BM Genel Kurulu Trump’ın Kudüs kararını tanımadı

Jordan Shilton
29 Aralık 2017

Perşembe günü düzenlenen BM Genel Kurulu’nda 128 ülke ABD başkanının 6 Aralık’ta Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma açıklamasını kınarken, Trump yönetimi küçük düşürücü bir yenilgiye uğradı. 128’e karşı 9 oy ve 35 çekimser, ABD’nin aşırı yalıtılmışlığını yansıtmakta ve Ortadoğu’da şiddetli bir çatışma olasılığını arttırmaktadır.

Oylama öncesinde, Trump’ın ve başka yetkililerin saldırgan bir korkutma ve gözdağı kampanyasına tanık olunmuştu. Çarşamba günü, Trump, ABD’ye karşı oy kullanan ülkeleri kalkınma yardımını kesmekle tehdit etmişti. Trump, “Yüz milyonlarca hatta milyarlarca dolar alıp sonra da bize karşı oy kullanıyorlar.” demiş ve eklemişti: “Pekala, oyları izliyoruz. Bırakın bize karşı oy kullansınlar. Oldukça tasarruf edeceğiz. Umurumuzda değil.”

ABD’nin BM temsilcisi Nikki Haley, saldırıları dünkü Genel Kurul’da yaptığı konuşmada sürdürdü. Halley, “ABD, egemen bir ulus olarak hakkımızı kullandığımız için Genel Kurul’da saldırıya maruz kaldığımız bu günü anımsayacak.” dedi ve ekledi: “Pek çok ülke, sık sık yaptıkları gibi, bizi daha fazla ödeme yapmaya ve etkimizi kendi çıkarlarına kullanmaya çağırınca da bunu hatırlayacağız.” O, konuşmasını, kurula, küstahça, oylamanın sonucu ne olursa olsun Washington’ın politikasına sadık kalacağını bildirerek sürdürdü.

Yalnızca Togo, Marshall Adaları, Mikronezya, Palau, Nauru, Guatemala ve Honduras Kudüs’ü tanıma yararına ABD ile İsrail’in safında yer aldı. 35 ülke çekimser kaldı ve 21 ülke oylamaya katılmadı. Bu, Trump’ın ve Haley’in tehditlerinin bir miktar etkide bulunmuş olduğunun bir belirtisiydi.

Her ne kadar ABD bir dizi BM kararında İsrail’e verdiği destekle kendisini sık sık küçük bir azınlık içinde bulsa da, çok sayıda devletin ABD’ye bu kadar açık bir şekilde karşı koymaya hazır oluşu, emperyalistler arasındaki artan uzlaşmazlıkların ve ABD kapitalizminin uzun süreli gerilemesinin bir ifadesidir.

İsrail ile ilgi kararlarda çekimser kalma eğiliminde olan Britanya, Fransa ve Almanya gibi geleneksel ABD müttefikleri, Trump’ın açıklamasını kınamak üzere oy kullandı. Muhtemelen ABD’nin en yakın müttefiki olan ve BM’de İsrail’i savunmak için defalarca oy veren Kanada bile, çekimser kaldı.

Trump’ın sert tehditlerinin böylesine az etkide bulunması ve Washington’ın tavrının kesin bir şekilde reddedilmesi, ABD’nin Ortadoğu’da saldırgan bir şekilde tepki verebileceği ve yıkıcı bir bölgesel çatışmayı tetikleyebileceği yönündeki tehlikeyi yalnızca arttırmaktadır.

Trump yönetiminin haydutça ve zorbaca eylemleri, bu hafta başında Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde açıklandığı gibi, büyük güç çatışmaları sürdürme yoluna girme ile bağlantılıdır. Çeyrek yüzyılı aşkın süredir neredeyse kesintisiz savaş yürüten ve bu süreçte milyonlarca insanı öldüren Amerikan egemen sınıfı, şimdi, açık bir şekilde, 20. yüzyılın iki dünya savaşından beri görülmemiş ölçekte askeri çatışmalar tasarlıyor.

Trump’ın, Kudüs konusundaki çizgisine karşı çıkan devletlere mali yardımı kesme tehdidini uygulaması, Ortadoğu üzerine büyük güç gerilimlerini yalnızca daha fazla tırmandıracaktır. Mısır, Ürdün, Afganistan, Irak ve Pakistan; bunların hepsi, kararı destekleyerek Washington’a karşı çıktı. Almanya’nın önderlik ettiği Avrupalı güçler, Kudüs kararını, bölgedeki etkilerini ABD zararına genişletmek için bir fırsat olarak yorumladılar ve ABD’nin desteğinin azalmasının yarattığı boşluğu hızla dolduracaklar. Washington’ın enerji zengini bölge üzerinde tartışmasız egemenliğini sağlamlaştırma biçimindeki saldırgan yöneliminin önündeki başlıca engeller olan Rusya ve Çin de bu fırsatı değerlendirecek.

Bağlayıcı olmayan Genel Kurul oylaması, Haley’in Güvenlik Konseyi’nde karara karşı tek oyu vererek geçmesini engellemesinden üç gün sonra gerçekleşti.

Trump’ın Kudüs kararı, İsrail-Filistin çatışmasına Washington’ın ve diğer büyük emperyalist güçlerin teşvik ettiği iki devletli bir çözüm biçimindeki onlarca yıllık sahtekarlığa son verdi. Bu adım, Filistinlilerin demokratik ve toplumsal özlemlerini emperyalist güçler ile bir anlaşma elde ederek güvenceye alabileceğini iddia eden burjuva milliyetçi perspektifin iflasını açıkça ortaya koydu.

