gömmüş. Kamara, “Çocuğumu kaybettim.” diyor.

Dünya medyası, Akdeniz’i binlerce insan için mezarlık haline getirmiş olan Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya tehlikeli geçişler üzerine odaklanmışken, Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) göre, denizde boğularak ölen her sığınmacıya karşılık, iki sığınmacı Sahra Çölü’nün aşırı sıcağı ve ağır koşulları nedeniyle ölüyor. IOM, çöldeki ölü sayısının, 2014'ten bu yana 30.000'i aştığını tahmin ediyor.

Cezayir tarafından sınırdışı edilen göçmenler, Nijer, Mali, Gambiya, Gine, Fildişi Sahili, Senegal ve Liberya gibi Sahta Altı ülkelerden geliyor.

IOM'un Assamaka'daki görevlilerinden Alhoussan Adouwal, AP'ye, “Onlar binler halinde geliyorlar... Böyle bir şeyi daha önce hiç görmedim. Bu bir felaket.” diyor.

Avrupa Birliği'nin bir sözcüsü, AP'ye, AB'nin Cezayir'in sığınmacılara ve göçmenlere yaptıklarının farkında olduğunu ama “egemen ülkeler”in, Uluslararası yasalara uydukları ölçüde bu tür sınırdışıları gerçekleştirebileceğini düşündüğünü söyledi.

Sığınmacılara Sahra Çölü’nde uygulanan vahşetin açığa çıkarılması, AB üyesi devletlerin göç konusunu tartışmak üzere Perşembe günü düzenleyecekleri bir zirvenin öngününde gerçekleşti.

Bu zirvenin öncesinde, AB dış politika şefi Federica Mogherini, AB üyesi devletlerin, Kuzey Afrika'da “göçmen eleme” kamplarının inşasını gözönünde bulunduran bir Afrika güven fonuna daha fazla para yatırmasını istiyor. AB zirvesinin gündeminin ilk sırasında, sığınmacıların Cezayir'deki, Mısır'daki, Libya'daki, Fas'taki, Nijer'deki ve Tunus'taki bu tür kamplarda tutulması önerisinin olması bekleniyor.

İtalya'nın yeni İçişleri Bakanı ve sağcı, göçmen karşıtı Lega partisinin önderi Matteo Salvini, zirve öncesinde, Libya Sahil Koruma güçlerinin Pazar günü yaklaşık 1.000 kişiyi yakalamasının ardından, bu “mükemmel kurtarma işi”nden dolayı hükümeti kutlamak için Trablus'a uçtu. İtalya ile diğer Avrupalı devletler tarafından finanse edilen, eğitilen ve bir ölçüde yönetilen Libya Sahil Koruması'nın amacı, Avrupa'ya ulaşmaya çalışan sığınmacıları kurtarmak değil; onları Libya'ya geri getirmektir. Onlar Libya'da, işkencenin ve öldürmenin, hatta köle olarak satılmanın sıradan bir olay olduğu kamplarda hapsedilmekle karşı karşıyalar.

Salvini, İtalya'nın, denizdeki sığınmacıları kurtarmaya çalışan yardım gruplarının Libya sularındaki “tam istila”sını engellemek için, BM tarafından tanınan ve Trablus dışında pek bir varlığı olmayan yönetim ile birlikte çalışacağını söyledi.

Salvini, sığınmacıları taşıyan kurtarma gemilerinin İtalyan limanlarına yanaşmasını reddetmesiyle kötü bir ün kazanmış durumda. O, bu ayın başlarında, aralarında hamile kadınların ve çocukların olduğu 600'den fazla sığınmacıyı taşıyan Aquarius'un geri dönmesini emretmiş ve gemiyi İspanya'ya doğru tehlikeli bir yolculuğa zorlamıştı. Şu anda, Akdeniz'de, biri Alman yardım grubu Mission Lifeline'ın işlettiği ve güvertesinde 234 kişi bulunan bir tekne ile 100 sığınmacıyı taşıyan Danimarka bayraklı Alexander Maersk adlı kargo gemisi nereye gideceğini bilmeden dolaşıyor. Salvini, yeni İtalyan hükümetinin derin ırkçılığını ve gericiliğini gözler önüne serecek şekilde, sığınmacılardan “insan eti” olarak söz etmişti.

Bu arada, Aquarius'un yanaşmasına izin vermiş ve İtalyan hükümetinin tavrını kınamış olan İspanya'daki PSOE hükümeti, Salvini'nin Libya'daki görevine benzer bir iş için, göçmen tecrit kampları konusunda işbirliğini sağlamak amacıyla, İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska'yı Fas'a gönderdi.

İspanya'nın yeni Kalkınma Bakanı Jose Luis Abalos, Cadena Ser radyosuna, her ne kadar İspanya sığınmacıların içinde bulunduğu kötü duruma yönelik “saygılı, insani bir yaklaşım” sergiliyor olsa da, “Avrupa'nın denizcilik kurtarma örgütü” haline gelme niyetinde olmadığını anlattı.

İnsan hakları grupları, sığınmacıların, Libya'daki, Mısır'daki ya da yoğun insan hakları ihlali siciline sahip diğer Kuzey Afrika ülkelerindeki kamplarda tutulmaları durumunda, tacize uğrayacakları ve sığınma haklarının yadsınacağı uyarısında bulundu. Bu merkezlerin oluşturulmasında önemli bir rol oynayan AB Göç Yetkilisi Dimitris Avramopoulos, bu kaygılara, “Bu konuda son derece açık olmak istiyorum. Ben göçmenler için bir Guantanamo Bay'e karşıyım.” sözleriyle yanıt verdi. O, Küba'daki Guantanamo Bay Deniz üssünde bulunan ve ABD'nin “terörle mücadele”sinde toplanmış olanların sistematik işkenceye maruz kaldığı hapishaneye gönderme yapıyordu.

Sağcı hükümetlerin ve politikacıların kışkırttığı siyasi cinnet hızla tırmanırken, sığınmacıların ve göçmenlerin sayısı, Başkan Donald Trump'ın Orta Amerika'dan gelen sığınmacıları herhangi bir sığınma işlemi olmaksızın çöle geri gönderme arzusunu ifade ettiği ABD'de olduğu gibi, Avrupa'da da, sürekli olarak azalmaktadır.

Birleşmiş Milletler Sığınmacılar Yüksek Komiserliği'ne göre, Avrupa'ya ulaşan göçmenlerin sayısı, geçen yıla göre yarı yarıya azalmış ve 2016'dakinin dörtte birinden az.

Hem Avrupa'daki hem de ABD'deki “göçmen krizi”, işçi sınıfını bölmeyi ve kapitalizmin yaratmış olduğu kötüleşen koşulların suçunu nüfusun en fazla ezilen kesimlerinin, emperyalist savaşın ve baskının kurbanlarının üstüne atmayı amaçlayan tehlikeli bir siyasi yalandır.