Fransa egemen sınıfı Suriye’de savaş için haykırıyor

Alex Lantier
19 Mart 2018

Britanya Başbakanı Theresa May eski Britanya casusu Sergey Skripal’ın gizemli zehirlenmesinin ardından Rusya ile ilişkileri kesmeye yönelirken, Fransız egemen seçkinleri içinde savaş politikası üzerine bir tartışma patlak veriyor.

Bu tartışma, Fransa’daki ve dünyanın diğer ülkelerindeki gençler ile işçiler için bir uyarıdır. Fransa Başkanı Emmanuel Macron zorunlu askerlik talep ederken, NATO zorunlu olarak askere alınmış gençlerden oluşan büyük orduların sevk edileceği savaşların koşullarını yaratıyor. May’in tehditlerinin gösterdiği gibi, olaylar yalnızca Ortadoğu’da savaşa değil ama aynı zamanda nükleer silahlı bir rakiple, Rusya ile bir çatışmaya doğru gelişiyor.

Fransa’daki tartışma, May’in Skripal olayının ciddi bir soruşturması yapılmadan Rusya ile bir cepheleşmeyi tırmandırma kararının arkasındaki siyasi meselelere de işaret ediyor. Bu henüz netleşmemiş olayda karara varmadaki acelenin ardında, Avrupa egemen sınıfının güçlü hizipleri Rusya’yı, Türkiye’yi ve Suriye’yi hedef alan askeri bir tırmanmanın nasıl artırılacağını hesaplıyorlar.

İlk işaret, Pazar akşamı, 2013 yılında Rusya’nın muhalefetine rağmen Suriye ile bir NATO savaşı istemiş ve ardından, Washington saldırmamaya karar verdiğinde küçük düşürücü bir şekilde bu düşüncesinden vazgeçmek zorunda kalmış olan eski Başkan François Hollande’dan geldi. Geçen yıl halk arasında rağbet görmediği için seçimlere yeniden katılmama kararı almasının ardından devlet işlerinden çekilmiş olan Hollande, Le Monde’da savaş çağrısı yapmak için köşesinden ortaya çıktı.

Hollande, nefes kesici bir hedefler listesi sundu. Örtülü bir şekilde Macron’un politikasını azarlayan Hollande, Rusya’nın Türkiye ve Suriye ile bağları hakkında uyarıda bulundu: “Rusya yıllardır silahlanıyor ve o tehdit ediyorsa, onun da tehdit edilmesi gerekir. Moskova, Ankara’nın Suriye’deki Kürt müttefiklerimizi bombalamasına izin vererek, aynı zamanda NATO’yu bölmeye çalışıyor. Daha bir yıl önce, [Rusya Devlet Başkanı] Vladimir Putin, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için yeterince sert sözcükler bulamıyordu. Şimdi, bu iki ülke Suriye’nin bölünmesi konusunda anlaşmış durumdalar.”

Hollande, tehlikede olanın yalnızca Suriye değil ama dünya düzeni ve Fransa’nın onun içindeki yeri olduğunu vurguladı: “Mesele, [Suriye Devlet Başkanı] Beşar Esad’a nasıl yanıt verileceğinden çok, Vladimir Putin’e nasıl tepki gösterileceğidir… Batı, tehlikenin gerçek boyutunun farkına varmak zorunda.” Üstü örtülü olarak Macron’un Putin ile diyalog çağrılarına gönderme yapan Hollande, “Putin ile konuşma”nın “onun çıkarlarını engelsiz biçimde ilerletmesine izin verilmesi” anlamına gelmemesi gerektiğini; Trump öngörülemez olduğu için “harekete geçme”nin “Fransa’ya, Avrupa’ya, NATO’ya düştüğünü” belirtti.

O, Rusya’nın ötesinde, Suriye’de Guta ile Afrin’de Suriye ve Türk uçaklarına karşı uçuşa yasak bölgeler uygulanması (yani bu bölgelere girdiklerinde vurularak düşürülmeleri) çağrısı yaptı. Hollande, “Türkiye ne tür bir müttefik ki kendi müttefiklerine karşı hava saldırıları düzenliyor?” diye sordu. O, Macron’u hedef alarak, “Eğer ben koalisyonumuz bağlamında Kürtleri desteklediysem, bu onları mevcut durumlarında terk etmek için değildi. Eğer ben Beşar Esad yönetimine karşı çok sert idiysem ki sürekli serttim, bu onun siyasi muhalefeti ortadan kaldırması ve kendi halkını katletmesi için değildi.”

Hollande’ın açıklamaları, Macron’dan gelen ve seçilmesinden bu yana yaptıklarını savunan sert bir yanıta yol açtı: “Fransa, geçtiğimiz Mayıs ayından bu yana, suça dahil olmayıp diyalog yoluyla etkili olmaya çalışan tutarlı ve uyumlu bir politika izliyor. Geçtiğimiz yıllarda Suriye’de Rusya ile tam diyaloğun olmaması bizim ilerlememize izin verdi mi?