Bu, Perşembe günü, Filistin Yönetimi (FY) yetkilileri, özünde İsrail’in Filistin halkını onlarca yıldır acımasızca ezdiği mevcut durumu savunan bir kararın geçmesini alkışlarken, tümüyle sergilendi. ABD emperyalizmi için sadık bir güvenlik görevlisi olarak hizmet eden ve Filistinliler arasında yaygın bir şekilde nefret edilen FY Başkanı Mahmud Abbas, oylamayı, “Filistin için bir zafer” olarak kutladı.

Abbas’ın sözcüsü Nebil Ebu Rudeyneh, “Bu işgale son vermek ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletimizi kurmak için Birleşmiş Milletler’deki ve tüm uluslararası kurullardaki çabalarımızı sürdüreceğiz.” diye ekledi.

Gerçekte ise, Washington, bu tür bir devletin ortaya çıkmasını hoş görmeye razı olmadığını açıkça göstermiştir. Avrupalı emperyalist güçler Filistinlilerin yazgısıyla daha fazla ilgili değiller. Onlar, Washington’ın İsrailliler ile Filistinliler arasında bir anlaşmaya arabuluculuk yapamamasını ve Suriye’deki askeri müdahalesinin krizini, Ortadoğu’da kendi yağmacı emellerini ilerletmek için, kendi çıkarlarına kullanmayı umuyorlar.

Genel Kurulu Trump’ın politikasına saldırmak için kullanan burjuva Arap yönetimleri, Filistinlilerin karşı karşıya olduğu korkunç koşulların tümüyle suç ortağıdır. Bu yönetimlerin tamamı, Trump’ın polisikasını açıklamasından önce bilgilendirilmiştir. İran ile askeri olarak cepheleşme politikasına İsrail’in desteğini kazanmaya istekli olan Suudi Arabistan, söylendiğine göre, Kasım ayında, İsrail’in Kudüs’ü kontrol etmesinin kabul edilmesini ve Filistin topraklarının bitişik olmayan birkaç küçük arazi parçalarına indirgenmesini kapsayan bir anlaşmayı kendisine dikte etmek için Abbas’ı Riyad’a getirtmişti.

Kudüs kararı, Trump’ın konuşmasından bu yana geçen iki haftada İsrail güvenlik güçleri kitlesel protestolara gerçek mermi ile karşılık verdiği için 1.900’ü aşkın Filistinliyi yaralayan, 10’unu öldüren ve 200’den fazlasını tutuklayan sağcı Binyamin Netanyahu hükümetinin elini güçlendirdi. ABD’nin kararı, ayrıca, Tel Aviv’i, İşgal Altındaki Topraklar’da, yasadışı yerleşim programında ısrarcı olmak dahil, uluslararası hukuku delmeye devam etme konusunda teşvik etti.

Netanyahu, beklendiği gibi, oylamanın ardından saldırıya geçti. Sonucu “akıl almaz” diyerek lanetleyen Netanyahu, Kudüs’ün “her zaman” İsrail’in başkenti olduğunu ve “her zaman da öyle kalacağını” ilan etti.

Trump’ın Kudüs politikası, Tahran ile savaşa hazırlanma amacıyla Ortadoğu’da İran karşıtı bir ittifak kurma çabaları ile bağlantılıdır. Trump’ın Arap önderlerine İran’a karşı koymak için bir Sünni ittifakı kurma çağrısında bulunduğu bir konuşma yapmak üzere Mayıs ayında Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesinden beri, o ve üst düzey yetkilileri, her fırsatta Tahran ile kendi müttefikleri arasındaki gerilimleri tırmandırıyorlar.

Trump’ın Kudüs’ü tanıması, İran’ın 2015 yılında Obama yönetimi altında imzalanan nükleer anlaşmaya uyduğunu kabul etmeyi reddetmesinden yaklaşık iki ay sonra geldi. O, Kongre’nin, İran’ın balistik füze programını da kapsayan daha sert yaptırımları kabul etmesini talep etti.

Perşembe günkü BM oylamasına giden süreç, yalnızca, Ortadoğu genelinde derinleşen gerilimlerin altını çiziyordu. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump’ın mali yardımları kesme tehditlerini kınadı ve uluslararası topluma, ABD’ye “iyi bir ders” verme çağrısı yaptı. Erdoğan, “Sayın Trump, siz Türkiye'nin demokrasi iradesini dolarlarınızla satın alamazsınız, bizim kararımız bellidir.” dedi ve ekledi: “Tüm dünyaya da sesleniyorum. Sakın ha, böyle ufak tefek dolarlarla demokrasi mücadelenizde iradenizi birilerine asla satmayın.”

Bu tür açıklamalarda en ufak bir siyasi duruş belirtisi olmasa da, Türkiye Filistin konusunu bölgedeki konumunu desteklemek için kullanmaya çalıştığı için, Erdoğan’ın ifadeleri, Ankara’nın Washington ile büyüyen çatlağını yansıtmaktadır. Erdoğan, bu yıl Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yedi kez bir araya geldi ve Türk hükümeti, bir Rus hava savunma sistemi satın alma niyetini ilan etti. Türk hükümeti, ayrıca, Kürt temsilcilerin Washington’ın büyük ölçüde dışlanmış olduğu Suriye barış görüşmelerinde hazır bulunması konusunda Rusya ve İran ile bir anlaşmaya varmış gibi görünüyor.