Macron, Hollande’ın adını anmadan, ona 2013’te tek başına girişmediği bir kara savaşı çağrısı yaptığı için saldırdı: “Açık olmamız gerekiyor. Fransa Suriye’de karada askeri müdahalede bulunmayacak. Bunu son derece kesin olarak söylüyorum. Bugün bize ders veren kimilerinin aynı kararları almış olduğunu düşünüyorum.”

Bununla birlikte, Macron, kısa süre içinde, kendi kabinesi içinde Türkiye ile cepheleşmenin bir savunucusu ile karşılaştı. Hollande’ın Savunma Bakanı olan Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Türkiye’nin Afrin müdahalesini eleştirdi: “İslam Devleti’ne karşı mücadele bizim Levant’taki askeri müdahalemizin başlıca nedenidir. Bu ulusal güvenlik önceliğidir ve biz, oradaki Türk tavrının, nihayetinde, Suriye’de geriye kalan İD güçleri üzerindeki baskıyı zayıflatacağından kaygılıyız.”

Avrupa Birliği’nin (AB) Moskova’ya karşı Londra’nın çizgisini benimsemesi için baskı yapan Journal de Dimanche, Skripal olayına “Avrupalı bir yanıt” istedi. O, Paris ve Berlin “Vladimir Putin ile oldukça ‘samimi şekilde’ tartışıyor ve sessiz kalamazlar. Rusya’nın bu tür davranışlarla AB içinde daha derin yarıklar açmasına izin veremeyiz. İtalya, Yunanistan, Macaristan ve başka küçük ülkeler, Rusya tarafından, daha hoşgörülü olmaları için ayartılıyor. Eğer Avrupa kendisini savunmak istiyorsa ve bu yalnızca siber ya da enerji konuları ile ilgili değilse, bunu birlik içinde yapmalı.” diye yazdı.

Egemen sınıf içinde sert bir çatışma yükseliyor. Dün, Fransa’nın eski sağcı başbakanı Jean-Pierre Raffarin, May’i eleştirdi ve askeri tırmanma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Raffarin şunları söyledi: “Ben Bayan Theresa May’in, herhangi bir soruşturma sonucuna sahip olmadan, sağlam bir suçlamada bulunacak son derece kesin unsurlara sahip olmadan bu tepkide bulunarak çok ileri gittiğini düşünüyorum… Bayan Theresa May ‘saldırıya uğradık, tepki vereceğiz’ demek için Britanya kamuoyuna seslendiğinde, Ruslar, doğallıkla, ‘eğer siz tepki gösteriyorsanız, biz de sizin tepkinize tepki göstereceğiz’ yanıtını verecektir. Buna tırmanma denir; tehlikeli olan da budur.”

İşçilerin ve gençlerin uyarılması gerekiyor: bu tartışmadaki politikacıların hiçbiri barış istememektedir. Onların hepsi kitleleri ülke dışına savaşa göndermeye can atıyor. Macron zorunlu askerliğe geri dönme ve Mali’deki savaşı tırmandırma çağrısı yapıyor. Raffarin, başbakan iken Fransa’nın Fildişi Sahili’ne müdahalesinin ve Afganistan’daki NATO işgalinin ilk aşamalarına nezaret etmişti. Onlar, emperyalist savaşlar açıp açmama konusunda değil ama savaşmak için en iyi stratejinin ne olduğu konusunda anlaşamıyorlar.

Tartışma, Washington ile AB arasında ABD’nin AB ürünlerine karşı ticaret savaşı tehditleri ve NATO ile Washington’dan bağımsız bir AB ordusu planları üzerine yaşanan sert anlaşmazlıkları yansıtmaktadır.

Hollande’ın eleştirileri, egemen sınıfın, Macron’un AB’ye önderlik eden bir Alman-Fransız ekseni planının Britanya ve ABD gibi müttefikleri düşman ettiğinden kaygılı kesimlerinin düşüncelerini yansıtıyor. Macron ise, ABD’nin, Rusya’ya yönelik, doğu Ukrayna’daki Rusya destekli güçlere saldırmak için Ukraynalı milisleri silahlandırma tehdidi gibi politikalarının son derece tehlikeli olduğunu ve AB’nin bağımsız askeri eyleme geçebilme kapasitesine sahip olması gerektiğini düşünenler adına konuşuyor.

Macron’un bir Berlin-Paris ekseni planlarının önündeki engeller hızla belirginleşiyor. Bunlar, bu hafta sonunda, yeni kurulmuş Alman Büyük Koalisyon hükümetinin yetkilileri görüşmeler için Paris’e geldiğinde bir testten geçecekler.

Macron, Frankfurter Allgemeine Zeitung’a, Berlin’den yardım isteyen bir konuşma yaptı ve “Eğer Almanya harekete geçmezse, planlarımın bir kısmı başarısızlığa mahkum. Birbirimize bütünüyle bağımlıyız. Almanya’nın yokluğunda ya da ona karşı bir Avrupa projesinin başarıyla taçlanacağına bir an olsun inanmıyorum.” dedi. “Biz her yıl yüz binlerce göçmen alamayız” diyen Macron, Berlin ile Paris’in önderliğindeki bir AB’nin militarist, sığınmacı karşıtı bir blok olduğunu da ortaya koydu.